DELİORMANLI 

BLOĞUMA HOŞGELDİNİZ(Welcome)

02:29, 12/4/2008  ..  0 yorum  ..  Link

          



Bu vatan bizimdir,bizim kalacaktır...


         Bizim en büyük karakterimiz "dost" olmaktır.Kendimize dost, Yaradan 'a dost, yaradılana dost, hakka-hakikate dost.Dostluk sevgi ile, muhabbetle başlar, yine bunlarla serpilir büyür. Bu sevginin kaynağında ise en büyük sevgi, Alemlerin Rabbi 'ne sevgi vardır.

Biz çağlar boyu bu sevgiyi ispat etmiş, bu sevgiyi yaşamış ve yaymıştık.Ya şimdi ?

Sevgi ispat ister. İspat edilmeyen sevgi laftan öteye geçmez. Sevginin ispatı hayata yansıması, kuşatması iledir. Bunun için Rabbimiz şöyle buyurmuştur : "De ki: Eğer Allah 'ı seviyorsanız, bana uyunuz. Böylece Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın..." (Âl-i İmran,31) İşte her şeyin sahibi sevginin ispatını istiyor. O'nun dostluğunu, affını kazanmak istiyorsak, Efendimiz s.a.v.'in rehberlik ettiği bir hayatı yaşamaya çalışacağız. Ve o zaman "biz" olacağız. O zaman dost olacak, dost kalacağız. Ve o zaman, insanoğlunun ulaşabileceği en büyük nimete, Cenab-ı Mevlâmız'ın sevgisine, affına mazhar olacağız.
Sevginin ispatı demiştik. Kardeşlerimize sevgimizin de ispatı gerekir. Dostum dediğimiz, arkadaşım diye sarıldığımız insanlara olan sevgimizin...
Sahi, içimizden biri hastalandığında ne yapıyoruz? Düğününde neredeyiz?Cenazesinde? O sıkıntılar içinde kıvranırken biz neredeyiz? Desteğimiz nerede, kimlere? Evine en son ne zaman gitmiştik?
Kendimiz olabilmek, kendimiz kalabilmek bu soruların cevaplarında saklı.
Biz "denge" kavramını hayatına nakşetmiş insanlarız. (Ya da öyleydik de şimdi değilmiyiz?) Ne cimrilik, ne savurganlık... Ne korkaklık, ne cüretkârlık... Ne ataklık, ne atalet... Ne hırs, ne boşvermişlik... Ne kibir, ne eziklik... Biz "vasat"; orta yolda giden, itidal içinde yaşayan bir milletiz.
Peki hayattan, insanlardan beklentilerimizde de itidali miyiz?
Bize hayat ilkemizi rehberimiz Peygamberimiz öğretti : "Müslüman, dilinden ve elinden müslümanların zarar görmediği kimsedir..." (Buharî, Müslim) Sahi hâlâ böylemiyiz?
Dostlarımız, çevremizdeki insanlar, yüzümüze baktıklarında tebessümümüzle rahatlıyor mu hâlâ ? Yoksa yüzlerimizde dünya ehlinin alemi fesada götüren tatminsizliğinden bir gölge mi bulaşmış?
Rasul-i Ekrem s.a.v. "Din kardeşini güler yüzle karşılamak gibi bir iyiliği bile sakın küçük görme!"(Müslim) buyruğundaki tebessümün değerini biliyoruz değilmi? Güzel söz hâlâ sadaka değerinde, değil mi?
Biz, Sevgililer Sevgilisi s.a.v. 'in öğrettiği kardeşlik hukukuna riayet ettiğimiz ölçüde kendimiz olacağız, kendimiz kalacağız.
O hukuku hayatımızdan çıkardığımız gün ise, yaşadığımız zillete kendimiz de şaşıracağız.
VE AYNAYA BAKTIĞIMIZDA KENDİMİZİ TANIYAMAYACAĞIZ...


                    Sayın misafirim:Ben 58 yaşındayım. Türk siyasi tarihini 1965 yılından beri takip eden bir kişi olarak ,emin olun ülkemizi bu güne kadar iktidara gelen siyasi iradelerin,muhalefette doğruyu,iktidarda tam tersini yaptıklarını gördüm ve yaşadım.Vatanımızı parçalamaya,bağımsızlığımızı yok etmeye hangi siyasi ad altında olursa olsun,karşı çıkmayı kendime en büyük görev edindim.Vatan ve millet sevgisi kurşunlar karşısında belliolur.Bu gün ülkemizin dış ve iç güvenliğini sağlayan SİLAHLI KUVVETLER ve EMNİYET TEŞKİLATINA Allah(cc) yardımcı olması için dua etmekteyim.Genç kardeşlerim tarafsız yakın tarihimizi dikkatlice incelemeliler ve sonuçlarını sağduyularıyla değerlendirmelerini öneririm.Meydanlarda vatan millet nutukları atanlar,iktidara gelince ülkemizi dış güçlere adeta peşkeş çekmişlerdir.Şu an bakın Türkiye'nin haline,ekonomisi 400 milyar dolar borç altında,dış politikası Avrupa Birliğine bırakılmış,bağımsızlığı tehtid altında,ülkemiz parçalanmanın eşiğine getirilmiş durumda.Kendisini demokrat ve özgürlükçü sayan ,sözüm ona ülkemizi pazarlamayı kendine şiar edinenler,bir zamanlar ülkemizi işgal edip parselleyen (haydutlar birliğini)bu millete medeniyet projesi olarak yutturmaya çalışmışlardır ve hala yutturmaya bütün siyasi partiler yarış ediyorlar.Son yıllarda Türkiye'nin olmassa olmazı olarak gösterilenen ekonomide ( özelleştirmeyi)biraz geriye götürüp,günümüze gelmek istiyorum.Osmanlı devleti bilhassa Sultan Abdülmecıt devrinde küçümsenmeyecek seviyede ciddi bir sanayileşme programı uygulamıştır.Osmanlı'nın sanayileşme gayretleri 2 merhaledir.Birincisi 1839 yılıyla Kırım savaşının başladığı yıllar arasındaki devreki;devlet eliyle yapılan yatırımların ağırlıkta olduğu fabrikalaşma hareketidir.İkincisi Kırım savaşı sonrası ve bilhassa Abdülaziz devriki;bilgi ve tecrübe eksikliği,kötü idare,avrupa malları ile rekabet edememe,sanayileşme hareketi ve Kırım savaşının getirdiği yük gibi tecrübelerden sonra,devletçi sanayileşmenin terkedildiği,daha ziyade özel teşebbüsün(gayri milli unsurların)teşvik edildiği devre.Osmanlı'dan sonra ülkemizde önce devlet eliyle kalkınma,şimdide batılı güçlerin ve onların ayarlı yerli işbirlikçilerinin özelleştirme çabaları.Bu haydutlar birliği bu tezgahı OSMANLI'nın son zamanında uyguladılar ve Osmanlı'yı bitirdiler.Aynı özelleştirme tezgahını Avrupa birliğine giriş şartı koyup,Türkiye cumhuriyeti'ni bitirmek istiyorlar.Bu şanlı TÜRK milleti 2inci defa hata yapmamalıdır.Bu (haydutlar birliği)Osmanlı'nın sonunu özelleştirme teraneleriyle getirdiği gibi Türkiye'nin sonunu getiremiyeceklerdir.Bölgesinde ve dünyada en güçlü devletin,bizim devletimizin olacağına bütün kalbimle inanıyorum.Yüce ATATÜRK'ünde belirttiği gibi ülkemizi muasır milletler seviyesi üzerine çıkartmak bizlerin en temel görevi olmalıdır..Saygılarımla..
DELİORMANLI...


ÇOCUKLARIMIZA VE TÜM DÜNYA ÇOCUKLARINA YARDIM EDELİM.
http://www.unicefturk.org/menuvar02.php

http://technorati.com/faves/seherlerim(dizinim)
BENİM SİTEM:www.mehmettunabas.tr.com.tr

KÜRESEL ISINMAYI LİVE CAMDAN İZLEYİNİZ.
The worst and the most feared is happening. The North Pole is melting with an alarming rate. It is worst than first predicted.

See this with livecam here


RESİMLERLE DÜNYA TURU(Tıklayın)

 


     
    



Prof. Dr. Haydar Baş’tan ’’Sosyal Devlet’’ projesi

10:45, 9/4/2008  ..  0 yorum  ..  Link

 

                                                 zalimsultanux6
 
 


15 ülkeden 100’ü aşkın bilim adamı Prof. Dr. Haydar Baş’ın “Sosyal Devlet Milli Devlet” tezinin Türkiye ve dünya için tek çıkış yolu olduğunu Bursa’dan tüm dünyaya haykırdı.

Uluslararası Bağımsız Milli Ekonomi Modeli Birliği’nin Türk milletinin geçmişte üç kıtaya hükmettiği Osmanlı İmparatorluğun merkezi olan Bursa’da tertip ettiği 4. Uluslararası Sosyal Devlet Milli Devlet Kongresi sona erdi. Bursa’daki tarihi kongreye 15 ülkeden 100’ü aşkın bilim adamı iştirak etti. Kongreye ilim adamı düzeyinde katılan ülkeler şunlar; İsviçre, Almanya, Rusya, Estonya,  Fransa, Hollanda, Kazakistan, Macaristan, İspanya, Finlandiya, İngiltere, Bosna hersek, Özbekistan, Azerbaycan ve Türkiye. İki günde toplam altı oturum şeklinde gerçekleştirilen kongreye tebliğ sunan akademisyenlerin yanında çok sayıda misafir bilim adamı da katıldı.


Prof. Dr. Baş dakikalarca alkışlandı
İki gün boyunca devam eden “Sosyal Devlet Milli Devlet” kongresi Prof. Dr. Haydar Baş’ın muhteşem bir kapanış konuşmasıyla tamamlandı. Prof. Dr. Haydar Baş kapanış konuşmasını yapmak için kürsüye, kongreye katılan 100’ün üstünde yerli ve yabancı bilim adamlarının ayakta alkışları arasında geldi. Akademisyenlerin Prof. Dr. Haydar Baş’ı alkışlamaları dakikalarca devam etti. “Sosyal Devlet Milli Devlet” tezinin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş’ın konuşması sık sık alkışlarla kesildi. Prof. Baş’ın kapanış konuşması yaptığı sırada yerli ve yabancı bazı akademisyenlerin ayağa kalkarak alkışlamaları dikkatlerden kaçmadı.

Kapanış konuşması tezin sahibinden
Bursa’da iki gün süren “Sosyal Devlet Milli Devlet” kongresi Prof. Dr. Haydar Baş’ın muhteşem bir kapanış konuşmasıyla tamamlandı

Pazar günü kongrenin oturumlarının tamamlanmasından sonra başlayan Prof. Dr. Baş’ın konuşması kongrenin tüm yorgunluğuna rağmen bilim adamları tarafından ilgiyle sonuna kadar takip edildi. Prof. Dr. Haydar Baş aynı zamanda kongrenin konu edindiği “Sosyal Devlet Milli Devlet” teziyle ilgili çok geniş ve çarpıcı bir değerlendirme yaptı. Kapanış konuşmasında Prof. Dr. Haydar Baş’ın değindiği bazı konular şunlar;

İnsanlık aradığını tezimizde bulmuştur!
Sosyalizm ve kapitalizmden umduğunu bulamayanlar, esaretten bıkan halklar çare olarak Milli Ekonomi Modeli’ne sarılmıştır. Bağımsızlık için gerekli bu özellik dikkate alındığında, iktisat literatürüne girmiş olan milli ekonomi modelinin, uluslararası iktisat tezi olarak kabul görmesi tabiidir. Milli ekonomi modelinin bugün dünyanın bütün iktisat sitelerinde yer almış olmasının sebebi, insanlığın aradıklarını bu tezde bulmasıdır.

Sosyal devlet hakları garanti eder!
Vatandaşların sosyal devletten beklentileri devletin vatandaşının geçimini temin etmesi ve vatandaşlarına iş imkânlarını sağlaması, sağlık ve barınmasını garanti altına almasıdır. Bugün AB ülkeleri de dâhil bu imkânları vatandaşlarına hazırlayamamıştır. AB’nin işsizliğe bulduğu tek çare yarım gün çalışma yöntemidir. Sosyal devlet ise, Milli Ekonomi Modeli ile tam istihdamı garanti altına almaktadır. 

Sosyal devlet ‘alan el değil veren el’dir!
Milletinden vergi olarak toplanandan daha fazlasını millete veren devlete “sosyal Devlet” denir. Sosyal devlet alan el değil, veren eldir. Sosyal devlette, vatandaşa verilecek sosyal yardımların başında “Vatandaşlık Maaşı” gelir. Sosyal devlet demek, işsizlik konusunu halleden devlet demektir. Bu devlet kalıcı ve sürekli bir büyümeyi sağlar. Böyle bir piyasada herkes imkânlardan istifade edebilir.

Gerçek sosyal devlet vergi almaz!
Gerçek sosyal devlet hayata geçtiğinde tüketiciden vergi almayan bir devlet anlayışı ortaya çıkar. Her gelir grubundan aynı oranda vergi almanın yanlış olduğunu ifade ediyoruz. 100 milyarın altında geliri olandan vergi alınmaz. Bu tüketici grubuna devletin bir desteğidir.

Kongrede ne dediler?
Model bütün insanlık için kurtuluştur Prof. Dr. Juhani Tamminen – Finlandiya
Finlandiya’da Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli’nin birçok enstrümanları koruyucu tedbir olarak uygulamaya alındı. Örneğin, bazı dev Fransız şirketleri uranyum madenlerini topyekûn almaya kalkıştı. Ama hükümet yerinde müdahalelerle bu ve bunun gibi olaylara meydan vermedi. Kongremizin temelini oluşturan sevgili meslektaşımın eseri, Finlandiya gibi milli varlığını korumanın güçlükleriyle boğuşan ülkeler için son derece kıymetli bir rehber teşkil etmektedir. Diyebilirim ki, yeni sömürgecilik arayışlarına karşı koymak isteyenlerin elinde artık pratik ve kapsamlı bir rehber ve bir doğru yanlış çizelgesi vardır. Bu rehber, sadece Türk milleti için değil, hiçbir din ve ırk farkı gözetmeksizin bütün insanlık için bir kurtuluş projesidir, barış, adalet ve kalkınma modelidir. Bu modelin sahibi Prof. Dr. Baş’ı yürekten tebrik ediyorum.

Prof. Dr. Baş yüz akı bir bilgedir! Prof. Dr. Jyri Kadak – Estonya Tallinn Üniversitesi

Yirminci yüzyıl sonlarında, devlet ve vatandaş arasındaki bağın hiçbir mantıki gerekçeye dayanmadan yıpratılması, hatta koparılmaya çalışılarak dengelerin zorlanması çok ciddi problemlerden biridir.  Eserde benim en önemli bulduğum yön bu problemi telafi eden bir mekanizmayı somutlaştırması ve formülleştirmesi. Prof. Dr. Baş, devleti güçlendirirken, Sosyal Devlet enstrümanlarıyla milleti de kuvvetlendiriyor; “kaba devlet”i değil, bilakis “baba devlet” yapısını oluşturuyor. Model, öyle bir yapı geliştiriyor ki, hiçbir din, ırk ve sınıf farkı gözetmeksizin herkesi destekliyor, herkes kabiliyetine göre bu destekten azami istifade ile ya katma değer üretiyor veya üretilene müşteri olarak ekonominin sürekli büyümesine katkı sağlıyor. Bu yaklaşım, bugün insanlığın tıkandığı noktada, beklenen yaklaşımdır. Bu bağlamda sayın Prof. Dr. Baş, insanlık ve bilim adına bir yüz akı bilgedir.

Bu tez küreselleşmeye panzehirdir Prof. Dr. Patrick Boulogne – Fransa Paris Üniversitesi

Beni bu kongreye davet ettiklerinden ötürü Türk dostlarıma çok teşekkür ederim. Dostane olduğu kadar saygın olan böylesi bir ortamda düşüncelerimi ifade edebilmek benim için bir onurdur. Tehlikeli gerilimlerin gittikçe yoğunluk kazandığı günümüz dünyasında, yaşananları anlamak, tahlil etmek ve çözüm getirmek tüm dünyadaki aydınların acil sorumluluğudur. İşte bu çerçevede Prof. Dr. Haydar Baş’ın “Sosyal Devlet, Milli Devlet” tezi uluslar için bir can simididir ve insanlık tarihi açısından önemli bir aşamadır. Küreselleşme döneminde ‘milli devlet’e vurgu yapılması hayati derecede önemlidir.

Prof. Baş kalkınmanın adresini göstermiştir Prof. Dr. Ömer Saraçoğlu – İstanbul Üniversitesi
Prof. Dr. Haydar Baş Milli Devlet–Sosyal Devlet modeli ile bütün ulusların kendi kendine nasıl yetebileceklerinin nasıl kalkınabileceklerinin anahtarı olan Mili Ekonomi Modelini uygulayarak dünyanın beklediği barışa, sosyal adalete ve demokrasiye ulaşabileceklerinin adresini göstermektedir. Ve Prof. Dr. Haydar Baş Milli Devlet ve Milli Ekonomi tezleri ile fakirliği ve yoksulluğu ortadan kaldıracak projelerle insanlığın önüne yeni ufuklar açmaktadır.

Sosyal Devlet tezine hayran kaldım Prof. Dr. Metin TULGAR
“Sosyal Devlet/Milli Devlet” kitabının her cümlesini dikkatle ve hayranlıkla okuyorum. Bu tezin, Müslüman Türk dünyasının tezi olmasından onur duyuyorum.  İnsan hakları, demokrasi ve özgürlük gibi kutsal kavramların bilinçli şekilde çarpıtıldığı günümüzün karmaşık ortamında umutsuzluk değil umut mesajlarıyla insanlığa mutlu gelecek müjdesi veren bu eserin her cümlesi dikkatle ve özümsenerek okunmalı kanaatindeyim. Güçlü devlet, güçlü ordu ve sağlam aile yapısı kurumlarını temel ilke edinen “Sosyal Devlet/Milli Devlet”  tezi ulusal potansiyelimizi idrak ederek yeniden kimliğimizi kazanmamızı öngörmektedir. Milli Ekonomi Modeli kendi kendine yeten bir kalkınmayı ve sürekli büyümeyi sağlayarak devletlerin siyaseten bağımsız olacaklarını ifade etmektedir. Bu önemli eseri, kurtuluş reçetesi arar haldeki insanlığa sunan Sayın Prof. Dr. Haydar BAŞ Hocamızı yürekten kutluyorum.
 
DELİORMANLI..


301. MADDE İLE OYNAMAK,YA DA ZİLLETE ÂŞIK OLMAK..!

05:35, 5/4/2008  ..  0 yorum  ..  Link
 

    Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarihinin en kritik günlerini yaşamaktadır. Sözde Ermeni soykırımı yasası, terör, ABD görüşmeleri, AB raporu… derken; devletin ve milletin omurgası ile oynanmak istenmektedir.

Türk milletinin tarihi, geleceği, hemen her türlü varlığı yok edilmeye, genleri bozulmaya çalışılmasına rağmen; vatandaşlarımız, hâlâ geleceği üzerinde örülen çorapları anlamaktan çok uzaktır.

Devlet olarak sürekli savunma pozisyonuna bürünmüş, hemen her konuda bir şeylere zorlanmaya çalışılmaktayız.

Son günlerde yaşanan olaylarla, nelere zorlandığımıza bir bakalım:

& Asla doğru olmamasına rağmen, sözde Ermeni soykırımını tanımak zorunda bırakılmaya,

& Teröristlerle masaya oturup, onların istek ve arzularına cevap verilmeye,

& İç ve dış güvenliğimizi sağlamak dahil olmak üzere, ABD’den onay almadan bir adım atmamaya,

& AB ilerleme raporunda neredeyse ön koşul olarak istenen; Türklüğe hakaretin önünü tıkayan Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesinin değiştirilmesine, çalışılmaktadır.

Bu yazımızda diğer konulardan çok “301. madde” üzerinde durmak istiyorum. Önce değiştirilmek istenen bu maddeye bir göz atalım:

Türk Ceza Kanunu’nun 301 maddesi;

(1) Türklüğü, Cumhuriyeti veya Türkiye Büyük Millet Meclisini alenen aşağılayan kişi; altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini, Devletin yargı organlarını, askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Türklüğü aşağılamanın yabancı bir ülkede bir Türk vatandaşı tarafından işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır.

(4) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.

301. madde, hukukçular tarafından değerlendirilmeli ama, madem biz de bu vatanın bir ferdiyiz; bizim de vatandaş olarak mutlaka bir şeyler demeye hakkımız olmalıdır.

Hukukçuların yapacağı yorumlara bir şey dediğimiz yok ama, akl-ı selim olarak düşünecek olursak; Avrupa Birliği (AB) asla; tarihine, dinine, şan ve şerefine bağlı bir Türk milleti istemiyor.

Böyle bir dayatma, özellikle bize yapıldığına göre, bu Avrupa Birliği’nde bizim ne işimiz var?! Kriterlerin içine “hakaret edebilme özgürlüğü” konulmak isteniyor, millet olarak doğru dürüst bir tepki bile ortaya koyamıyoruz. Devletin en tepesinden, en sade vatandaşına varıncaya kadar; “madem AB istedi, öyleyse yapalım” diyebilenler çıkıyor.

Aman Allah’ım…! Bu nasıl iştir? Bu nasıl şartlanmadır? Koca Çınara bu kadar mı çok kurt düşmüş? Bu kadar mı bu millet zillete müptelâ olmuş? Kendine hakaret edilmesinin önünün açılmasına bu kadar mı meraklıymış?

Şimdi, Allah için soruyorum, bu madenin kaldırılması kimin işine yarayacak? Kim bu madenin kaldırılmasını istiyor? Kimler buna destek veriyor ve verecek?

İzlemeye devam edin..! 

 - Kim kimin dostuymuş, görmeye ve anlamaya çalışın!

301. madde ile oynamak; Türkün haysiyetini yok saymaktır, Türkün genleriyle oynamanın önünü açmaktır. Bu aşağılanmaya nasıl razı olabiliriz..!

Dün, hayal bile edilemeyen bir çok felaket; “bundan bir şey olmaz” diye diye bugün başımıza geldi.

Ben Türk’üm ve kendime hakaret edilmesine asla ve asla müsaade etmiyorum.Saygılarımla...

Uğur Kepekçi--DELİORMANLI..
_________________
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..


EY EHLİ VİCDAN DUYUN BU SESİ

05:27, 5/4/2008  ..  0 yorum  ..  Link

 

e17929cd-3831-4816-8789-20fe77739550_t 
 
Ülkemiz gerek içte gerek dışta sürekli kan kaybetmeye devam ederken, küresel güçler; medya desteği ve AB destekli sivil toplum örgütleri vasıtasıyla vatandaşı yanlış yönlendirerek iyimser hava estirip, adeta sahte cennet senaryolarıyla milletimizi aldatmaya devam etmektedirler. Huzursuzluk sadece ülkemizle de sınırlı olmayıp, batısından doğusuna bütün dünyaya yayılmış vaziyettedir.
                                                
Osmanlı’nın cihan hâkimiyetinin sona ermesinden bu yana, insanlık ailesinin yüzü bir türlü gülmedi. Hayatı kan, zulüm, işkence ve işgallerle geçti. Haçlı ruhunun küreselleşme adı altında maskesini değiştirdiğinden bu yana; zulüm ve açlık insanlığın arkadaşı olmuştu.
Genelde dünya insanlığı, özelde Türk Milleti, Haçlının yerli ve yabancı güçleri tarafından kuşatılmış, can damarları kurutulmuş, ayakta duracak mecali bile kalmamıştı.
Onu bu sefaletten kurtaracak bir sesi, bir soluğu hep bekledi durdu…
Halkımızın, “ne olacak halimiz?” dediği zamanda duydukları sesler hep; malum seslerdi:
“AB olmazsa olmaz”
“ABD dünyanın en hâkim gücüdür o istemeden hiçbir şey olmaz”
“IMF ile kamçı yemeden, bir ortak gibi çalışacağız”
“AB uyum yasalarının dışında bir şey düşünemeyiz”
“Kenar ülke konumuna düşmemek için AB ile bütünleşmek zorundayız”
vs…
                                                
Eğitimden sağlığa, ekonomiden siyasete, hatta günlük yaşantımıza varıncaya kadar her şeyimiz; dışarıdan estirilen rüzgârlarla tarumar edildi. İnsanımız adeta sindirilmiş bir vaziyete dönüştürüldü.
Yaban ellerden gelen telkinlerle sanki hipnoz edilmiş insanımız, kendi benliğini kimliğini dahi tanımaz bir hale düşmüş; canından bezmiş bir haldeydi.
İnsanımız öyle bir hale düşürülmüştü ki küresel güçlerin dışında hiçbir çözüm olmadığına inandırılmıştı.
                                                
Hayatını insanlığın hizmetine adayan bilge insan Prof. Dr. Haydar Baş milletimizin bu durumuna duyarsız kalamazdı. Gecesini gündüzüne katarak şahsına münhasır bir model olan “Milli Ekonomi Modelini” hazırladı. “Durun, buralar çıkmaz sokak” diyerek gerçek çözümün adresinin “Milli Ekonomi Modeli” olduğunu gösterdi.
Evet, insanlığın beklediği ses, bu ses işte…
Dünya çapında bilim adamları, Prof. Dr. Haydar Baş beyin bu sesine kulak verip, onun bu tezini deklere etmektedirler.
Bilim adamları düzenlenen 4 Uluslararası Kongreyle; “Milli Ekonomi Modeli” ve “Sosyal Devlet Mille Devlet” tezini dünyaya haykırdılar. Vatandaşımızın bu fırsatı değerlendirmekten başka yolu kalmamıştır. Sadece Türk milletinin değil, bütün insanlığın sosyal sıkıntılarına son vermek istiyorsanız;
Ey ehli vicdan, duyun bu sesi..!

Uğur Kepekçi-DELİORMANLI...


AB'nin ETEKLERİ TUTUŞTU

11:25, 3/4/2008  ..  0 yorum  ..  Link
Bu vatan bizimdir,bizim kalacaktır...

 

 

Teslimiyet süreci kesilecek paniği
    AKP iktidarı süresinde ülkenin üniter yapısına darbe vuracak her türlü tavizi koparan AB ve ABD yetkilileri kapatma davasının kabulü ile ağız birliği etmişçesine aynı ifadelerle yargıya saldırdılar, hükümeti sahiplendiler


    Millete ait olan egemenliği bile Avrupa Birliği’ne teslim eden, BOP eşbaşkanlığı adı altında Amerika’nın bölgedeki politikalarına hizmet eden AKP’nin kapatılmasına ilişkin davanın Anayasa Mahkemesi tarafından kabül edilmesinin ardından yabancılar içerideki işbirlikçileriyle birlikte yargıyı hedef tahtasına oturttular. İktidara her istediğini yaptırtan AB ve ABD, teslimiyet sürecinin sona ereceği endişesi ile telaşa kapıldı. Çünkü, emperyalistlerin henüz tamamlattıramadığı dayatmalar kapıda bekliyordu.


 


AKP’ye böyle destek verdilerRehn: Kapatma davası haksız
AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Anayasa Mahkemesi’nin, AKP hakkında açılan kapatma davasına ilişkin iddianameyi kabul etmesinden kaygı duyduğunu açıkladı. Rehn, “Bu davada haklı bir durum görmüyorum” dedi. Olli Rehn, yaptığı yazılı açıklamada, AKP’ye açılan kapatma davasıyla ilgili olarak yarın Avrupa Komisyonu’nu bilgilendireceğini ve bunun, AB’ye aday bir ülkenin, değişiklik gerektirebilen anayasasında sistemik bir hata olduğunu gösterdiğini bildirdi.

 


 

Ruijten: Hükümet topal bırakıldı
Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye Raportörü Ria Oomen Ruijten, Anayasa Mahkemesi’nin AKP’nin kapatılması istemiyle hazırlanan iddianameyi kabul etmesinin Türk hükümetini topal bıraktığını söyledi. Ria Oomen Ruijten, Anayasa Mahkemesi’nin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın AKP’nin kapatılması istemiyle hazırladığı iddianameyi kabul etmesini NTV’ye değerlendirdi. Ruijten, “Böyle bir süreç devam ederken bir hükümetin tam olarak ülkeyi yönetmesi mümkün değil” diye konuştu.


 

Swoboda: Karar felaket
AKP’nin kapatılma davasının Anayasa Mahkemesi’nde kabülünün ardından Avrupa Parlamentosu’nun diğer üyelerinden de yargıyı hedef alan küstahça açıklamalar geldi. AP Sosyalist Grup Başkan Vekili Hannes Swoboda, Rehn ile Ruijten’i aratmadı.  Swoboda kararı “felaket” olarak nitelendirdi. Davanın Türk demokrasisine bir tehdit olduğunu savunan Sosyalıst Grup başkan vekili Swoboda, “AKP’nin kapatılma davasından  çıkacak olumsuz tablonun Türkiye’nin Avrupa Birliği yolculuğunun sonu olabileceğini” ileri sürdü.


 

Casey: Demokrasiye bağlı kalın
ABD Dışişleri Bakanlığı sözcülerinden Tom Casey, Anayasa Mahkemesi’nin, AKP’nin kapatılması istemiyle açılan davaya ilişkin iddianameyi kabulünün ardından, ilgili taraflardan siyasal olmayan ve Türk seçmenlerin son seçimlerde ifade ettiği temsili demokrasi ilkelerine bağlı bir süreç beklediklerini söyledi. Tom Casey, “Herşeyden önce bildiğiniz gibi biz, Türkiye’nin bağlı olduğu demokratik değerlere ve laik ilkelere büyük önem veriyoruz ve bu da bizim ilişkimiz ve müttefikliğimiz için temeldir” dedi.


 

Avrupa’dan baskı ziyareti
AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Durao Barroso ve AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, 10-12 Nisanda Türkiye’yi ziyaret edecek. Barroso ve Rehn, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşecek. AB Komisyonu’ndan yapılan açıklamada, Barroso ve Rehn’in Türkiye’de çeşili mesajlar vereceği, bunlar arasında Türkiye-AB ilişkilerinin geliştirilmesine ve Türkiye’deki reform sürecine destek mesajlarının öncelikli olarak yer alacağı duyuruldu.


 

Avrupanın telaşı basınlarına da yansıdı
Anayasa Mahkemesi’nin, AKP’yi kapatma davasını kabul etmesi dünyada büyük yankı buldu. Avrupa basını Türkiye’nin krize itildiğini savundu. İşte Avrupa basınının, konu ile ilgili değerlendirmeleri:

Yabancı sermaye ile tehdit:İngiliz The Guardian: Anayasa Mahkemesi’nin kararı ile “ülkenin krize atıldığı” yorumunu yaptı. Gazete, “Ankara’nın laik elit ile yeni sınıf muhafazakar reformcu Müslümanlar arasındaki güç mücadelesinin, Türkiye’nin AB iddiasını zedeleyeceğini ve yabancı sermayeyi caydıracağını” yazdı.

 

 


Washington Times :“Türkiye’de en yüksek mahkeme, potansiyel bir kriz yaratabilecek bir davayı başlatmaya karar verdi” değerlendirmesini yaptı. Gazete, Türkiye’nin AB başvurusu ve başarılı ekonomik canlanmasının geleceğinin riskte olduğunu yazdı.

Patlama tehlikesi var
New York Times
:

 

“Türkiye’deki mahkeme, patlama tehlikesini içeren bir davayı kabul etti” başlıklı haberinde “Mahkeme kararı, Türkiye’yi dindar ile laik Türkler arasındaki nihai çatışmaya da yakınlaştırdı” görüşünü dile getirdi.


İngiliz The İndependent 

 “Türkiye’de iktidar partisi, ’fazla dindar’olduğu için yargılanacak” başlığını kullandığı haberinde analistlere dayanarak AKP’nin anayasayı değiştirme planının siyasi olarak “çok tehlikeli” olacağını da yazdı.


Ekonomi gazetesi Financial Times , “Türkiye, aylarca sürebilecek siyasi ve ekonomik belirsizlik ile karşı karşıya” diye yazdı. Gazete, Anayasa Mahkemesinin kararının İstanbul borsasını düşürdüğünü de belirtti.

İstikrarsızlık yaratabilir
İspanyol El Pais,

 “Türkiye’deki Anayasa Mahkemesi, iktidardaki ılımlı İslami AKP’nin yasaklanmasına ilişkin süreci başlatma kararını aldı. Bunun da, AB’ye aday bu ülkede ciddi bir siyasi istikrarsızlığı yaratabilir” yorumunu yaptı.


Alman yayın kurumu Deutsche Welle 

    “Anayasa Mahkemesi, AKP hakkında kapatılması istemiyle Yargıtay’ın hazırladığı iddianameyi kabul etti. Bu aşamadan sonra ön savunmasını yapması için iddianame AKP’ye gönderilecek” dedi.


 


AB ve ABD’NİN AKP’YE YAPTIRDIKLARI

Egemenlik devredildi
    Başbakan Erdoğan ile dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 29 Ekim 2004’te İtalya’nın başkenti Roma’da Avrupa Birliği Anayasası’nın imza törenine katıldı. Gül ve Erdoğan ikilisi, AB Anayasası’na Hıristiyanlık dünyası için tarihi öneme sahip Papa X. Innocenizo’nun heykeli önünde imza attı. İmza töreninin ardından Erdoğan ve Abdullah Gül AB liderleriyle fotoğraf çektirdi.


 

Topraklar yabancıya satıldı
     AKP, 1986 yılında Anayasa Mahkemesi’nin yabancıya toprak satışını engelleyen kararını yasa değişiklikleri ile aşarak peşkeşin önünü açtı. Devletin resmi rakamlarına göre geçen yıl yabancıya 2 milyar 952 milyon dolarlık net gayrimenkul satışı yapıldı. İktidar, “Türkiye’ye yabancı sermaye girdi” diyerek yaptığı satışla övünmeye devam ediyor.


Lozan’ı delen yasa Meclis’ten geçti
    10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in, “Lozan’ı deldiği” gerekçesiyle yeniden görüşülmek üzere Meclis’e iade ettiği tartışmalı Vakıflar Yasa Tasarısı TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi. Kanunun tümünün yapılan açık oylamasına 314 milletvekili katıldı. Oylamada, 242 milletvekili kabul, 72 milletvekili ise ret oyu kullandı. Yasayla yabancıların Türkiye’de yeni vakıf kurabilmelerine olanak sağlanıyor. Yabancılar, aynı zamanda Türkiye’de kurulan vakıfların yönetim organlarında da görev alabilecek.


 


Haçlı seferlerine vize verdiler

     29 Ocak 2007’de Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde basın toplantısı yapan Devlet Bakanı Hayati Yazıcı, bir gazetecinin, “Cemaat vakıfları misyonerlik faaliyetleri yaparlarsa ne olacak?” şeklindeki sorusuna, “Vakfın dini amacı varsa, amacı doğrultusunda elbette çalışacak” cevabını verdi.

           Yazıcıya’ya tepki gösteren Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ömer Vehbi Hatipoğlu, misyonerliğin milli güvenlik problemi olduğunu hatırlattı. Hatipoğlu, “Misyonerlik konusunda AB baskısı devam ediyor. Hükümet bu yüzden sıkıntılı” diye konuştu. Misyonerlik faaliyetleri AKP döneminde zirveye çıktı.


 

Talabani’yi ağırladılar
      10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer döneminde kabul edilmeyen Irak’ın ABD’nin kuklası devlet başkanı Celal Talabani, Ankara’da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “mevkidaşı” olarak ağırlandı. Gül, Irak’ın kuzeyine kara harekatı başladığı gün arayıp davet ettiği Talabani’yi Köşk’ün kapısında karşıladı.


 

DTP’liler Çankaya’ya çıktı
    Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “PKK’ya terör örgütü demeyen” DTP heyetini Köşk’te kabul etti. Gül, Dışişleri Bakanı olduğu dönemde de, bölücü örgüte destekten cezaevinde yatıp çıkan Leyla Zana ve arkadaşlarını, Bakanlığın resmi konutunda ağırlamıştı.


 

Barzani’ler davet edildi
   Türkiye’nin Irak Özel Temsilcisi Murat Özçelik’in, Irak’ın kuzeyinde gerçekleştirdiği temaslarda, ’Bölgesel Kürt Yönetimi Başbakanı’Neçirvan Barzani’yi, Türkiye’ye davet ettiği öğrenildi. Cumhuriyet’in haberine göre, temaslarda Nisan’ın 3. haftasında KDP Dışilişkiler Sorumlusu Sefin Diyazi başkanlığında bir heyetin de Ankara’ya gelmesi konusunda uzlaşıldığı belirtilirken, görüşmelerde Irak’ın kukla Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin partisi KYB yetkililerinin de yeraldığı belirtildi.


 

Cargill’e kıyak TBMM’den geçti
    İktidarla muhalefet arasında Amerikan şirketi “Cargill’e af getirdiği” tartışmalarına yol açan 11 Ekim 2004 tarihinden önce gerekli izinler alınmadan tarım dışı kullanıma açılan arazilerin, istenilen amaçla kullanımına imkan sağlayan kanun teklifi Meclis Genel Kurulu’nda kabul edildi.


 


BUNLAR DA İLERİYE DÖNÜK PLANLANANLAR

301. Maddeyi kaldırın
   Türklüğe hakareti yasaklayan 301. maddenin kaldırılması için bastırıyorlar. AB’li yetkililer bu maddeyi ağızlarına sakız yaptı. Mart ayı başında vıÜüv0Başbakanlık Resmi Konutu’nda verilen yemekte konuşan Başbakan Tayyip Erdoğan ise, Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesinin yeniden yazımı çalışmalarının Adalet Bakanlığı’nca tamamlandığını anlattı.


 Papaz ekümenik ilan edilsin
   Fener Pum Patriği Bartholomeos’un “ekümenik” ilan edilmesi için Avrupa ile Amerika sürekli telkinde bulunuyordu. ABD ve ABD’nin yetkilileri her Türkiye ziyaretinde Patrikhaneye gitmeyi alışkanlık haline getirmiş, patrikten sürekli “ekümenik” diye söz etmişlerdi. Konu AB raporları ile Türkiye’ye dayatılırken, ABD’de İnsan Hakları Raporlarında konuyu sürekli gündeme getirdi.


 Ruhban okulu açılsın
     Avrupa Birliği ile Amerika’nın dayattığı diğer konu ise, Ruhban Okulu’nun açılması oldu. Bu konuda yabancılara olumlu mesajlar veren AKP, henüz bu dayatmayı da hayata geçirememişti. Bu talepte AB raporları ile ABD’nin insan hakları raporlarına girerken, yabancı yetkililer de her Türkiye ziyaretlerinde konuyu gündeme getirdiler.

 

PKK ile masaya oturun
Ankara’ya geçtiğimiz ay ziyaretlerde bulunan ABD’li yetkililer iktidara bu telkinde bulunurken, Avrupa Parlamentosu’nu bölücülere açan Avrupa Birliği de sürekli bu yönde telkinlerde bulundu. Celal Talabani’yi Ankara’da ağırlayan ardından peşmergeyi davet eden AKP’nin bu yönde atacağı adım merak ediliyordu.

DELİORMANLI...


IRAK İŞGALİNDE 5. YIL

05:20, 23/3/2008  ..  0 yorum  ..  Link
Bu vatan bizimdir,bizim kalacaktır...

    2003 yılında demokrasi ve insan hakları adı altında, BOP kapsamında başlatılan Irak işgalinin 5. yıldönümünde Uluslararası Kızılhaç örgütünün yaptığı açıklama ile ABD’nin bölgedeki işgaldeki gerçek niyeti; “mızrak çuvala sığmaz” misali, iyice ortaya çıkmıştır.
Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC), ABD'nin Irak işgalinden 5 yıl sonra ülkedeki milyonlarca kişinin hâlâ temiz su bulamadığını, tıbbi bakımdan yoksun olduğunu, insan hakları açısından; dünyanın en kötü şartlarının oluştuğu, mutlaka bazı önlemlerin alınması gerektiği vurgulandı.
Irak işgaliyle yaşanan insanlık dramı, başlangıcından bu güne Iraklıya asla huzur getirmemiştir. Irak işgali, aslında BOP kapsamında işgali planlanan genelde 22 İslam ülkesi, özelde Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Milleti için çok önemli mesajlar içermektedir.
BOP’un işgal kapsamında olan ülkelerin, yaşanan olaylardan gerekli dersleri çıkarmadıkları meydandadır. Çünkü BOP Eş Başkanlarından birisi bizim Başbakanımız olduğu halde, çok yoğun çalışmalar yapılmaktadır. Kendi ifadeleriyle, bölgede çok verimli çalışmalar ortaya konmaktadır.
Şimdiye kadar üzerinde işgal düşünülen ülkelerden bir ses soluk çıkmıyor. Aksine destek için birbiriyle yarış halindedirler. Demek ki; BOP saati 22 İslam ülkesinin aleyhine işlemektedir.  
Kamuoyuna yansıyan Kızılhaç Raporu’ndan sonra medya mensuplarının kameralarına Iraktaki vatandaşlar tarafından, çok çarpıcı ifadeler kullanıldı:
“Saddam’ın gününü arıyoruz. Bırakın huzuru, bırakın rahatlığı, içecek su bulamıyoruz. Çeşmelerden akan suları içmektense, kanalizasyon sularını arıtıp içmek daha faydalıdır.”
Bir annenin feryadı; “Büyük oğlumun kafası kesildi elime verildi. Diğer oğlum işkenceyle bütün kemikleri kırıldı. Her gün ölümü, her gün cehennemi yaşıyoruz.”
Yaşananların vahameti; kameralara yansıyandan daha korkunç olduğu herkesçe malumdur.
Durum gösteriyor ki; Iraklı için 2003’ten bu yana; ne can, ne mal, ne namus emniyeti kalmamıştır. Bu gidişle asla huzur da bulamayacaklardır.
Irak’ın hali; işgal neticesinde Vatansız kalan milletlerin, bağımsızlığını kaybetmekle her şeyini kaybettiklerinin en yakın örneğidir.  
Şimdi Irak’ın işgalinde payı olanların; gerek içeriden, gerek dışarıdan her ferdin, kendini muhasebe etmesi gerekmektedir. ABD ile müttefik olmanın ne demek olduğunun, BOP kapsamında ABD ile birlikte hareket etmenin ne demek olduğunun, BOP Eş Başkanlığın ne demek olduğunun iyice muhasebe edilmesinin zamanı gelmiş ve geçmektedir. Irak’ta olanların vebalinde payı olanlar, vicdani sorumluluktan asla kurtulamayacaktır.
Uğur Kepekçi-DELİORMANLI...


ŞEHİTLERİN HUZURUNDA MUHASEBE EDEBİLMEK

05:17, 23/3/2008  ..  0 yorum  ..  Link
Bu vatan bizimdir,bizim kalacaktır...

     18 Mart Çanakkale Şehitlerini anma günü olarak çok coşkulu törenlerle kutlandı. 93 yıl önce gerçekleşen ve tarihe “Çanakkale geçilmez” destanını yazan gazi ve şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. Çanakkale destanı hakkında şimdiye kadar çok şey yazıldı. Kadın erkek, genç yaşlı topyekün bir millet olarak ortaya konan milli mücadelenin kıyamete kadar da unutulmayacağı inancındayım. Tarihte destan yazan milletler; geçmişlerini, dost ve düşmanlarını unutmadıkları takdirde dünya sahnesindeki yerlerini korurlar. Aksi halde sürekli yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar.
Mademki Çanakkale destanı tarihimizde çok önemli bir yare sahiptir. O zaman gerekli dersleri toplum olarak en ince ayrıntılarına varıncaya kadar öğrenmek ve gelecek nesillere aktarmak zorundayız. Şunu da hiç ama hiç akıldan çıkarmamamız gerekir ki; “Dün Çanakkale’yi geçmek için kilometrelerce ötelerden gelenler, bu fikirlerinden hiçbir zaman vazgeçmeyeceklerdir.”
Çanakkale destanının yazıldığı yerlerde toplanan devlet erkanının ve vatandaşlarımızın; şehitlerimizin manevi huzurunda birkaç önemli şeyi muhasebe edebilmelerini çok arzu ederdim;
* Vatan topraklarının her karışının elde edilmesi için verilen mücadeleyi…
* Akıtılan kanların, seve seve verilen canların ne manaya geldiğini…
* Dün silah zoruyla topraklarımızı alamayan ecnebilere bugün para karşılığında ağalar paşalar gibi satmanın ne demek olduğunu…
* Yakında gündem edilerek çıkarılması düşünülen Türklüğe hakaret etmeyi suç olmaktan çıkaracak olan 301. maddeyi…
* BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) Eş Başkanlığının ne manaya geldiğini…
* Dün Çanakkale’de hiçbir etnik farkın (Türk, Kürt, Arap, Çerkez, Laz, v.s.) sorun olmadığı ve omuz omuza mücadele verilmesine rağmen, şimdi neden en büyük sorunun ayrılık olduğunu…
* Dünün İtilaf devletleri, şimdinin AB üye ülkeleriyle birlikte olmak için daha nelerimizi feda edeceğimizi…
Muhasebe edecek daha çok şey var ama bu kadar şey bile muhasebe edilse, inanıyorum ki; gönüllerde çok farklı ufuklar açılırdı.
Dilerim bundan sonra; Çanakkale ve diğer yerlerde vatan için şehit olanların ruhlarını şad edecek davranışlar sergilenir.
Şehitlerimizin ruhu şad olsun..!

Uğur Kepekçi-DLİORMANLI..


PROF. DR. HAYDAR BAŞ’TAN GENÇLERE ÖĞÜTLER

05:13, 23/3/2008  ..  0 yorum  ..  Link
istanbul
 İSTANBUL(tarihi yarım ada)

Prof. Dr. Haydar Baş’ın 1990’lı yıllarda kaleme aldığı “Makâlât” adlı eserinde gençlere yönelik mesajları hâlâ önemini korumaktadır. “Gençler!..” başlıklı öğüt mahiyetindeki hitabesinde, Prof. Dr. Haydar Baş sadece o döneme değil, gelecek zamanlardaki gençlerimize de seslenmektedir. Hayat ölçüleri mahiyetindeki bu tarihî hitabeyi takdirlerinize arz ediyorum efendim:

“Gençler!..

Gençlik büyük bir nimettir.
İyi bilin ki, genç kalmak; ancak ölümsüz bir inanca sahip olmak, mutlak hakikate teslim olmak ve hizmet etmekle mümkündür.

İman, ibadetle ispatlanır. Nasıl ki, bir dâvâda şâhit aranıyorsa inancınızın ispatında da sizden şâhit sorulur. Sizin şâhidiniz, ibadetlerinizdir. O halde; namazı huşû ile kılın, orucu tutun, muktedir iseniz hacca gidin ve zekatınızı verin. Haramları terk edin.


Dikkat edin, kulak verin; bugün insanlığın içinde bulunduğu asıl bunalım, ölümden sonra vuku bulacak dirilişe iman edip etmeme noktasındadır; insanlık dirilmekten şüphe ediyor. İyi bilin ki; bu, nefsin ve şeytanın vesvesesidir. Diriliş mutlaka gerçekleşecektir. Mülkün sahibi için bu hiç de zor değildir. Nasıl günü görüyor, geceyi görüyor, alemi seyrediyorsanız; işte, aynen onun gibi, hatta ondan daha da açık, öteki alemi göreceksiniz. İşte o zaman, yaptığınız her şeyden hesap vereceksiniz. Buradaki küçük hesaplar, o büyük hesaba hazırlıktır.

Hak, sizi bu âleme en mükemmel mimarlar olarak gönderdi. O halde malzemeyi iyi işleyin, iyi kullanın. Bu sebepten dolayı, kimsenin sizi eleştirmesine fırsat vermeyin. Sizin bir kolunuz dünyada, diğeri de öteki âlemdedir. Bakın, geçmişte ceddiniz maddeyi tasarrufla nice medeniyetler kurdu. Onlara varis olmalısınız.

İnancınız, mutlak hakikate ve onun esaslarına bağlanmakla kuvvet kazanır. Vatanınız mukaddes ve muazzezdir. Çünkü vatanınız, şühedanın kanı ile yoğrulmuş, evliyanın nefesi ile hayat bulmuş bir beldedir. O, sizin namusunuzdur. Ona bu mantıkla sahip çıkın. Namusunuza göz diken ırz düşmanları nasıl alçak birer hain iseler, vatanınıza karşı gizli hesaplar içinde olanlar da öyledir. Vatanınıza sahip çıkmak hem hakkınız, hem de vazifenizdir.

İnancınızı paylaşanlar, çeşitli meşrep ve mezheplerden olabilirler. Onlara gönlünüzü açın, onlarla kardeş olun. Bu, mukaddes inancınızın gereğidir. Sizin mezhep ve meşrebinizden değildir diye kardeşlerinize tavır almanız, hor bakmanız, onları hiçe saymanız yanlıştır. İyi bilin ki; taassup ve haset, yaptığınız güzel işleri yakan bir ateştir. Bu ateşe düşmeyin. Eğer hizmet, sizin mezhep ve meşrebinizden olmayan kardeşlerinize mukadderse, sizin onları çekememeniz mutlak kadere isyandı.
Haset, büyük bir hastalıktır. Kabil, bu hastalıktan dolayı kardeşi Habil’i öldürdü. Sonra, nice kavimlerde bu hastalıktan helak oldular.

Hem bilmez misiniz ki kaderin sizin üzerinde bir hesabı vardır. Onun hesabı zuhur ettiği zaman, “Bu nasıl olur?” demeyin; rıza gösterin.

Hakkınız olmayan hiçbir şeyi istemeyin. Hakkınız olan her şeye de sahip çıkın. Hakkınızı aramaz, ona sahip çıkmazsanız, hakkınıza karşı en büyük haksızlığı yapmış olursunuz.
Hiçbir canlıyı incitmeyin; muktedir iseniz her canlıya merhametle muamele edin. İnsanlara yardım elinizi uzatın. İyilikte herkesten öne geçin.

Kimseden kendinizi üstün görmeyin; yücelik tevazudadır. İyi bilin ki, tevazuda ne kadar ilerlerseniz o kadar yücelirsiniz. Fakat tevazuu Hak için yapın. Eğer nefsiniz için olursa o tevazu değil, riya olur; ölçüyü kaçırmayın. Ölçünüz Kitap ve Sünnet olsun. Bir de, bunlara dayanan İcmâ ve Kıyas.

Hz. Âdem’den olduğunuz muhakkaktır. Âdem ise topraktandır. O halde siz, toprak olarak kimseden üstün olamazsınız, yani kalp olarak. Ancak Hakk’tan korkar ve O’nu sayarsanız üstün olursunuz. Hak sizin kul olmanızı istiyor, kul! İyi bilin ki, kulluk en büyük makamdır.

Sizin her an kontrol ve murakabe eden mutlak kudreti unutmayın. O’nun hesabı adildir. Siz de adıl olmak istiyorsanız nefsinizi murakabe edin, muhasebe edin. Siz hesaba çekilemeden nefsini hesaba çekerseniz sonunuz hayr olur.

Gençler!
İyi bilin ki, inananlar kardeştir. Onları sevin. En güzel sermayeniz Hak için sevmenizdir. Sevmek Hak için olursa, bu, her türlü kötü sıfatlardan sizi arıtır, nefsinizi ıslah eder. Eğer sever ve sevilirseniz herkesi davanıza ram edersiniz. Davanıza râm edemeyeceğiniz kimse yoktur.

Gençler!
Geçmişte kavimlerin batmasına sebep olan hastalıklardan biri de nifaktır. Nifak, büyük bir hastalıktır. Bir millete nifak girerse adalet ortadan kalkar. Adaletin olmadığı yerde zulüm olur. Siz bu konuda çok dikkatli olun; nifaka vesile olmayın. İnsanları da bu konuda uyarın.

Hakk’a koşun, Hakk’la olun, haklı ile olun, haklı olun.
Hepiniz Hakk’a emanet olun”.
(Prof. Dr. Haydar Baş; Makâlât, Sayfa:299-301)

DELİORMANLI...


ÂLEMLERE RAHMET HAZRETİ MUHAMMED

10:05, 19/3/2008  ..  0 yorum  ..  Link
 lftq3jl7AegNSENİ SEVMEDİKÇE...........................:

19 Mart 2008 Çarşambayı Perşembeye bağlayan geceyi Âlemlere Rahmet Hazreti Muhammed (sav) Efendimizin dünyaya teşriflerinin yıldönümü “Mevlid Kandili” olarak kutlayacağız.
Bu gecenin diğer gecelerden ayrı olarak daha fazla ibadet ve itaatle geçirileceğini, millet olarak bilmekte ve yine saygı ve edeple nice mevlit kandillerini idrak edeceğimize inancım sonsuzdur. Her şeye rağmen bazı densizlerin çıkıp böyle gecelerin olup olmadığını iddia edip masum gönülleri lekelemeye çalışacağını da bilmekteyiz.
Hazreti Muhammed (sav); Kur’an’ın ifadesiyle; “Âlemlere Rahmet” olarak gönderilmiştir. “Biz, seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.”(Enbiya/107)
Ancak Onun rahmet olarak gönderilişi; gören gözlere nur, görmek istemeyen yarasa kafalılara gözleri rencide eden bir ışık misali olmuştur. Dün böyleydi bugün de böyledir ve yarın da böyle olacaktır. Onun ışığından nasipsiz kalanlar, Onsuz da olunacağını iddia edecek kadar serkeş bir din anlayışında; sapmakta ve saptırmaktadırlar. Bu düşünce sahipleri her devrin şartlarına göre kuşanır, emellerini yerine getirmek için ellerinden gelenleri asla esirgemez ve en şeytanca planları uygulamaktan kaçınmazlar. Bunu da yaparken kendilerini din ıslahçıları olarak lanse ederler.

“Muhammedi din anlayışına engel olmak” gibi bir misyon üslenen Haçlı batı, son asırda yine şeytanlara taş çıkartacak bir proje geliştirdi. Bu proje dönem dönem; Dinlerarası diyalog, medeniyetler ittifakı, ılımlı İslam gibi  değişik adlar alarak yoluna devam etmektedir.    
Bu uğurda Kelime–i Tevhidi tartışmaya açarak, insanı küfre sürükleyen şu hadsiz ifadeleri sarf edecek kadar ileri gittiler: "Herkes Kelime–i Tevhidi esas alarak çevresine bakışını yeniden gözden geçirmeli ve ıslah etmelidir. Hatta Kelime–i Tevhidin ikinci bölümünü, yani 'Muhammed Allahın Resulüdür' kısmını söylemeksizin sadece ilk bölümünü ikrar eden kimselere rahmet ve merhamet bakışı ile bakılmalıdır" (!).
Bu inanç ve söylemlerle binlerce Müslüman Türk gencinin inançlarını ifsat ettiler. Ruhsuz ve kimliksiz bir anlayışa büründürdüler. Dolayısıyla koca bir milletin dini ve milli bütünlüğüne kast ettiler. Gerek ülkemiz gerekse de dünya insanlığı; gönlü kupkuru ve Muhammedsiz bir hal aldı. Dünya beklide bu kadar ruhsuz ve bahtsız olmamıştı. Yaşanan bu huzursuzluğun temelinde; Âlemlere rahmet olarak gönderilen ve “Habibim sen olmasaydın alemleri yaratmazdım” diye övgüyle iltifat edilen Allah’ın en sevgili kulu Hazreti Muhammed’e yapılan saygısızlıklar vardır, desek yanlış olmaz.

Ilımlısından ılımsızına, Diyalogcular kendi bataklıklarında bocalayadursunlar; gerçek Hz. Muhammed Mustafa (sav) sevdalıları Onun hayranı ve yolunun kurbanı olarak sevdalarına ve yollarına devam etmektedirler. Biz de bu gece; gönül bağlarımızı yeniden tazeleyip, Hazreti Muhammed’in (sav) sözlerini anlayıp, yaşantımıza tatbik etmeye gayret etmeliyiz. Bol bol salâtı selâm getirmeliyiz. Zamanımızı Onun hürmet ve aşkını vesile kılarak, ibadetlerle süslemeliyiz.  
“Muhakkak ki Allah ve melekleri, Peygamber'e salât ederler. Ey iman edenler; siz de O'nun üzerine salâvat getiriniz ve onun için selamet dileyin.” (Ahzap 033/056)

Onun şefaatini talep edip salâvat okumakla, Allah’ın (cc) emrini yerine getirip, sevda kervanında yerimizi almalıyız.
Onun sünnetlerine ters düşenlerde, Onu incitmiş olurlar. Allah (cc). Onu incitenleri, kendini incitmekle eş görmüş, horlayıcı bir azapla tehdit etmiştir.
“Muhakkak ki Allah'ı ve Resulünü incitenlere Allah; dünya ve ahirette la'net etmiştir. Ve onlar için, horlayıcı bir azap hazırlamıştır.” (Ahzap 033/057)
Sevenlerin; mevlit kandilini kutlarken Yüce Resulün şefaatini talep ediyorum.
Uğur Kepekçi-(Deliormanlı)


NASIL BİR LİDER, NASIL BİR POLİTİKA ?..

06:02, 15/3/2008  ..  0 yorum  ..  Link

Küreselleşmenin adeta bir devlet biçimi olduğu günümüzde siyaset anlayışı ve siyasi kimlikleri de buna göre belirlenmekte...
Kaynakları elde etme yarışının yaşandığı bugün, toplu tüfekli savaşların yerini alan globalizm, beyinleri ele geçirerek bu yarışı kazanmaya zemin hazırlamaktadır.
Globalizmin en büyük hedefi, ulus devlettir. Devlet–millet kaynaşmasının halen var olduğu ülkelerde, milli ve manevi beraberlik, globalizmin karşısında varlık mücadelesinin tek yoludur.

ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) çerçevesinde Afganistan’la başlayan sürecini ele alırsak, Afganistan, Irak, Lübnan işgalleri ciddi direnişle karşılanmıştır. Çünkü, milleti var eden benlik şuuru ortadan kaldırıldıktan sonra, BOP harekatı devreye konulmuştur. Irak’ın belli bölgelerinde yapılan küçük çaplı direnişlerin ABD ordusunda verdiği zayiatlara bakarsak ulus devlet fikrinin önemi ve ancak bunu koruyabilen devletlerin–milletlerin ayakta kalabileceği görülecektir.
Öyleyse günümüzde siyasilerin ve özellikle Meclis çatısı altındaki kadroların sahip olması gereken ilk şart milli devleti ayakta tutmaktır. Başka türlü var olmak imkansızdır.
Atatürk’ün hedef olarak gösterdiği “muasır medeniyetler seviyesi” bugün zorla girmeye uğraştığımız AB değil, ulus devleti koruduğumuz, milli ve manevi değerler etrafında kenetlenmiş bir devletin Batı’nın tekniğinden istifade ile onu da geçmesidir.
Bizim ihtiyacımız olan siyasiler Atatürk’ün çizdiği bu çerçeveyi harekete geçirecek, vizyon sahibi kişilerdir, yalnız bugünü değil, on sene sonrasını, 20 sene sonrasını görebilen ve bugünden devleti ve milleti için ona hazırlık yapabilen bir lidere ihtiyacımız vardır.

Bir ülkenin yer altı ve yer üstü kaynaklarının o millete ait olduğu muhakkaktır. Kaynaklar savaşının yaşandığı bugün, liderin millete ait olanı milleti için koruması ve onun hizmetine kullanması gerekir. Bu hazineler, ülkeleri dışa bağımlılıktan kurtaracağı gibi, kalkınma için de gereklidir. Unutulmamalıdır ki, ekonomik bağımsızlık da borç almadan ayakları üzerinde durabilen bir devlet anlayışıyla olacaktır.
Millete ait olan tabi ki, yalnızca kaynaklar değildir. Birlik ve beraberlik içinde yaşadığımız vatan toprakları da milletin ortak malıdır. İç ve dış tehlikelere karşı şehit kanıyla alınmış topraklarımızı korumak vizyon sahibi liderin misyonudur.
Devlet —millet kaynaşması; sivil–asker birliğinin temini, izlenmesi gereken ana siyasettir. Etnik ayrımcılığın önü kesilmeli, topyekün birlik mesajı halka verilmelidir.
Ancak bunlar sağlandıktan sonra vatandaşın diğer ihtiyaçları temin edilebilir. Bunları yerine getiren lider, zaten milleti için vardır. Onun dertlerini dert edinir, sorunlarını dinler, isteklerini milletinin taleplerinden  daha fazlasıyla karşılamaya çalışır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk milleti işte böyle bir lideri hak ediyor. Etrafımıza bakalım. Bu lider belki de çok yakınımızdadır...Deliormanlı..



{ Önceki Sayfa }   { Page 1 of 6 }   { Sonraki Sayfa }

Hakkımda

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
Fotoğraf Albümüm

Linkler

Hİ 5 BLOG
TÜRK TARİHİ
Perf Spot
NET BLOG
PİCASA WEB LBÜM
NEOBU BLOG
ÖZEL SAYFAM
My SPACE Blog
DANNA GARCIA ALBUM
Kişisel Sitem

Kategoriler


Son Yazılar

BLOĞUMA HOŞGELDİNİZ(Welcome)
Prof. Dr. Haydar Baş’tan ’’Sosyal Devlet’’ projesi
301. MADDE İLE OYNAMAK,YA DA ZİLLETE ÂŞIK OLMAK..!
EY EHLİ VİCDAN DUYUN BU SESİ
AB'nin ETEKLERİ TUTUŞTU

Arkadaşlarım
www.aaalsozluk.com - yeni sözlüğünüz
bedava hızlı güzel flash oyunlar