BLOĞUMA HOŞGELDİNİZ(Welcome)
|

Bu vatan bizimdir,bizim kalacaktır... | |
Bizim en büyük karakterimiz "dost" olmaktır.Kendimize dost, Yaradan 'a dost, yaradılana dost, hakka-hakikate dost.Dostluk sevgi ile, muhabbetle başlar, yine bunlarla serpilir büyür. Bu sevginin kaynağında ise en büyük sevgi, Alemlerin Rabbi 'ne sevgi vardır.
Biz çağlar boyu bu sevgiyi ispat etmiş, bu sevgiyi yaşamış ve yaymıştık.Ya şimdi ?
Sevgi ispat ister. İspat edilmeyen sevgi laftan öteye geçmez. Sevginin ispatı hayata yansıması, kuşatması iledir. Bunun için Rabbimiz şöyle buyurmuştur : "De ki: Eğer Allah 'ı seviyorsanız, bana uyunuz. Böylece Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın..." (Âl-i İmran,31) İşte her şeyin sahibi sevginin ispatını istiyor. O'nun dostluğunu, affını kazanmak istiyorsak, Efendimiz s.a.v.'in rehberlik ettiği bir hayatı yaşamaya çalışacağız. Ve o zaman "biz" olacağız. O zaman dost olacak, dost kalacağız. Ve o zaman, insanoğlunun ulaşabileceği en büyük nimete, Cenab-ı Mevlâmız'ın sevgisine, affına mazhar olacağız. Sevginin ispatı demiştik. Kardeşlerimize sevgimizin de ispatı gerekir. Dostum dediğimiz, arkadaşım diye sarıldığımız insanlara olan sevgimizin... Sahi, içimizden biri hastalandığında ne yapıyoruz? Düğününde neredeyiz?Cenazesinde? O sıkıntılar içinde kıvranırken biz neredeyiz? Desteğimiz nerede, kimlere? Evine en son ne zaman gitmiştik? Kendimiz olabilmek, kendimiz kalabilmek bu soruların cevaplarında saklı. Biz "denge" kavramını hayatına nakşetmiş insanlarız. (Ya da öyleydik de şimdi değilmiyiz?) Ne cimrilik, ne savurganlık... Ne korkaklık, ne cüretkârlık... Ne ataklık, ne atalet... Ne hırs, ne boşvermişlik... Ne kibir, ne eziklik... Biz "vasat"; orta yolda giden, itidal içinde yaşayan bir milletiz. Peki hayattan, insanlardan beklentilerimizde de itidali miyiz? Bize hayat ilkemizi rehberimiz Peygamberimiz öğretti : "Müslüman, dilinden ve elinden müslümanların zarar görmediği kimsedir..." (Buharî, Müslim) Sahi hâlâ böylemiyiz? Dostlarımız, çevremizdeki insanlar, yüzümüze baktıklarında tebessümümüzle rahatlıyor mu hâlâ ? Yoksa yüzlerimizde dünya ehlinin alemi fesada götüren tatminsizliğinden bir gölge mi bulaşmış? Rasul-i Ekrem s.a.v. "Din kardeşini güler yüzle karşılamak gibi bir iyiliği bile sakın küçük görme!"(Müslim) buyruğundaki tebessümün değerini biliyoruz değilmi? Güzel söz hâlâ sadaka değerinde, değil mi? Biz, Sevgililer Sevgilisi s.a.v. 'in öğrettiği kardeşlik hukukuna riayet ettiğimiz ölçüde kendimiz olacağız, kendimiz kalacağız. O hukuku hayatımızdan çıkardığımız gün ise, yaşadığımız zillete kendimiz de şaşıracağız. VE AYNAYA BAKTIĞIMIZDA KENDİMİZİ TANIYAMAYACAĞIZ...
Sayın misafirim:Ben 58 yaşındayım. Türk siyasi tarihini 1965 yılından beri takip eden bir kişi olarak ,emin olun ülkemizi bu güne kadar iktidara gelen siyasi iradelerin,muhalefette doğruyu,iktidarda tam tersini yaptıklarını gördüm ve yaşadım.Vatanımızı parçalamaya,bağımsızlığımızı yok etmeye hangi siyasi ad altında olursa olsun,karşı çıkmayı kendime en büyük görev edindim.Vatan ve millet sevgisi kurşunlar karşısında belliolur.Bu gün ülkemizin dış ve iç güvenliğini sağlayan SİLAHLI KUVVETLER ve EMNİYET TEŞKİLATINA Allah(cc) yardımcı olması için dua etmekteyim.Genç kardeşlerim tarafsız yakın tarihimizi dikkatlice incelemeliler ve sonuçlarını sağduyularıyla değerlendirmelerini öneririm.Meydanlarda vatan millet nutukları atanlar,iktidara gelince ülkemizi dış güçlere adeta peşkeş çekmişlerdir.Şu an bakın Türkiye'nin haline,ekonomisi 400 milyar dolar borç altında,dış politikası Avrupa Birliğine bırakılmış,bağımsızlığı tehtid altında,ülkemiz parçalanmanın eşiğine getirilmiş durumda.Kendisini demokrat ve özgürlükçü sayan ,sözüm ona ülkemizi pazarlamayı kendine şiar edinenler,bir zamanlar ülkemizi işgal edip parselleyen (haydutlar birliğini)bu millete medeniyet projesi olarak yutturmaya çalışmışlardır ve hala yutturmaya bütün siyasi partiler yarış ediyorlar.Son yıllarda Türkiye'nin olmassa olmazı olarak gösterilenen ekonomide ( özelleştirmeyi)biraz geriye götürüp,günümüze gelmek istiyorum.Osmanlı devleti bilhassa Sultan Abdülmecıt devrinde küçümsenmeyecek seviyede ciddi bir sanayileşme programı uygulamıştır.Osmanlı'nın sanayileşme gayretleri 2 merhaledir.Birincisi 1839 yılıyla Kırım savaşının başladığı yıllar arasındaki devreki;devlet eliyle yapılan yatırımların ağırlıkta olduğu fabrikalaşma hareketidir.İkincisi Kırım savaşı sonrası ve bilhassa Abdülaziz devriki;bilgi ve tecrübe eksikliği,kötü idare,avrupa malları ile rekabet edememe,sanayileşme hareketi ve Kırım savaşının getirdiği yük gibi tecrübelerden sonra,devletçi sanayileşmenin terkedildiği,daha ziyade özel teşebbüsün(gayri milli unsurların)teşvik edildiği devre.Osmanlı'dan sonra ülkemizde önce devlet eliyle kalkınma,şimdide batılı güçlerin ve onların ayarlı yerli işbirlikçilerinin özelleştirme çabaları.Bu haydutlar birliği bu tezgahı OSMANLI'nın son zamanında uyguladılar ve Osmanlı'yı bitirdiler.Aynı özelleştirme tezgahını Avrupa birliğine giriş şartı koyup,Türkiye cumhuriyeti'ni bitirmek istiyorlar.Bu şanlı TÜRK milleti 2inci defa hata yapmamalıdır.Bu (haydutlar birliği)Osmanlı'nın sonunu özelleştirme teraneleriyle getirdiği gibi Türkiye'nin sonunu getiremiyeceklerdir.Bölgesinde ve dünyada en güçlü devletin,bizim devletimizin olacağına bütün kalbimle inanıyorum.Yüce ATATÜRK'ünde belirttiği gibi ülkemizi muasır milletler seviyesi üzerine çıkartmak bizlerin en temel görevi olmalıdır..Saygılarımla.. DELİORMANLI...

|
|
| | |
|
|
|
ÖZLÜ ve DÜŞÜNDÜRÜCÜ SÖZLER
• Isterseniz yanlıs düşünün, ama her durumda kendi kafanızla düsünün. (Doris Lessing)
• Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsın. (Confucius)
• Insanların mutlulukları yada mutsuzlukları,talihin olduğu kadar Kendi karakterlerinin de eseridir.!! (La Rochefoucauld)
• Mutlu olduğunuz zaman, size bu mutluluğu veren faziletleri sonradan kaybetmeyiniz! (A.Maurois)
• Mal kaybeden, bir şey kaybetmistir, onurunu kaybeden birçok şey kaybetmiştir. Fakat cesaretini kaybeden her şeyini kaybetmistir. (Goethe)
• Herşeyi bildiğini sanma! gerçekte çok bilgili olsanda kendine Cahilim diyebilecek cesaretin olmalı. (Ivan Pavlov)
• Gül sunan bir elde daima bir miktar gül kokusu kalır. (Çin atasözü)
• Devler gibi eserler bırakmak için, karıncalar gibi çalışmak lazım. (Necip Fazıl Kısakürek)
• Sözün en güzeli, söyleyenin doğru olarak söylediği, dinleyenin de yararlandığı sözdür. (Aristo)
• Yazı yazmayi öğrenmek, herşeyden önce düşünmeyi öğrenmektir. (Amie Suche)
• Düşmanlarınızı affedin bu bir büyüklüktür. Ama onları unutmak büyük bir aptallıktır. (J.f kennedy)
• Üç kişinin bildiğini, bütün köy biliyor demektir! (Alman atasözü)
• Kötü bir cemiyetin bozamadığı insanı, Kötü bir arkadaş bozar (La Edri)
• Sanssizliga katlanabiliriz, çünkü disaridan gelir ve tümüyle rastlantisaldir. Oysa yasamda bizi asil yaralayan, yaptigimiz hatalara hayiflanmaktir. (Oscar Wilde)
• Iyi agaç kolay yetismez;rüzgar ne denli güçlü eserse,agaç da o denli saglam olur. (J.Willard Marriot)
• Dünya güzeldir, ama bir şairin gözüyle daha da güzel olur. (Goethe)
• İnsanlar hatalarını mutluyken değil ancak mutsuzken anlar. (Daniel Defoe)
• Nankör insan, her şeyin fiyatını bilen fakat hiçbir şeyin değerini bilmeyen kimsedir. (Oscar Wilde)
• Dünyada başarı kazanmanın iki yolu vardır: Ya kendi aklından faydalanmak, yahut da başkalarının akılsızlığından faydalanmaktır. (La Bruyere)
• Hayat merdivenlerini çıkarken, insanlara iyi davranalım. Çünkü inerken gene aynı insanlara rastlayacağız. (Cenap Şahabettin)
• Güzel olan sevgili değildir, sevgili olan güzeldir. (Tolstoy)
• Güzellik, çoğu zaman kusurları gizleyen bir örtüdür. (Balzac)
• Bir insanın gerçek zenginliği, onun bu dünyada yaptığı iyiliklerdir. (HZ.MUHAMMED (s.a.v))
• İnsanlar başaklara benzerler, içleri boşken başları havadadır, içleri doldukça eğilirler. (Montaigne)
• Aşk, imkansız birçok şeyi mümkün kılar. (Goethe)
• Gerçek bir arkadaş, iki gövdede yaşayan bir ruhtur. (Aristo)
• Kadın olsun , kitap olsun cildine aldanmayıp içindekilere bakılmalıdır. (Cenap Şahabettin)
• Aşk köprü kurmaktır. İnsanlar köprü kuracakları yerde, duvar ördükleri için yalnız kalırlar. (Newton)
• Ayni dili konuşan değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilirler. (Mevlana)
• Para açlığı giderir, mutsuzluğu değil, yemek mideyi doyurur, ruhu değil. (Shaw)
• Zor is, zamaninda yapmamiz gereken fakat yapmadigimiz kolay islerin birikmesiyle meydana gelir. (J.J.Rousseou)
• Nankör insan, herseyin fiyatini bilen, fakat hiçbir seyin degerini bilmeyen insandir. (Oscar Wilde)
• Atalarindan sana kalani haketmeye bak! Yoksa senin olmazlar. (Goethe)
• Kıskançlıkda gururun payı aşktan fazladır. (La Rochefoucauld)
• Erkekler kadınların ilk aşkı, kadınlar erkeklerin son aşkı olmak ister. (Oscar Wilde)
• Akıllı olmak da bir şey degil, mühim olan o aklı yerinde kullanmaktır. (Descartes)
• Ben senin beni sevebilme ihtimalini sevdim. (Yilmaz Erdogan)
• Baskalarını sık sık affedin, ama kendinizi asla... (Publilius Syrus)
• Gerçek aşkta ne vefa vardır ne cefa.... (Mevlana)
• Insan ne kadar büyük ruhlu olursa, aşkı o kadar derin bir şekilde duyar. (Leonardo da Vinci)
• Insanları iyi tanıyın, her insani fena bilip kötülemeyin, her insanı da iyi bilip övmeyin (Mevlânâ)
• Olgun insan güzel söz söyleyen değil, söylediğini yapan ve yapabileceklerini söyleyen adamdır. (Confucius)
• Yemine gerek görmeyecek kadar sözlerine sadık ol. (Dale Carnegie)
• En çok hoşumuza giden insan kendimize benzettiğimiz insandır. (Moliere)
• Insanları yükselten iki büyük vasıf vardır; erkeğin mert, kadının namuslu olması. (Napoleon)
• Aşk, eşeğe bile dansettirir (Fransız atasözü) • Beklemesini bilenin her şey ayağına gelir. (Balzac)
• Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla, ışığından bir şey kaybetmez. (Mevlana)
• Sevdiğini elde edemezsen, elde ettiğini sevmeye çalış. (Corneille)
• Başa kakılan bir iyilik daima hakaret yerini tutar. (Racine)
• Yaptığın iyiliği hatırlama, gördüğünü unutma. (C.Chillon)
• Hile, oyunu kazandırsa da, kaderi değistirmez. (La edri)
• Sevgi insanlıgın, şiddet hayvanlıgın kanunudur. (Gandi)
• Dostuna da düşmanına da yardım et. Çünkü o zaman,dostunla daha yakın dost, Düşmanınla da dost olursun. (Cledbul)
• Eğer bir kimseyi kimse sevmiyorsa, bunun sebebini araştırmalıdır. Eğer bir kimseyi herkes seviyorsa bunun sebebini de araştırmalıdır. (King Dse)
• Ne söyleyeyim diye başta düşünmek, niçin söyledim diye sonunda pisman olmaktan iyidir! (Sadi)
• Çiçeğin dikeni var diye üzüleceğimize, dikenin çiçeği var diye sevinelim. (Goethe)
• Yemine gerek görmeyecek kadar sözlerine sadık ol. (Dale Carnegie)
• Hiçbir zaman çıktığın kapıyı hızla çarpma, geri dönmek isteyebilirsin. (Don Herold)
• Sevgi birliğe, bencillik yalnızlığa götürür. (Schiller)
• Yalnız seni sevenleri sevmek sevgi değil, değiş tokuştur. (Cenap Şahabettin)
• Karanlığı lanetlemektense, bir mum yakın. (Konfüçyus)
• Yüzünü güneşe çeviren insan, gölge görmez. (Helen Keller)
• İyimser kişi, yaranın üstünde artık kabuk, kötümser kişi ise kabuğun altında yine yara görür. (Shakespeare)
• İki şeyin elden gitmeden değerini takdir etmek zordur; sağlık ve gençlik. (Hz. Ali) 1. Gevezeliği ve itirazı huy edinen kimse, ciddi bir öğrenime ehil değildir. Demokritos.
2. Akıl gibi servet, bilim gibi şeref yoktur. Hz. Ali.
3. Bir insan, gerçek değerini anlamak istiyorsa tek başına kaldığında ne düşündüğüne ne yaptığına baksın. Franz Von Schöthan.
4. Kötü insanlar, yeryüzüne serpilmiş bir avuç iyi insanı sınamaya yararlar. Voltair.
5. Herşeyin bir güzelliği vardır, herkes göremese de. Konfüçyüs.
6. Dünyada hiçbir şey zamanı gelen düşünce kadar güçlü değildir. Victor Hugo.
7. Gerçek insanlık, bütün dünyanın güzelliklerinden daha mükemmel bir şeydir. Pestalozzi.
8. Eğitim, insan sevgisi ve uygulamadır. Pestalozzi.
9.İnsanların akıllısı kendini bilen, insanların bilgilisi ise cehaletini bilendir. Hz. Muhammed
10.İnsanın bilmediği bir şeyi, bilmiyorum diyebilmesi de bir bilimdir. İbn Mesud.
DELİORMANLI... _________________ NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..
TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE İÇİN BAĞIMSIZ TÜRKİYE PARTİSİ
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, http://www.btp.org.tr/
her bakımdan tıkanmış olan Türkiye’de “alternatif yok” yaygarasının çözümün gerçek adresini örtmek için bir saptırmaca olduğunu belirterek, “Gelin el ele verelim, bakınız Türkiye nasıl kurtuluyor!” dedi.
Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, tüm dünyanın krizle çalkalandığı bir dönemde gündeme getirdiği Milli Ekonomi Modeli’ne, “Ekonominin ve Sosyal Devlet’in kitabını yazdım ve dedim ki; ey dünya, ilim dünyası alın, bunu okuyun, yanlışım varsa yüzüme çarpın… Veya ne gerekiyorsa onu yapın.
Ama yanlış yoksa, bunu delikanlı gibi de söyleyin. Dünya, eser ve projelerimi didik didik etti, irdeledi ve sonunda kararını verdi; bu model, değil Türkiye’yi, dünyayı kurtarır.
Bilim adamları, Milli Ekonomi Modeli’ni baştacı yaptı. İşte çözüm bu... Ne yapalım Türkiye’nin batmaktan ve çöküşten başka alternatifi yok diyenlere tekrar hatırlatıyorum; Türkiye’nin alternatifi var, o da BTP’dir. Dünyayı da ayağa kaldıracak modelimiz var; o da Milli Ekonomi Modeli’dir. Dünya bunu konuşuyor, bilim adamları bunu söylüyor” sözleriyle dikkat çekti.
Dünya tıkandı, mevcut sistemler çöktü diyen BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “Hem Türk ekonomisini düze çıkartacak, hem de dünya ekonomisine yön verecek tek çözüm milli ekonomi modelidir” dedi.
Kapitalizm arapsaçı
Prof. Dr. Baş dünyanın dört bir yanından uluslararası Milli Ekonomi Modeli kongrelerine katılan bilim adamlarının tezle ilgili değerlendirmelerini hatırlattı. BTP Genel Başkanı şunları söyledi:
“Ne dediler biliyor musunuz? Rus bilim adamı Lisichkin diyor ki, ‘biz böyle bir sistemin bizden çıkacağını bekliyorduk. Böyle bir tezin bize ait olacağını bekliyorduk. Maalesef bu sizlerden çıktı.
Biz buna da razıyız’. Başka ne diyorlar? ‘Bu eser bir dâhinin eseridir…’ Avrupalısı bunu söylüyor. Amerikan profesörü bunu diyor.”
Ekonomik çıkmaza giren dünyada mevcut kapitalist ve komünist sistemin artık çöktüğünü belirten BTP Genel Başkanı şunları söyledi:
“Dünyayı kıvrandıran bu liberal–kapitalist ekonomi anlayışı… Bunların hepsi hikâye… Bunlar sistem değil ki; arapsaçı. Kimsenin bir şey anladığı yok. Oturdum, ben bunu tek tek neresi doğru, neresi yanlış tespit ettim.
Ben böyle bir tez yazdım. Yahu iki tane harfi yanyana getiremeyen adamları siz bu ülkede başbakan yaptınız. Dünyaya diz çöktüren adama sırtınızı döndünüz; sanki ondan intikam aldınız.
O zaman da olan milletimize oldu, devletimize oldu. Yazıklar olsun deme hakkına sahip değil miyim?”
Alternatif BTP BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş,
Türkiye’de alternatif yok şeklinde dile getirilen görüşlere de tepki gösterdi.
Prof. Dr. Baş şunları söyledi: “Türkiye’nin önü tıkalıymış, alternatifi yokmuş, bilmem ne?! Safsataya bak… Çözümün gerçek adresini örtmek için uydurulmuş safsata. Bunları uyduranları ben talebe yapmam. Vallahi talebe yapmam. Kimdir onlar?
Bir yandan ülkeni, insanını, devletini, askerini ve milletini Amerika’ya, Avrupa’ya peşkeş çekeceksin, beslediğin medya senin namına boyuna propagandanı yapacak, sen de adamım diye, delikanlıyım diye gezeceksin… Buna kargalar bile güler.”
Milletin ve devletin sıkıntılarına son vermenin yine milletin elinde ve azminde olduğunun altını çizen BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “Türkiye, kabul etsek de etmesek de, bir noktaya geldi. Açılım istiyor. Bu açılım, Bağımsız Türkiye Partisi’nin dışındaki bir hareketle mümkün değil… Türkiye’nin tek alternatifi var; o da BTP’dir, Milli Ekonomi Modeli’dir, Sosyal Devlet projelerimizdir.
Gelin elele verelim. Milletin ve devletin bu sıkıntısına son verelim bu sizin elinizde, milletimizin elinde ve azminde. Gelin elele verelim, devlet ve milletimizin nasıl şahlandığını hep beraber görelim. Gelin el ele verelim, bakınız Türkiye nasıl kurtuluyor” dedi.
www.milliekonomimodeli.com
Deliormanlı...
GELİN BİR VE BERABER OLALIM..
Bu vatan bizimdir,bizim kalacaktır... 5000 yıllık tarihiyle, 1400 yıllık Türk-İslam Medeniyeti ile ve 82 yıllık Cumhuriyet birikimiyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milleti, Avrupa ve Asya kıtalarının kesiştiği en tarihi ve stratejik bölgede yer almaktadır.
Siyasi, ekonomik ve sosyal çatışmaların merkezinde ve hedefinde olduğu halde, tarihinden ve inancından aldığı güçle dimdik ayaktadır ve aynı zamanda tüm Türk-İslam dünyasının ve dünyanın mazlum milletlerinin son umududur.
Var olduğu günden bu yana Türk Milleti, kendisini yükselten ve yücelten tarihi misyonuna sahip çıktığı dönemlerde insanlığa adaleti ve insan haklarını doya doya yaşatmış, teknolojiyi ve medeniyeti öğretmiştir.
21. yüzyıl Ulusal Egemenlik kavramının değiştiği bir yüzyıldır. Nitekim küreselleşmenin ideologlarından John Naisbitt şu yaklaşımı sergiliyor:
“Büyük şirketlerin özerk ve küçük ünitelere bölünerek, daha iyi çalışabileceklerini görüyoruz. Aynı durum, ülkeler için de geçerlidir. Eğer dünyayı tek pazarlı bir dünya haline getireceksek, parçaları küçük olmalı…”
Asırlar boyu sinsi bir şekilde yürütülen siyasi,kültürel ve sosyal faaliyetlerin sonucunda yok olma tehlikesi ile karşı karşıya gelen Milletimiz, verdiği İstiklal Savaşı neticesinde Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde Kuvay-ı Milliye ruhu ile kendine dönmüş, bağımsızlığına kavuşmuş ve özgürlük mücadelesi veren milletlere örnek olmuştur.
Atatürk, 1 Mart 1922’de yaptığı Meclis açılış konuşmasında şöyle diyordu: “Her şeyden önce milli amacımız olan bağımsızlığımızı sağlamaya ulaşmaktan başka bir şey düşünemeyiz. Bu nedenle de bizce önemli olan mali gücümüzün, bu sonucu sağlamaya yeterli olup olmayacağıdır.
…Memleketimizin gelir kaynakları, milli davamızın güvenle sonuçlandırılmasına yeterlidir. Yoksunluklar içinde olsa da milli gücümüz, bugüne kadar olduğu gibi, dış devletlerden borç almadan memleketi yönetecek ve amacına ulaştırabilecektir.”
Mustafa Kemal, yeni kurulan devletin “tam bağımsız” olabilmesi için “ekonomik bağımsızlığın” şart olduğunu özellikle vurgulamış, kapitülasyonları kaldırmıştır. 1923′te İzmir’de İktisat Kongresi düzenleyerek Milli ekonomiyi canlandırmaya çalışmıştır. Kongrede, “ulusal bağımsızlık ilkesi”nden kesinlikle vazgeçilmeyeceği ve bu ilke içinde kalkınmanın gerçekleştirileceği kararlaştırılmıştır.
Yani bağımsızlık ile kendi ayakları üzerinde durabilen bir ekonomi arasında direkt bir bağ vardır.
Devletimizin kurucusu Atatürk’ün döneminde, yani 1938′e kadar çeşitli sahalarda kalkınma plan ve projeleri uygulanmış ve çok büyük başarılar elde edilmiştir.
Bu dönemde kalkınmada uygulanan Milli Model ile ülkemiz Belçika’ya uçak ihraç edecek seviyeye ulaşmıştır. Fakat Atatürk’ten sonra ülke tekrar siyasi, kültürel, ekonomik vs. topyekün bir kuşatma altına alınmış; Batılı devletler, Mustafa Kemal döneminde hayata geçiremedikleri SEVR projesini AB ve IMF yoluyla gerçekleştirmeye başlamışlardır.
Uluslar arası şirketlerin devletimizin bütçesine yön verdiği IMF ve Dünya Bankası kıskacında ülkemizin kaynaklarının ve her türlü imkanlarının kullanıldığı, özelleştirmenin, KİT’lerin satışının, Uluslar arası Tahkim’in, tahdit kanunlarının ve AB’ye uyum adı altında çıkarların yasaların hayata geçirildiği bir süreçte Türkiye, hakikatte “bu küçük parçalara ayrılma projesi”ni yaşamaktadır.
Ekonomik bağımsızlığın, devletlerin bağımsızlığında gün geçtikçe daha belirleyici bir esasa dönüştüğü bir dünyada yaşıyoruz.
Anadolu topraklarının altında kefensiz yatan sayısız şüheda ecdadımızın kemiklerinin sızlatıldığından dolayı rahatsız olanlar ve uykuları kaçanlar bir daha düşünün. Anadolu topraklarının içine saklanmış, ilahi kudret tarafından yerleştirilmiş olan eşsiz maden yataklarımızın,milli hazinelerimizin kapılarının; Müslüman Türk milletine kapatılmasından, bu milletlin ve bu vatanın düşmanlarına ardına kadar açılmasından ötürü rahatsız olup uykularını terk edenleri sağ duyulu olmaya davet ediyorum.
Yine bu eşsiz güzellikler ve özellikler taşıyan,cennet vatanımızın sahiplerinin, çilekeş vatandaşlarımızın emeklerinin ve alın terlerinin toplanıp haçlılara peşkeş çekilmesinden ötürü acı ile kıvranan vatanperverleri bir daha aklı selimle düşünmeye davet ediyorum. Vatanperver vatandaşlarımızın vatan namustur satılmaz feryadına rağmen, vatan topraklarının altındaki madenleri ile birlikte, altındaki şehit mezarları ile birlikte ecnebilere satılmasından ötürü vicdan azabı çekenler,çaresizlik içinde kıvrananlar, vatan namustur satılmaz ilkesinde ısrar edenler,bir de Prof Dr. Haydar Baş beyi dinlemeye gayret edin.
Vatan için,bayrak için, sonraki nesillerin istiklalini temin için canlarını ve kanlarını sebil eden şehitlerimiz hakkında kelle ifadesini kullanmaktan utanmayanların,sıkılmayanların defterlerini dürmek isteyenleri BTP saflarına davet ediyorum. Bebek katiline sayın diyerek ve şehitlerimize de kelle diyerek bütün bir milletimizin bağrında derin yaralar açtığı halde hala ortalarda yalancı doktor edasıyla dolaşanlara, sandık başında sayın baylar güle güle demek için Prof.Dr. Haydar Baş’ın liderliğinde dalgalanan BTP bayrağı altında toplanmaya davet ediyorum. Minareler süngü kubbeler miğfer şeklinde şiir okuyarak kahraman olup milletin oylarını aldıktan sonra, altı buçuk yıllık iktidarı süresince misyonerlerin ve misyonerliğin önünü açanlara, dinler bahçesi adı altında kurdele kesenlere,haçlıların isteği doğrultusunda düzenlemelerle on binlerce kilise açanlara sandık başında hesap sormak isteyenleri saflarımıza davet ediyorum. Bin yıldır bu topraklarda tevhid bayrağını dalgalandıran Müslüman Türk milletinin oyları ile iktidar koltuğuna oturduktan sonra,bu milletin inanç sistemi ile oynayanları,tevhid cümlesinden Muhammedürresulüllah kısmını silenleri,attıkları her adımla bu milleti haçlı limanına biraz daha yaklaştıranları yüksek sesle protesto etmek isteyenler,bu kötü gidişattan ötürü uykuları kaçanlar bize buyurun. Bebek katiline sayın şehitlerimize kelle denilmesinden rahatsız iseniz bize buyurun. Vatan topraklarımızın bağrındaki şehit mezarları ile birlikte vatan düşmanlarına satılmasında ötürü uykunuz kaçıyorsa bize buyurun.
Emeğimizin,alın terimizin,servet ve sermayemizin haçlı siyonist tefecilerin elinde heba edilmesinden ve ettirilmesinden dolayı vicdan azabı çekiyorsanız bize buyurun. Ecdat yadigarı camilerimiz,medreselerimiz dökülürken bizim paramızla kiliselerin tamir ettirilmesinden ve hayırlı olsun denilerek hizmete açılmasından ötürü uykunuz kaçıyorsa bize buyurun.
Müslüman Türk çocuklarının on iki yaşından önce Kur-an’la temasını yasaklayan yasa devam ettirildiği halde yine Müslüman Türk çocuklarının üç yaşından itibaren kiliselere,papazların kucağına taşınmasından rahatsız olanlar,uykusu kaçanlar bize buyurun. AKP iktidarı altı buçuk yıldır AB ye girmek uğruna, onlardan gelen her talimatı milletimize dayattı,verilmedik taviz,satılmadık kurum bırakmadı, buna rağmen bir elli sene daha bekle talimatını aldı ve oturdu.AB nin ellinci yıl dönümü programına bile çağrılmadı.
AKP iktidarı teslimiyetçi ve tavizkar haliyle AB kapılarında kör topal yürümeye çalışırken,BTP lideri Prof. Dr. Haydar Baş,AB nin lokomotif ülkelerinden Almanya’da,tüm Avrupa üniversitelerinden gelen ilim adamlarına elini öptürdü.Tamamı profösör olan katılımcılar iki gün boyunca sayın Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli tezinin orjinalliğini,tüm ülkeler için bir çare bir çıkış formulü sunduğunu anlata anlata bitiremediler.
Daha mecliste dahi olmayan bir partinin lideri olarak Avrupanın ilim çevrelerine elini öptüren Haydar Baş’ın yarın iktidar olunca neler yapabileceğini varın siz hesap edin. Anadolu topraklarını altında yatan yer altı zenginliklerini haçlı tefeciler değil,yabancı şirketler değil, yine bu ülkenin insanı Müslüman Türk milleti kullanmalıdır diyen, Vatandaşlık maaşı vadeden, Ev hanımlarına işçi statüsü kazandırıp emeklilik vadeden, Sınavsız üniversite ve okuyan her çocuğa eğitim bursu vadeden, Bekarlara faizsiz evlilik kredisi vadeden, Devlet babadır ya vatandaşına iş bulur ya da aşını verir ilkesi doğrultusunda projeler geliştiren, Köylü ve çiftçi gerçekten efendi olacak ve bizim iktidarımızda altın çağını yaşayacak diyen BTP iktidarında buluşmak üzere Saygılarımla ..DELİORMANLI… _________________ NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..
Prof. Dr. Haydar Baş’tan ’’Sosyal Devlet’’ projesi

|
|
| |
 15 ülkeden 100’ü aşkın bilim adamı Prof. Dr. Haydar Baş’ın “Sosyal Devlet Milli Devlet” tezinin Türkiye ve dünya için tek çıkış yolu olduğunu Bursa’dan tüm dünyaya haykırdı.
Uluslararası Bağımsız Milli Ekonomi Modeli Birliği’nin Türk milletinin geçmişte üç kıtaya hükmettiği Osmanlı İmparatorluğun merkezi olan Bursa’da tertip ettiği 4. Uluslararası Sosyal Devlet Milli Devlet Kongresi sona erdi. Bursa’daki tarihi kongreye 15 ülkeden 100’ü aşkın bilim adamı iştirak etti. Kongreye ilim adamı düzeyinde katılan ülkeler şunlar; İsviçre, Almanya, Rusya, Estonya, Fransa, Hollanda, Kazakistan, Macaristan, İspanya, Finlandiya, İngiltere, Bosna hersek, Özbekistan, Azerbaycan ve Türkiye. İki günde toplam altı oturum şeklinde gerçekleştirilen kongreye tebliğ sunan akademisyenlerin yanında çok sayıda misafir bilim adamı da katıldı.
Prof. Dr. Baş dakikalarca alkışlandı İki gün boyunca devam eden “Sosyal Devlet Milli Devlet” kongresi Prof. Dr. Haydar Baş’ın muhteşem bir kapanış konuşmasıyla tamamlandı. Prof. Dr. Haydar Baş kapanış konuşmasını yapmak için kürsüye, kongreye katılan 100’ün üstünde yerli ve yabancı bilim adamlarının ayakta alkışları arasında geldi. Akademisyenlerin Prof. Dr. Haydar Baş’ı alkışlamaları dakikalarca devam etti. “Sosyal Devlet Milli Devlet” tezinin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş’ın konuşması sık sık alkışlarla kesildi. Prof. Baş’ın kapanış konuşması yaptığı sırada yerli ve yabancı bazı akademisyenlerin ayağa kalkarak alkışlamaları dikkatlerden kaçmadı.
Kapanış konuşması tezin sahibinden Bursa’da iki gün süren “Sosyal Devlet Milli Devlet” kongresi Prof. Dr. Haydar Baş’ın muhteşem bir kapanış konuşmasıyla tamamlandı
Pazar günü kongrenin oturumlarının tamamlanmasından sonra başlayan Prof. Dr. Baş’ın konuşması kongrenin tüm yorgunluğuna rağmen bilim adamları tarafından ilgiyle sonuna kadar takip edildi. Prof. Dr. Haydar Baş aynı zamanda kongrenin konu edindiği “Sosyal Devlet Milli Devlet” teziyle ilgili çok geniş ve çarpıcı bir değerlendirme yaptı. Kapanış konuşmasında Prof. Dr. Haydar Baş’ın değindiği bazı konular şunlar;
İnsanlık aradığını tezimizde bulmuştur! Sosyalizm ve kapitalizmden umduğunu bulamayanlar, esaretten bıkan halklar çare olarak Milli Ekonomi Modeli’ne sarılmıştır. Bağımsızlık için gerekli bu özellik dikkate alındığında, iktisat literatürüne girmiş olan milli ekonomi modelinin, uluslararası iktisat tezi olarak kabul görmesi tabiidir. Milli ekonomi modelinin bugün dünyanın bütün iktisat sitelerinde yer almış olmasının sebebi, insanlığın aradıklarını bu tezde bulmasıdır.
Sosyal devlet hakları garanti eder! Vatandaşların sosyal devletten beklentileri devletin vatandaşının geçimini temin etmesi ve vatandaşlarına iş imkânlarını sağlaması, sağlık ve barınmasını garanti altına almasıdır. Bugün AB ülkeleri de dâhil bu imkânları vatandaşlarına hazırlayamamıştır. AB’nin işsizliğe bulduğu tek çare yarım gün çalışma yöntemidir. Sosyal devlet ise, Milli Ekonomi Modeli ile tam istihdamı garanti altına almaktadır.
Sosyal devlet ‘alan el değil veren el’dir! Milletinden vergi olarak toplanandan daha fazlasını millete veren devlete “sosyal Devlet” denir. Sosyal devlet alan el değil, veren eldir. Sosyal devlette, vatandaşa verilecek sosyal yardımların başında “Vatandaşlık Maaşı” gelir. Sosyal devlet demek, işsizlik konusunu halleden devlet demektir. Bu devlet kalıcı ve sürekli bir büyümeyi sağlar. Böyle bir piyasada herkes imkânlardan istifade edebilir.
Gerçek sosyal devlet vergi almaz! Gerçek sosyal devlet hayata geçtiğinde tüketiciden vergi almayan bir devlet anlayışı ortaya çıkar. Her gelir grubundan aynı oranda vergi almanın yanlış olduğunu ifade ediyoruz. 100 milyarın altında geliri olandan vergi alınmaz. Bu tüketici grubuna devletin bir desteğidir.
Kongrede ne dediler? Model bütün insanlık için kurtuluştur Prof. Dr. Juhani Tamminen – Finlandiya Finlandiya’da Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli’nin birçok enstrümanları koruyucu tedbir olarak uygulamaya alındı. Örneğin, bazı dev Fransız şirketleri uranyum madenlerini topyekûn almaya kalkıştı. Ama hükümet yerinde müdahalelerle bu ve bunun gibi olaylara meydan vermedi. Kongremizin temelini oluşturan sevgili meslektaşımın eseri, Finlandiya gibi milli varlığını korumanın güçlükleriyle boğuşan ülkeler için son derece kıymetli bir rehber teşkil etmektedir. Diyebilirim ki, yeni sömürgecilik arayışlarına karşı koymak isteyenlerin elinde artık pratik ve kapsamlı bir rehber ve bir doğru yanlış çizelgesi vardır. Bu rehber, sadece Türk milleti için değil, hiçbir din ve ırk farkı gözetmeksizin bütün insanlık için bir kurtuluş projesidir, barış, adalet ve kalkınma modelidir. Bu modelin sahibi Prof. Dr. Baş’ı yürekten tebrik ediyorum.
Prof. Dr. Baş yüz akı bir bilgedir! Prof. Dr. Jyri Kadak – Estonya Tallinn Üniversitesi Yirminci yüzyıl sonlarında, devlet ve vatandaş arasındaki bağın hiçbir mantıki gerekçeye dayanmadan yıpratılması, hatta koparılmaya çalışılarak dengelerin zorlanması çok ciddi problemlerden biridir. Eserde benim en önemli bulduğum yön bu problemi telafi eden bir mekanizmayı somutlaştırması ve formülleştirmesi. Prof. Dr. Baş, devleti güçlendirirken, Sosyal Devlet enstrümanlarıyla milleti de kuvvetlendiriyor; “kaba devlet”i değil, bilakis “baba devlet” yapısını oluşturuyor. Model, öyle bir yapı geliştiriyor ki, hiçbir din, ırk ve sınıf farkı gözetmeksizin herkesi destekliyor, herkes kabiliyetine göre bu destekten azami istifade ile ya katma değer üretiyor veya üretilene müşteri olarak ekonominin sürekli büyümesine katkı sağlıyor. Bu yaklaşım, bugün insanlığın tıkandığı noktada, beklenen yaklaşımdır. Bu bağlamda sayın Prof. Dr. Baş, insanlık ve bilim adına bir yüz akı bilgedir.
Bu tez küreselleşmeye panzehirdir Prof. Dr. Patrick Boulogne – Fransa Paris Üniversitesi Beni bu kongreye davet ettiklerinden ötürü Türk dostlarıma çok teşekkür ederim. Dostane olduğu kadar saygın olan böylesi bir ortamda düşüncelerimi ifade edebilmek benim için bir onurdur. Tehlikeli gerilimlerin gittikçe yoğunluk kazandığı günümüz dünyasında, yaşananları anlamak, tahlil etmek ve çözüm getirmek tüm dünyadaki aydınların acil sorumluluğudur. İşte bu çerçevede Prof. Dr. Haydar Baş’ın “Sosyal Devlet, Milli Devlet” tezi uluslar için bir can simididir ve insanlık tarihi açısından önemli bir aşamadır. Küreselleşme döneminde ‘milli devlet’e vurgu yapılması hayati derecede önemlidir.
Prof. Baş kalkınmanın adresini göstermiştir Prof. Dr. Ömer Saraçoğlu – İstanbul Üniversitesi Prof. Dr. Haydar Baş Milli Devlet–Sosyal Devlet modeli ile bütün ulusların kendi kendine nasıl yetebileceklerinin nasıl kalkınabileceklerinin anahtarı olan Mili Ekonomi Modelini uygulayarak dünyanın beklediği barışa, sosyal adalete ve demokrasiye ulaşabileceklerinin adresini göstermektedir. Ve Prof. Dr. Haydar Baş Milli Devlet ve Milli Ekonomi tezleri ile fakirliği ve yoksulluğu ortadan kaldıracak projelerle insanlığın önüne yeni ufuklar açmaktadır.
Sosyal Devlet tezine hayran kaldım Prof. Dr. Metin TULGAR “Sosyal Devlet/Milli Devlet” kitabının her cümlesini dikkatle ve hayranlıkla okuyorum. Bu tezin, Müslüman Türk dünyasının tezi olmasından onur duyuyorum. İnsan hakları, demokrasi ve özgürlük gibi kutsal kavramların bilinçli şekilde çarpıtıldığı günümüzün karmaşık ortamında umutsuzluk değil umut mesajlarıyla insanlığa mutlu gelecek müjdesi veren bu eserin her cümlesi dikkatle ve özümsenerek okunmalı kanaatindeyim. Güçlü devlet, güçlü ordu ve sağlam aile yapısı kurumlarını temel ilke edinen “Sosyal Devlet/Milli Devlet” tezi ulusal potansiyelimizi idrak ederek yeniden kimliğimizi kazanmamızı öngörmektedir. Milli Ekonomi Modeli kendi kendine yeten bir kalkınmayı ve sürekli büyümeyi sağlayarak devletlerin siyaseten bağımsız olacaklarını ifade etmektedir. Bu önemli eseri, kurtuluş reçetesi arar haldeki insanlığa sunan Sayın Prof. Dr. Haydar BAŞ Hocamızı yürekten kutluyorum.
| DELİORMANLI..
301. MADDE İLE OYNAMAK,YA DA ZİLLETE ÂŞIK OLMAK..!
|
|
|
Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarihinin en kritik günlerini yaşamaktadır. Sözde Ermeni soykırımı yasası, terör, ABD görüşmeleri, AB raporu… derken; devletin ve milletin omurgası ile oynanmak istenmektedir.
Türk milletinin tarihi, geleceği, hemen her türlü varlığı yok edilmeye, genleri bozulmaya çalışılmasına rağmen; vatandaşlarımız, hâlâ geleceği üzerinde örülen çorapları anlamaktan çok uzaktır.
Devlet olarak sürekli savunma pozisyonuna bürünmüş, hemen her konuda bir şeylere zorlanmaya çalışılmaktayız.
Son günlerde yaşanan olaylarla, nelere zorlandığımıza bir bakalım:
& Asla doğru olmamasına rağmen, sözde Ermeni soykırımını tanımak zorunda bırakılmaya,
& Teröristlerle masaya oturup, onların istek ve arzularına cevap verilmeye,
& İç ve dış güvenliğimizi sağlamak dahil olmak üzere, ABD’den onay almadan bir adım atmamaya,
& AB ilerleme raporunda neredeyse ön koşul olarak istenen; Türklüğe hakaretin önünü tıkayan Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesinin değiştirilmesine, çalışılmaktadır.
Bu yazımızda diğer konulardan çok “301. madde” üzerinde durmak istiyorum. Önce değiştirilmek istenen bu maddeye bir göz atalım:
Türk Ceza Kanunu’nun 301 maddesi;
(1) Türklüğü, Cumhuriyeti veya Türkiye Büyük Millet Meclisini alenen aşağılayan kişi; altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini, Devletin yargı organlarını, askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Türklüğü aşağılamanın yabancı bir ülkede bir Türk vatandaşı tarafından işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır.
(4) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.
301. madde, hukukçular tarafından değerlendirilmeli ama, madem biz de bu vatanın bir ferdiyiz; bizim de vatandaş olarak mutlaka bir şeyler demeye hakkımız olmalıdır.
Hukukçuların yapacağı yorumlara bir şey dediğimiz yok ama, akl-ı selim olarak düşünecek olursak; Avrupa Birliği (AB) asla; tarihine, dinine, şan ve şerefine bağlı bir Türk milleti istemiyor.
Böyle bir dayatma, özellikle bize yapıldığına göre, bu Avrupa Birliği’nde bizim ne işimiz var?! Kriterlerin içine “hakaret edebilme özgürlüğü” konulmak isteniyor, millet olarak doğru dürüst bir tepki bile ortaya koyamıyoruz. Devletin en tepesinden, en sade vatandaşına varıncaya kadar; “madem AB istedi, öyleyse yapalım” diyebilenler çıkıyor.
Aman Allah’ım…! Bu nasıl iştir? Bu nasıl şartlanmadır? Koca Çınara bu kadar mı çok kurt düşmüş? Bu kadar mı bu millet zillete müptelâ olmuş? Kendine hakaret edilmesinin önünün açılmasına bu kadar mı meraklıymış?
Şimdi, Allah için soruyorum, bu madenin kaldırılması kimin işine yarayacak? Kim bu madenin kaldırılmasını istiyor? Kimler buna destek veriyor ve verecek?
İzlemeye devam edin..!
- Kim kimin dostuymuş, görmeye ve anlamaya çalışın!
301. madde ile oynamak; Türkün haysiyetini yok saymaktır, Türkün genleriyle oynamanın önünü açmaktır. Bu aşağılanmaya nasıl razı olabiliriz..!
Dün, hayal bile edilemeyen bir çok felaket; “bundan bir şey olmaz” diye diye bugün başımıza geldi.
Ben Türk’üm ve kendime hakaret edilmesine asla ve asla müsaade etmiyorum.Saygılarımla...
Uğur Kepekçi--DELİORMANLI.. _________________ NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!.. |
EY EHLİ VİCDAN DUYUN BU SESİ
Ülkemiz gerek içte gerek dışta sürekli kan kaybetmeye devam ederken, küresel güçler; medya desteği ve AB destekli sivil toplum örgütleri vasıtasıyla vatandaşı yanlış yönlendirerek iyimser hava estirip, adeta sahte cennet senaryolarıyla milletimizi aldatmaya devam etmektedirler. Huzursuzluk sadece ülkemizle de sınırlı olmayıp, batısından doğusuna bütün dünyaya yayılmış vaziyettedir. Osmanlı’nın cihan hâkimiyetinin sona ermesinden bu yana, insanlık ailesinin yüzü bir türlü gülmedi. Hayatı kan, zulüm, işkence ve işgallerle geçti. Haçlı ruhunun küreselleşme adı altında maskesini değiştirdiğinden bu yana; zulüm ve açlık insanlığın arkadaşı olmuştu. Genelde dünya insanlığı, özelde Türk Milleti, Haçlının yerli ve yabancı güçleri tarafından kuşatılmış, can damarları kurutulmuş, ayakta duracak mecali bile kalmamıştı. Onu bu sefaletten kurtaracak bir sesi, bir soluğu hep bekledi durdu… Halkımızın, “ne olacak halimiz?” dediği zamanda duydukları sesler hep; malum seslerdi: “AB olmazsa olmaz” “ABD dünyanın en hâkim gücüdür o istemeden hiçbir şey olmaz” “IMF ile kamçı yemeden, bir ortak gibi çalışacağız” “AB uyum yasalarının dışında bir şey düşünemeyiz” “Kenar ülke konumuna düşmemek için AB ile bütünleşmek zorundayız” vs… Eğitimden sağlığa, ekonomiden siyasete, hatta günlük yaşantımıza varıncaya kadar her şeyimiz; dışarıdan estirilen rüzgârlarla tarumar edildi. İnsanımız adeta sindirilmiş bir vaziyete dönüştürüldü. Yaban ellerden gelen telkinlerle sanki hipnoz edilmiş insanımız, kendi benliğini kimliğini dahi tanımaz bir hale düşmüş; canından bezmiş bir haldeydi. İnsanımız öyle bir hale düşürülmüştü ki küresel güçlerin dışında hiçbir çözüm olmadığına inandırılmıştı. Hayatını insanlığın hizmetine adayan bilge insan Prof. Dr. Haydar Baş milletimizin bu durumuna duyarsız kalamazdı. Gecesini gündüzüne katarak şahsına münhasır bir model olan “Milli Ekonomi Modelini” hazırladı. “Durun, buralar çıkmaz sokak” diyerek gerçek çözümün adresinin “Milli Ekonomi Modeli” olduğunu gösterdi. Evet, insanlığın beklediği ses, bu ses işte… Dünya çapında bilim adamları, Prof. Dr. Haydar Baş beyin bu sesine kulak verip, onun bu tezini deklere etmektedirler. Bilim adamları düzenlenen 4 Uluslararası Kongreyle; “Milli Ekonomi Modeli” ve “Sosyal Devlet Mille Devlet” tezini dünyaya haykırdılar. Vatandaşımızın bu fırsatı değerlendirmekten başka yolu kalmamıştır. Sadece Türk milletinin değil, bütün insanlığın sosyal sıkıntılarına son vermek istiyorsanız; Ey ehli vicdan, duyun bu sesi..!
İSLAM'IN DÜŞMANLARINI İYİ TANIYALIM
BU MALLARA HARCADIĞIN HER BİR KURUŞUN HER BİR KURŞUN OLARAK GERİ DÖNÜYOR MÜSLÜMAN EVLATLARINA ALMAA BUNLARI ALDIRMA KULLANMA KULLANDIRTMA DUYARLI OL SEN MUHAMMEDİSİN ONUN ÜMMETİSİN
DEĞERİNİ BİL... KENDİNİ KÜÇÜLTME... BENİM BOYKOT ETMEMLE NE OLUR DEME SAKIN HA..! UNUTMAKİ, YERYÜZÜNDEKİ MÜSLÜMANA SIKILAN MERMİLER, AŞAĞIDAKİ ALDIĞIN ÜRÜNLERİN GELİRİ İLE YAPILMAKTADIR...
Ve unutma ki; BUNUN HESABINI ÖBÜR ALEMDE VERECEKSİN. Ve unutma ki; SIRA SANA DA GELEBİLİR... Ve unutma ki; FARKLI MEKANDA YAŞADIĞIN İÇİN BU MERMİLER SANA SIKILMIYOR...!
İSRAİL VE YABDAŞLARININ LİSTESİ
BEYAZ EŞYA
Arçelik Hoover AEG Singer Evsan Özaltýn Philips Elektrolux Profilo National Noromende Beko Grundig Intel IBM Nokia CNN Motorola Dell
GÜZELLİK VE BAKIM ÜRÜNLERİ
Loreal Cover Gril Herbal Essences Lasting Color Loving Care Max Factor Miss Clariol Olay Secret MAC Cosmetics
DİĞER MUHTELİF ÜRÜNLER Adam Bonus Boss Hugo Boss Old Spice AOL internet ICQ (bildiğimiz chat programı) Hema DKNY LEWIS Liby's National Geographical Fox TV Network Galbani Langrome Paris Kate Spade Aramis Philips Morris Migors HSBC CNBC Calvin Klein Kiwi Lion Area Polo Vhichy Helena Rubinstein Sara Lee Perrier Cacharel Walt Disney Disneyland Euro Disney
OTOMOTİV Renault Man Mercedes Magirus Ford Fiat BMC Dodge Chrysler Skoda Goodyear Pirelli Uniycral Mitsubishi Peugeot
ELEKTRİK AMPULU
General Elektrik Edison Philips Tekfen
ŞAMPUAN
Pantene Recioce Blendax
İPLİK
Polyen Sasa Sifaş
ÇOCUK VE KADIN BEZİ Orkid Allways Prima
MEŞRUBAT Coca-Cola (mayıs ayı gelirini İsrail'e bağışladı) Fanta Pepsi 7 Gün Elvan Turkuaz Fruko Sprit Schweppes
SİGARA Marlbora Camel Parlement Motecarlo
CAM EŞYA İzocam
DİŞ FIRÇASI Banat
TRAŞ KREMİ Gibbs
KUMAŞ Vakko Bossa
İLAÇ Hoechst Bayer Sandoz Roche Pfizer Saned
TEMİZLİK MALZEMELERİ
Ariel (Sharon'un Kendi firması) Alo Omo Persil Vim Ace Rinso Alfa Mintax
SABUN
Hacı Şakir Lüks Puro
BOYA OBS Dyo Sadolin
İÇKİ
Efes Pilsen Tuborg Lown Broau J&B
DİŞ MACUNU İpana Colgate (gelirinin yarısını bağışlıyor
LİKİT GAZLAR Ankara Gaz Aygaz Bursagaz Mobilgaz İpragaz
AKARYAKIT BP Shell
GIDA Vita Sana Turyaş Ufa Panda Pringles Danone Nestle Nescafe Nesquick Milkybar Kitkat Jacobs Mc Donalds (Azarbeycandaki müslüman kardeşler protesto etti ve oradaki şubeler kapatıldı) Maggi DELİORMANLI
AB'nin ETEKLERİ TUTUŞTU
Bu vatan bizimdir,bizim kalacaktır...
|
|
|
Teslimiyet süreci kesilecek paniği AKP iktidarı süresinde ülkenin üniter yapısına darbe vuracak her türlü tavizi koparan AB ve ABD yetkilileri kapatma davasının kabulü ile ağız birliği etmişçesine aynı ifadelerle yargıya saldırdılar, hükümeti sahiplendiler
Millete ait olan egemenliği bile Avrupa Birliği’ne teslim eden, BOP eşbaşkanlığı adı altında Amerika’nın bölgedeki politikalarına hizmet eden AKP’nin kapatılmasına ilişkin davanın Anayasa Mahkemesi tarafından kabül edilmesinin ardından yabancılar içerideki işbirlikçileriyle birlikte yargıyı hedef tahtasına oturttular. İktidara her istediğini yaptırtan AB ve ABD, teslimiyet sürecinin sona ereceği endişesi ile telaşa kapıldı. Çünkü, emperyalistlerin henüz tamamlattıramadığı dayatmalar kapıda bekliyordu.
AKP’ye böyle destek verdilerRehn: Kapatma davası haksız AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Anayasa Mahkemesi’nin, AKP hakkında açılan kapatma davasına ilişkin iddianameyi kabul etmesinden kaygı duyduğunu açıkladı. Rehn, “Bu davada haklı bir durum görmüyorum” dedi. Olli Rehn, yaptığı yazılı açıklamada, AKP’ye açılan kapatma davasıyla ilgili olarak yarın Avrupa Komisyonu’nu bilgilendireceğini ve bunun, AB’ye aday bir ülkenin, değişiklik gerektirebilen anayasasında sistemik bir hata olduğunu gösterdiğini bildirdi.
Ruijten: Hükümet topal bırakıldı Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye Raportörü Ria Oomen Ruijten, Anayasa Mahkemesi’nin AKP’nin kapatılması istemiyle hazırlanan iddianameyi kabul etmesinin Türk hükümetini topal bıraktığını söyledi. Ria Oomen Ruijten, Anayasa Mahkemesi’nin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın AKP’nin kapatılması istemiyle hazırladığı iddianameyi kabul etmesini NTV’ye değerlendirdi. Ruijten, “Böyle bir süreç devam ederken bir hükümetin tam olarak ülkeyi yönetmesi mümkün değil” diye konuştu.
Swoboda: Karar felaket AKP’nin kapatılma davasının Anayasa Mahkemesi’nde kabülünün ardından Avrupa Parlamentosu’nun diğer üyelerinden de yargıyı hedef alan küstahça açıklamalar geldi. AP Sosyalist Grup Başkan Vekili Hannes Swoboda, Rehn ile Ruijten’i aratmadı. Swoboda kararı “felaket” olarak nitelendirdi. Davanın Türk demokrasisine bir tehdit olduğunu savunan Sosyalıst Grup başkan vekili Swoboda, “AKP’nin kapatılma davasından çıkacak olumsuz tablonun Türkiye’nin Avrupa Birliği yolculuğunun sonu olabileceğini” ileri sürdü.
Casey: Demokrasiye bağlı kalın ABD Dışişleri Bakanlığı sözcülerinden Tom Casey, Anayasa Mahkemesi’nin, AKP’nin kapatılması istemiyle açılan davaya ilişkin iddianameyi kabulünün ardından, ilgili taraflardan siyasal olmayan ve Türk seçmenlerin son seçimlerde ifade ettiği temsili demokrasi ilkelerine bağlı bir süreç beklediklerini söyledi. Tom Casey, “Herşeyden önce bildiğiniz gibi biz, Türkiye’nin bağlı olduğu demokratik değerlere ve laik ilkelere büyük önem veriyoruz ve bu da bizim ilişkimiz ve müttefikliğimiz için temeldir” dedi.
Avrupa’dan baskı ziyareti AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Durao Barroso ve AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, 10-12 Nisanda Türkiye’yi ziyaret edecek. Barroso ve Rehn, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşecek. AB Komisyonu’ndan yapılan açıklamada, Barroso ve Rehn’in Türkiye’de çeşili mesajlar vereceği, bunlar arasında Türkiye-AB ilişkilerinin geliştirilmesine ve Türkiye’deki reform sürecine destek mesajlarının öncelikli olarak yer alacağı duyuruldu.
Avrupanın telaşı basınlarına da yansıdı Anayasa Mahkemesi’nin, AKP’yi kapatma davasını kabul etmesi dünyada büyük yankı buldu. Avrupa basını Türkiye’nin krize itildiğini savundu. İşte Avrupa basınının, konu ile ilgili değerlendirmeleri:
Yabancı sermaye ile tehdit:İngiliz The Guardian: Anayasa Mahkemesi’nin kararı ile “ülkenin krize atıldığı” yorumunu yaptı. Gazete, “Ankara’nın laik elit ile yeni sınıf muhafazakar reformcu Müslümanlar arasındaki güç mücadelesinin, Türkiye’nin AB iddiasını zedeleyeceğini ve yabancı sermayeyi caydıracağını” yazdı.
Washington Times :“Türkiye’de en yüksek mahkeme, potansiyel bir kriz yaratabilecek bir davayı başlatmaya karar verdi” değerlendirmesini yaptı. Gazete, Türkiye’nin AB başvurusu ve başarılı ekonomik canlanmasının geleceğinin riskte olduğunu yazdı.
Patlama tehlikesi var New York Times :
“Türkiye’deki mahkeme, patlama tehlikesini içeren bir davayı kabul etti” başlıklı haberinde “Mahkeme kararı, Türkiye’yi dindar ile laik Türkler arasındaki nihai çatışmaya da yakınlaştırdı” görüşünü dile getirdi.
İngiliz The İndependent
“Türkiye’de iktidar partisi, ’fazla dindar’olduğu için yargılanacak” başlığını kullandığı haberinde analistlere dayanarak AKP’nin anayasayı değiştirme planının siyasi olarak “çok tehlikeli” olacağını da yazdı.
Ekonomi gazetesi Financial Times , “Türkiye, aylarca sürebilecek siyasi ve ekonomik belirsizlik ile karşı karşıya” diye yazdı. Gazete, Anayasa Mahkemesinin kararının İstanbul borsasını düşürdüğünü de belirtti.
İstikrarsızlık yaratabilir İspanyol El Pais,
“Türkiye’deki Anayasa Mahkemesi, iktidardaki ılımlı İslami AKP’nin yasaklanmasına ilişkin süreci başlatma kararını aldı. Bunun da, AB’ye aday bu ülkede ciddi bir siyasi istikrarsızlığı yaratabilir” yorumunu yaptı.
Alman yayın kurumu Deutsche Welle
“Anayasa Mahkemesi, AKP hakkında kapatılması istemiyle Yargıtay’ın hazırladığı iddianameyi kabul etti. Bu aşamadan sonra ön savunmasını yapması için iddianame AKP’ye gönderilecek” dedi.
AB ve ABD’NİN AKP’YE YAPTIRDIKLARI
Egemenlik devredildi Başbakan Erdoğan ile dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 29 Ekim 2004’te İtalya’nın başkenti Roma’da Avrupa Birliği Anayasası’nın imza törenine katıldı. Gül ve Erdoğan ikilisi, AB Anayasası’na Hıristiyanlık dünyası için tarihi öneme sahip Papa X. Innocenizo’nun heykeli önünde imza attı. İmza töreninin ardından Erdoğan ve Abdullah Gül AB liderleriyle fotoğraf çektirdi.
Topraklar yabancıya satıldı AKP, 1986 yılında Anayasa Mahkemesi’nin yabancıya toprak satışını engelleyen kararını yasa değişiklikleri ile aşarak peşkeşin önünü açtı. Devletin resmi rakamlarına göre geçen yıl yabancıya 2 milyar 952 milyon dolarlık net gayrimenkul satışı yapıldı. İktidar, “Türkiye’ye yabancı sermaye girdi” diyerek yaptığı satışla övünmeye devam ediyor.
Lozan’ı delen yasa Meclis’ten geçti 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in, “Lozan’ı deldiği” gerekçesiyle yeniden görüşülmek üzere Meclis’e iade ettiği tartışmalı Vakıflar Yasa Tasarısı TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi. Kanunun tümünün yapılan açık oylamasına 314 milletvekili katıldı. Oylamada, 242 milletvekili kabul, 72 milletvekili ise ret oyu kullandı. Yasayla yabancıların Türkiye’de yeni vakıf kurabilmelerine olanak sağlanıyor. Yabancılar, aynı zamanda Türkiye’de kurulan vakıfların yönetim organlarında da görev alabilecek.
Haçlı seferlerine vize verdiler 29 Ocak 2007’de Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde basın toplantısı yapan Devlet Bakanı Hayati Yazıcı, bir gazetecinin, “Cemaat vakıfları misyonerlik faaliyetleri yaparlarsa ne olacak?” şeklindeki sorusuna, “Vakfın dini amacı varsa, amacı doğrultusunda elbette çalışacak” cevabını verdi.
Yazıcıya’ya tepki gösteren Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ömer Vehbi Hatipoğlu, misyonerliğin milli güvenlik problemi olduğunu hatırlattı. Hatipoğlu, “Misyonerlik konusunda AB baskısı devam ediyor. Hükümet bu yüzden sıkıntılı” diye konuştu. Misyonerlik faaliyetleri AKP döneminde zirveye çıktı.
Talabani’yi ağırladılar 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer döneminde kabul edilmeyen Irak’ın ABD’nin kuklası devlet başkanı Celal Talabani, Ankara’da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “mevkidaşı” olarak ağırlandı. Gül, Irak’ın kuzeyine kara harekatı başladığı gün arayıp davet ettiği Talabani’yi Köşk’ün kapısında karşıladı.
DTP’liler Çankaya’ya çıktı Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “PKK’ya terör örgütü demeyen” DTP heyetini Köşk’te kabul etti. Gül, Dışişleri Bakanı olduğu dönemde de, bölücü örgüte destekten cezaevinde yatıp çıkan Leyla Zana ve arkadaşlarını, Bakanlığın resmi konutunda ağırlamıştı.
Barzani’ler davet edildi Türkiye’nin Irak Özel Temsilcisi Murat Özçelik’in, Irak’ın kuzeyinde gerçekleştirdiği temaslarda, ’Bölgesel Kürt Yönetimi Başbakanı’Neçirvan Barzani’yi, Türkiye’ye davet ettiği öğrenildi. Cumhuriyet’in haberine göre, temaslarda Nisan’ın 3. haftasında KDP Dışilişkiler Sorumlusu Sefin Diyazi başkanlığında bir heyetin de Ankara’ya gelmesi konusunda uzlaşıldığı belirtilirken, görüşmelerde Irak’ın kukla Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin partisi KYB yetkililerinin de yeraldığı belirtildi.
Cargill’e kıyak TBMM’den geçti İktidarla muhalefet arasında Amerikan şirketi “Cargill’e af getirdiği” tartışmalarına yol açan 11 Ekim 2004 tarihinden önce gerekli izinler alınmadan tarım dışı kullanıma açılan arazilerin, istenilen amaçla kullanımına imkan sağlayan kanun teklifi Meclis Genel Kurulu’nda kabul edildi.
BUNLAR DA İLERİYE DÖNÜK PLANLANANLAR
301. Maddeyi kaldırın Türklüğe hakareti yasaklayan 301. maddenin kaldırılması için bastırıyorlar. AB’li yetkililer bu maddeyi ağızlarına sakız yaptı. Mart ayı başında vıÜüv0Başbakanlık Resmi Konutu’nda verilen yemekte konuşan Başbakan Tayyip Erdoğan ise, Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesinin yeniden yazımı çalışmalarının Adalet Bakanlığı’nca tamamlandığını anlattı.
Papaz ekümenik ilan edilsin Fener Pum Patriği Bartholomeos’un “ekümenik” ilan edilmesi için Avrupa ile Amerika sürekli telkinde bulunuyordu. ABD ve ABD’nin yetkilileri her Türkiye ziyaretinde Patrikhaneye gitmeyi alışkanlık haline getirmiş, patrikten sürekli “ekümenik” diye söz etmişlerdi. Konu AB raporları ile Türkiye’ye dayatılırken, ABD’de İnsan Hakları Raporlarında konuyu sürekli gündeme getirdi.
Ruhban okulu açılsın Avrupa Birliği ile Amerika’nın dayattığı diğer konu ise, Ruhban Okulu’nun açılması oldu. Bu konuda yabancılara olumlu mesajlar veren AKP, henüz bu dayatmayı da hayata geçirememişti. Bu talepte AB raporları ile ABD’nin insan hakları raporlarına girerken, yabancı yetkililer de her Türkiye ziyaretlerinde konuyu gündeme getirdiler.
PKK ile masaya oturun Ankara’ya geçtiğimiz ay ziyaretlerde bulunan ABD’li yetkililer iktidara bu telkinde bulunurken, Avrupa Parlamentosu’nu bölücülere açan Avrupa Birliği de sürekli bu yönde telkinlerde bulundu. Celal Talabani’yi Ankara’da ağırlayan ardından peşmergeyi davet eden AKP’nin bu yönde atacağı adım merak ediliyordu. | DELİORMANLI...
SİYASİ İHANET
Yakın tarihimizde Türkiye'ye yapılan en büyük ekonomik ve siyasi İHANET, 1997 Kasım'ında, Mesut Yılmaz'ın Başbakanlığındaki ANAP-DSP Koalisyon hükümetinin IMF ile görüşmelerini başlattığı ve 1998 Temmuz ayında imzaladığı Yakın İzleme Anlaşmasıdır. www.tesbihat.com
Bu anlaşmanın imzalanmasından sonra Türkiye'yi siyasi ve ekonomik açmazlara sürükleyen olaylarda MHP Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli'nin ROLÜNÜ ortaya koyarak, ulusal politikaların güçlenmesine hizmet etmeyi amaçlamaktadır.
Ele aldığımız süreçte Devlet Bahçeli dışındaki siyasi aktörlerin de elbette büyük sorumlulukları vardır. Ancak, Devlet Bahçeli'nin mevcut durumu onlardan farklıdır. İrdeleyeceğimiz dönemin diğer "oyuncular"ı, bugün siyaset sahnesinin dışında kalmışlardır. Devlet Bahçeli ise iktidara talip olduğunu söylemeye devam etmektedir.
"Devlet Bahçeli'nin SABIKALARI" Niçin Önemlidir
AKP'nin dört yıla yaklaşan iktidarına karşı, bugün nitelik ve nicelik bakımından ulusal iradeyi temsil yeteneğine sahip bir muhalefet oluşmuştur. Bu muhalefet "esas olarak" ulusal politikalardan yanadır. Bu durumda; ulusal politikanın "ne olduğu", "hangi araçlarla gerçekleştirilebileceği" konusu hayati bir önem kazanmaktadır. "Devlet Bahçeli'nin SABIKALARI”NIN önemi de burada ortaya çıkmaktadır:
Devlet Bahçeli'nin, MHP Genel Başkanı olarak ve Başbakan Yardımcısı sıfatıyla dâhil olduğu 57. Hükümet'in politikaları "ulusal politikalar" mıydı?
—Devlet Bahçeli, "küreselleşmeyi mi yoksa ulusal menfaatlerimizi mi savundu?
—Devlet Bahçeli, Avrupa Birliği konusunda gerçekçi mi yoksa hayalci mi davrandı?
—Devlet Bahçeli, Kuzey Irak'taki Barzani-Talabani devletine nasıl yardım etti?
—Devlet Bahçeli, IMF ve Dünya Bankası operasyonlarına nasıl teslim oldu?
—Devlet Bahçeli ülkücü tabanı neden ve nasıl kandırdı?
—Devlet Bahçeli "Türkçüler" ile neden ters düştü?
—Devlet Bahçeli Karen Fogg'un casusluğuna neden göz yumdu?
—Devlet Bahçeli niçin erken seçim istedi?
—Devlet Bahçeli Telafer katliamında ve ABD'nin Kürdistan haritaları karşısında niçin sustu?
Kamuoyu tarafından bilinen olaylara ve belgelere dayanarak bu soruların cevaplarını vermeye çalıştık. Kitapta yer alan olaylar ve belgeler, herkesin ulaşabileceği "açık" kaynaklardan hareketle ele alınmıştır. Devlet Bahçeli'ye atfedilen sözler esas olarak, Milliyetçi Hareket Partisi'nin internet sitesindeki sayfalardan alınmıştır.
Bunun dışında, gazete koleksiyonlarından, Aydınlık dergisi arşivinden ve çeşitli kitaplardan yararlanılmıştır. Bu kaynaklardan yapılan alıntılar, "dipnot" olarak ayrıca belirtilmemiş, alıntıların yanında kaynaklar gösterilmiştir www.diyalogmasali.com www.tesbihat.com MUHSİN YAZICI LORDLAR KAMARASINDA GÜLENDE ORADA İNGİLİZ LORTLAR KAMARASI, son dönemlerde Türkiye’den giden davetlilerden dolayı adını sıkça duyuruyor. 25 Ekim 2007’de Lordlar Kamarası’nda Fethullah Gülen ele alınmıştı. Hatta Fethullah Gülen baş davetli idi.
Ancak kendisi ABD’de şeker hastalığından muzdarip(!) olduğu için iştirak edemedi. Onun adına sevenleri katıldı. Panelin konusu “ İslam dünyasının dönüşümü ve bu sürece Fethullah Gülen’in katkısı” idi. Batının İslam’da nasıl bir dönüşüm istediği ve bu konuda Fethullah Gülen’e nasıl bir rol verildiğini yıllardan beri yazdığımız için bugün ayrıca ele almaya gerek görmüyoruz. Ancak İslam’ı dönüştürme gayretinden dolayı Lordlar Kamarası’na davet edilen ve adına methiyeler düzülen bu zatı muhtereme bu konuda verdiği yoğun uğraştan dolayı gerekli alkış ve ödüllerin verilmesini de normal karşılıyorum. Lordlar Kamarası ilginç bir yer. Yine geçtiğimiz Aralık ayında aynı salonda bu defa PKK’lılar davetliydi. DTP’liler Abdullah Öcalan posteri altında yaptıkları konuşmalarda bildik bölücü küfürleri savurdular. Toplantı organizatörlerinden Pakistan asıllı Lord Ahmet bu anlamlı günde şu konuşmayı yaptı: “Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı ilkesel olarak kabul ettiğimiz bir hak. Bugün burada söz konusu sorunu yaşayan Kürtler, Kosovalılar, Sihler ve Keşmirliler’in temsilcilerini dinledik.” ( Medya– Aralık 2007)
Bir yandan dini dönüşümün öbür yandan etnik dönüşümün kaşındığı Lordlar Kamarası bu defa anlı şanlı bir Türk milliyetçisini konuk etti. Bu konuk BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu idi! Yazıcıoğlu, 30 Nisan 2008’de Lordlar Kamarası’nda bir konuşma yaptı. Yazıcığlu böylesine şaibeli bir çatı altında konuşma yapmaya neden gerek görmüştü? Mensup olduğu milliyetçi görüş buna nasıl bakacaktı? Türkiye ile ilgili hemen bütün programları bölücülük kokan bu salonda ne işi vardı? Yazıcıoğlu “BBP milliyetçiliğini” küreselleşmeye tam olarak açma kararı mı almıştı? Ya da birileri ona böyle bir tavsiyede mi bulunmuştu? Bu sorular elbette cevap bulması gereken sorular. Ama soruların muhatabının cevap vermesi gereken sorular. Yazıcığlu’nun Lordlar Kamarası’ndaki konuşmasını merak ediyorsanız söyleyelim, Fethullah Gülen’in herhangi bir konuşmasında verdiği mesajlar neyse bu da aynı! Şahıslar ayrı mesajlar aynı! Konuşmasına Türkiye’nin Doğu ve batı arasında bir köprü olması temennisi ile başlayan Yazıcıoğlı bakın neler söylemişti: “Petrol ve doğalgazın Ortadoğu ve Ön Asya’dan Batı’ya aktarılmasında en güvenli, en kısa ve en ekonomik yol olarak Anadolu toprakları ve limanları faaliyet gösterirken Ankara da Doğu ile Batı arasında karşılıklı diyalog ve hoşgörünün tesisinde aktif bir rol alabilecektir.” “Hoşgörü ve barış ortamı, siyasi ve dini liderlerin aktif katılımı ve medyanın desteği olmadan oluşturulamaz.” “Türkiye’nin öncülüğünde ya da aracılığı ile Batı ve İslam dünyası yeniden bir araya gelerek, var olan sorunları karşılıklı eşitlik ve mütekabiliyet çerçevesinde görüşmelidirler. “ Muhsin Yazıcıoğlu diyalog, hoşgörü, barış ortamı v.s gibi hiç de yabancı olmadığımız bir dil kullanarak ve adeta dinler arası diyalog sürecinin siyasi ayağında verilecek her göreve hazır olan bir lider edası içinde Lordlar Kamarası’ndaki konuşmasını başarı ile icra etti! Oysa Avrupa’da son yıllarda Müslümanlara ve Türklere karşı yoğun bir saldırı vardı. Evleri yakılan Türkler diri yanarak ölmüşlerdi. Camilerinin bahçesinde domuzlar gezdirilmişti. Çıplak Türk kadını figürleri içeren heykeller yapılmıştı. Kuran–ı Kerim’leri tamamen yasaklayıp cami yapımını engellemek isteyen parti liderleri çıkmıştı Batıdan. İşte tam da bu süreçte BBP lideri Lordlar kamarasına koşuyor, zeytin dalı uzatıyor, diyalogdan, hoşgörüden bahsediyor, batı ile İslam dünyasının bir araya gelmesinden dem vuruyordu. Müslümana ve Türk’e böylesine ağır hakaretlerin yapıldığı bir dönemde kendisini milliyetçi olarak gören bir kişinin Lordlar Kamarası’ndaki bu konuşmasını kendisine hiç yakıştıramadım. Milliyetçilik bu ise yandık! DELİORMANLI
www.diyalogmasali.com
ŞEHİTLERİN HUZURUNDA MUHASEBE EDEBİLMEK
Bu vatan bizimdir,bizim kalacaktır...
18 Mart Çanakkale Şehitlerini anma günü olarak çok coşkulu törenlerle kutlandı. 93 yıl önce gerçekleşen ve tarihe “Çanakkale geçilmez” destanını yazan gazi ve şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. Çanakkale destanı hakkında şimdiye kadar çok şey yazıldı. Kadın erkek, genç yaşlı topyekün bir millet olarak ortaya konan milli mücadelenin kıyamete kadar da unutulmayacağı inancındayım. Tarihte destan yazan milletler; geçmişlerini, dost ve düşmanlarını unutmadıkları takdirde dünya sahnesindeki yerlerini korurlar. Aksi halde sürekli yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar. Mademki Çanakkale destanı tarihimizde çok önemli bir yare sahiptir. O zaman gerekli dersleri toplum olarak en ince ayrıntılarına varıncaya kadar öğrenmek ve gelecek nesillere aktarmak zorundayız. Şunu da hiç ama hiç akıldan çıkarmamamız gerekir ki; “Dün Çanakkale’yi geçmek için kilometrelerce ötelerden gelenler, bu fikirlerinden hiçbir zaman vazgeçmeyeceklerdir.” Çanakkale destanının yazıldığı yerlerde toplanan devlet erkanının ve vatandaşlarımızın; şehitlerimizin manevi huzurunda birkaç önemli şeyi muhasebe edebilmelerini çok arzu ederdim; * Vatan topraklarının her karışının elde edilmesi için verilen mücadeleyi… * Akıtılan kanların, seve seve verilen canların ne manaya geldiğini… * Dün silah zoruyla topraklarımızı alamayan ecnebilere bugün para karşılığında ağalar paşalar gibi satmanın ne demek olduğunu… * Yakında gündem edilerek çıkarılması düşünülen Türklüğe hakaret etmeyi suç olmaktan çıkaracak olan 301. maddeyi… * BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) Eş Başkanlığının ne manaya geldiğini… * Dün Çanakkale’de hiçbir etnik farkın (Türk, Kürt, Arap, Çerkez, Laz, v.s.) sorun olmadığı ve omuz omuza mücadele verilmesine rağmen, şimdi neden en büyük sorunun ayrılık olduğunu… * Dünün İtilaf devletleri, şimdinin AB üye ülkeleriyle birlikte olmak için daha nelerimizi feda edeceğimizi… Muhasebe edecek daha çok şey var ama bu kadar şey bile muhasebe edilse, inanıyorum ki; gönüllerde çok farklı ufuklar açılırdı. Dilerim bundan sonra; Çanakkale ve diğer yerlerde vatan için şehit olanların ruhlarını şad edecek davranışlar sergilenir. Şehitlerimizin ruhu şad olsun..!
Uğur Kepekçi-DLİORMANLI..
{ Önceki Sayfa } { Page 1 of 7 } { Sonraki Sayfa }
|
Hakkımda
Linkler
Hİ 5 BLOG TÜRK TARİHİ Perf Spot NET BLOG PİCASA WEB LBÜM NEOBU BLOG ÖZEL SAYFAM My SPACE Blog DANNA GARCIA ALBUM Kişisel Sitem
Kategoriler
Son Yazılar
BLOĞUMA HOŞGELDİNİZ(Welcome) ÖZLÜ ve DÜŞÜNDÜRÜCÜ SÖZLER TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE İÇİN BAĞIMSIZ TÜRKİYE PARTİSİ GELİN BİR VE BERABER OLALIM.. Prof. Dr. Haydar Baş’tan ’’Sosyal Devlet’’ projesi
Arkadaşlarım
|
See this with livecam here
RESİMLERLE DÜNYA TURU(Tıklayın)