| Benden bu kadar... |
Sonunda"Sonuna kadar gitme"ye karar verdikten sonra aklıma koyduğum birçok şeyde kendimi tatmin ettim. Yumurtalar kapılara dayandı ömrüm boyunca ve ben bu huydan hiç vazgeçemedim. Oysa ki en baştan tedbir alınınca sonunda takdir de mutlaka geliyor işte... Şimdi şimdi bir endişe hali ki belki de kapıdaki yumurtaların en büyüğü olmasından sebep; beklemekteyim ve hareketimi yaptıktan sonra karşıma gelecek cevaplardan endişedeyim. Birşeyler olacak...Ama şimdi sakinleşmeli...12:01 - 1/2/2007 - comments {1} - Yorum YapKararKendi kararımı verdim... Sonuna kadar gideceğim....03:15 - 26/9/2006 - comments {0} - Yorum YapÇok mu pahalı ?Huzur ne kadara patlar benim hayatımda? Kimseye eyvallah çekmeden ya da herkese eyvallah deyip bir sahil kenarında yaşamak , kendi işimden kazandığımı yemek , granitli , metal yükü binalardan uzaklaşmak... Kaç lira? İş ilişkilerimi mümkün olduğu kadar dar tutmak , emir almamak , emir vermemek... Mesela balıkçı olmak...
Hayal bunlar hayal... Realite çekil başımdan... 02:43 - 1/7/2006 - comments {1} - Yorum YapGünler günleri kovalarken...Yazmayı unutmadım. Aklımın bir köşesinde, ancak hayat öyle bir hal alıyor ki günler geçtikçe 24 saat yetmez oluyor desem yeridir. Dersen ki "bu kadar mı yoğunsun?" , hayır "yorgunum" sadece...Genel bir üşengeçlik hali. Bahardan mıdır? Harf be harf yazabilmek isterim ben de şu an beynimin yollarını kateden herşeyi ama robot gibi olmuşuz artık. "Olmuşuz" , çünkü etrafıma bakıp ilham , kıvılcım ya da sen her ne dersen ondan arıyorum ve bulamıyorum. Eskiden (bloglar hatta internet yokken) sayfaları nelerle doldururduk hatırlamıyorum... Galiba acaip bir bahara geçiş psikolojisi içerisindeyim ve herşey gibi bu da geçecek. Hatta dramatik bir cümleyle bu psikolojiyi abartarak satırlara son vereyim "amaaaan yaz , bahar , kış...artık her mevsim aynı gibi değil mi..? 04:01 - 19/4/2006 - comments {2} - Yorum YapyaşamakBugün national geographic channel'da Mauro Prosperi'nin hikayesini izledim...10 gün boyunca sahra çölünde (ki milyonlarca km2'lik bir çöl)kaybolan bir maratoncu. İlgimi çeken , durumu inceleyen uzmanların da belirttiği şey oldu ; insanın böylesi bir hayatta kalma mücadelesinde ya içindeki büyük bir sevgiye ya da çok daha zor şeyleri başarma inancına dair isteğin hayat kurtarıcı oluşu...Mauro Prosperi'yi hayatta tutan ailesine olan bağlılığı ve bir zamandan sonra , çölde geçirdiği zamanın da etkisiyle kendi deyimiyle "içindeki mağara adamı"na dönüşü oldu...Çiğ biçimde yarasa ve bilumum sürüngeni yiyerek , kendi idrarını içerek ve sevdiklerini düşünerek hayata tutunmak...Muazzam bir mücadele...Tabi ki Prosperi'nin mücadeleye alışkın bedeni de bir etken ancak yine de o koşullarda bir noktadan sonra beden iflas ediyor. Vücut belli bir oranda su kaybettikten sonra sadece kalp , beyin , akciğerler gibi yaşam gücünü sağlayan organlara yönelik çalışmaya başlıyor. Yani bir yerden itibaren insan ruhuyla başbaşa kalıyor , bedenden ötesi yaşatıyor insanı...Prosperi beni oldukça etkiledi ve bir kez daha insanın ne kadar güçlü olduğunu kanıtladı...Sizlere bu ilginç hikayeye ulaşmanızı ve bilgi edinmenizi tavsiye ediyorum. 08:59 - 9/1/2006 - comments {3} - Yorum Yapnaftalin...Hatıralarımızı sırtlarında unutkanlık taşıyan güveler yemesin... Hatırlamak , ara sıra iki kadeh kaldırmak eski dostlara , sevgililere , eskide bir zaman yaşamış olan "biz"lerin naftalini olsa o sandıktaki hatıraların...Şimdiki "biz"ler o yollardan , o ruhlardan geçmeden şimdiki gibi olur muyduk ?![]() 12:22 - 17/12/2005 - comments {1} - Yorum Yapnot...Tanımadığım bir insandan bu sayfa hakkında beğenisini belirten bir tepki almak çok çok güzel...ftuff'tan chemicall'a en içten selam ve saygılar :)06:23 - 4/12/2005 - comments {1} - Yorum Yap"Büyü"mek-1Hani şimdi küçük olsam , işyerinde değil de bütün gün sokakta koşturmuş olsam büyük ihtimalle legolarımı sermiştim yere , bir yapıp bir bozuyordum. Ya da tv'den sıkılmış , evin değişik köşelerinde uydurma maceralar peşinde koşuyordum. Uyku basmış gözlerim günün yorgunluğuna aldırmadan , heyecanla birşeyler kurcalıyordum.Hadi büyüğüz ya , ne yapıyorum peki? Lego yok evde , bilgisayarın başında bir sayfayı açıp diğerini kapatıyorum. Tv'den sıkıldım , evimizin "özgürlük odası"nda büyücülerle , cücelerle , her parçası byte'lar ve piksellerden oluşan ülkelerde dolanıyorum. Heyecanla klavyemde geziniyorum. Bir konuda dürüst olayım şimdi yaptıklarımın hiçbiri o coşkuyu yaşatmıyor... Yaşamak , alışmak demekmiş. Her duruma , her yeni kıyafete , her duygu ve düşünce haline...Yani kısaca ve tarafımca en kabullenmesi en zor söyleyişle "büyümeye alışmak". İş görüşmelerinde "en içim"izdekileri çıkarıp masaya koysak ne yazık ki aç kalırdım.Aklı başında biri değilim ki... Çocukça cahil ve yaratıcı kalmayı ümit ediyorum. 10:48 - 25/10/2005 - comments {1} - Yorum YapADSL ve hayatımızdaki yeri...Öyle büyükmüş ki meğer eve tekrar bağlatınca anladım...Neyse , anlaşılabileceği üzere artık daha sık yazabileceğim...Saygılar.06:40 - 20/10/2005 - comments {0} - Yorum YapYeni hayat...Kendimle her zamankinden barışık , yaşadığı herşeyden defterine notlar alan ve bunları dönüp okumayı alışkanlık haline getiren bir adam oluyorum sanırım...Hayatında her zamankinden büyük adımları atmış , içi çocuk gibi heyecanlı biriyim son 1 aydır. Son yıllarda üzerime giymeyi deliler gibi istediğim sorumluluk elbisesini en sonunda sırtıma geçirdim. Üstelik hayatımın tüm alanlarında. İşim , aşkım , ailem , evim... Tanrı utandırmadan , bu yaşamı mutlu olacağım yerde , mutlu olacağım insanlarla , mutlu öleceğim şekilde yaşamamı nasip etsin diyeceğim şimdilik...mutluyum.
PS : İki tuvaleti olup da ikisini de kullanamayan şaşkın çift , size bayılıyorum...Hep mutlu kalın Al Green-Let's Stay Together 04:44 - 29/9/2005 - comments {0} - Yorum YapGeçmiş zaman olur ki...Tahmini olarak 99 ya da 2000 yılında yazdığım bir yazı olmalı aşağıda okuyacağınız. Ajandaları karıştırırken buldum. Ne düşünmüşün , ne kelimelerle ifade etmişim , bir de siz göz atın...Kendi hükmümüzü değil , dünyanın hükmünü almışız üstümüze yönetilmek için. Halbuki dünya bir buluttan farksız ve yaşam rüzgarı bu buluta sadece bir defa rastlıyor. Ama yaşam denilen rüzgar sonsuza doğru esip gidiyor. Benlik , ruh , vicdan hepsi bu rüzgarda sonsuza yol alıyor. Bir gün rüzgarımla dünya üstünden geçeceğim , sonsuza doğru. Geri dönüp bakınca "bir 5 dakika daha kalsaydım" dememeliyim. İşte bunun için , yarım kalmış hiçbir şey bırakmamak için , kendim için , kendi hükmümü sürmeliyim. Bu dünya üzerinden esip geçerken rüzgarımı başka hiçbir rüzgara bağlamadan , hiçbir dağ yamacına takılmadan estirmeliyim. Biliyorum ki bu dünyadan geçip , sonsuza giderken yolum bilinmezin tam ortasından geçecek. İşte benim ölümden korkmamın sebebi bu ! Ne olacak , sonrası ne? Yeni bir hayat , yeni bir beden mi? Benden iyi mi , kötü mü? Cennet ya da cehennem mi? Yoksa hiçbir yer mi? Ölüm ! Geldiğini anladığım zaman bırakacağım kendimi sana , beni zorlama... 12:29 - 25/8/2005 - comments {1} - Yorum YapYakışıklı ol...Dedim sayfaya , iki tuşa dokundum yakışıklı oldu... Renk getirmeli hayata bazen işte... İnsan bir de özenince iyiden iyiye , kendini gazete ya da dergi çıkarıyormuş gibi hissediyor.
02:51 - 11/8/2005 - comments {0} - Yorum YapEy özgürlük...Nikos Kazancakis'in "Zorba"sını okuyorum şu günlerde. İki farklı insanın , iki farklı yoldan hayatı sorgulayışları , farklı yollardan aynı sulara inip , hayata bir de beraber buldukları kıyıdan yelken açmaları üzerine , akıcı bir kitap... Zorba'nın 1964 yapımı sinema filminde Anthony Queen ve Alan Bates rol almış. Filmi ne yazık ki henüz seyredemedim , ancak şu bir gerçek ki Alan Bates bir yanda dursun , Anthony Queen'i bu rolde seyretmek için geberiyorum.Babam ben henüz 17-18 yaşlarımdayken , bana Zorba'nın soundtrack kasedini hediye etmişti. Hediye dediysem , paketli , kurdeleli falan değil. Kendi doldurduğu bir eski kaset , kavuniçi ve siyah etiketleri olan çook eski bir 60'lık kaset. İlk ondan başladı Zorba'ya olan merakım , okuma , izleme hevesim. Tabi bir de dedelerimin bir zamanlar ekmeğini yediği toprağın kokusu var işin içinde. Her ne kadar Türk olsa da soyum , bir yerden bulaştı işte Ege'nin karşısından paçamıza sahil kumu :) Size Zorba'dan bir söz : God has a very big heart but there is one sin he will not forgive (slaps table) if a woman calls a man to her bed and he will not go. I know because a very wise old Turk told me... Tanrının çok büyük bir kalbi vardır , ama orada affetmeyeceği bir tek günah var (masaya vurur). Eğer bir kadın erkeği yatağa çağırır da adam gitmezse...Biliyorum çünkü bunu bana çok bilge yaşlı bir Türk söyledi... :) 01:54 - 5/8/2005 - comments {1} - Yorum YapGeldim geldiiiim...Bazen bir kapının acele acele çalınışı gibi çağırıyor insanı yazı. Ve sen de elinde kalemin , belki parmaklarının ucunda plastik harfler koşu koşuveriyorsun beyaz bir sayfanın karşısına...Beni bugün çağıran sebep yine yazma ihtiyacı.Hayatımdaki sorunlarımı çözülmezmiş gibi gösterebilme yeteneğim var benim. Tek bir kelimelik , tek bir jestlik çözümleri kendi kendime uzağıma koyuyorum. Şimdi çözümlerin uygulanması aşamasındayım. Sancım bana kalsın (ki benlik birşey o , anlaşılamayabilir) , tek sevdiğime mutluluk vermek istiyorum... Kapanan gözlerimi açmam gerek bir de. Edindiğim tecrübeleri yaşatmak gerek... Sonra yazarım. Bunu saymam... 11:43 - 16/7/2005 - comments {1} - Yorum YapBen...BencilBütün sevdikleri etrafında pervane olsun isteyen Allahın belası bir küçücük herifim... bugecekendimdennefretediyorum... 11:19 - 27/6/2005 - comments {3} - Yorum YapKedi(ler)...Kedi kımıl kımıl , tüylü , yumuşaktır. Kedi gurul gurul , sıcaktır. Kedinin asaleti vardır, Kedinin uzanamadığı ciğer mundardır. Vallahi de billahi de mundardır...
PS:Gece gece çalışınca beynimde patlayan trafo yüzünden yaşanan kesinti anlarından birinde yazılmıştır. 05:26 - 17/6/2005 - comments {10} - Yorum YapAileEvliliklerle büyüyen bir kurum olarak aile,içinde sevgiye tutunuyor ve sevgi yüklü yürekleri katıyorsa bünyesine nesiller boyu süren bir aile karakteristiği çıkıyor galiba ortaya.Örneğin ailemiz geniş , la famiglia italiano (bu deyim gramer açıdan doğru olmayabilir , umrumda da değil) tipinde,sevecen bir aile olduğu için meclisimize oturan da neşe ve sevgiden başka birşey görmüyor. Varken var deyip , yokken yok demeyen insanlardan kurulu , içmesini , oturmasını , kalkmasını ve özellikle yemesini iyi bilen bir aileyiz. Sevgilim , canım nişanlım için hayatının en ilginç sahnelerinin bir çoğu bizim ailenin çatısı altında sergilenmiş olmalı.Karikatürize tipleri muhafaza eden şemsiyemizin altına dışarıdan girenler , sırılsıklamken kupkuru , sıcak bir odaya adım atmış gibi oluyor sanırım...Babam bugün bir kızı , bir de oğlu olmasına rağmen gelininin kendine "baba" deyişinden nasıl mutlu olduğunu anlattı.Ve bir kızı daha olmasının mutluluğunu ışıl ışıl gözleriyle benimle paylaştı. Bundan sonraki basamakta , torunlarının "dede" deyişiyle kendinden geçecek olan babam (tabi ki onun buradaki ismi altında tüm ailemi kastediyorum) onlara ve bize sevgiden başka birşey vermeyecek ,istemeyiz de...Bizi sevmek büyütür...Burhan Öcal-Roman II 02:28 - 13/6/2005 - comments {1} - Yorum YapBugünBugün çalıştığım şirket için hayati önem taşıyan bir ihalenin olduğu gün...Dolayısıyla biz çalışanlarının aklı sürekli haberlerde , en ufak bir fısıltıda. Aklıma Los Lunes Al Sol (Güneşli Pazartesiler) geliyor. İnanın bu öyle garip bir his ki , 6 sene aynı işi yaptıktan sonra bir yandan işsiz kalmamak için dua etmek , bir yandan da güneşli pazartesileri düşlemek...Belki beni tanıyan bir çok insan (ki nikah işinden bir satır falan bahsetmiştim bundan önce) hayatımın böylesi bir virajını karşılamadan önce böylesi bir boşluk düşüne hayatımda yer olmadığını haykıracaktır yüzüme ama , tanıdığım herkesten daha da fazla tatile ihtiyacım var. Her hayal kuruşumda aklıma geldiği gibi yine Midilli'ye karşı biramı yudumlarken görüyorum kendimi. Serin bir Ege rüzgarı , boktan bir pop müzik radyosu , masada oyun kağıtları ve 18 yaş arkadaşları...Ben denize ve deniz kıyılarına aitim...Dünyanın tüm denizlerine ve kıyılarına...10:43 - 10/6/2005 - comments {0} - Yorum Yapİmdat...Çocukluğumu korumayı seçiyorum desem de içimdeki asık suratlı koca adam pek çok zaman hoyrat davranıp , o siyah saçlı oğlanı çok üzüyor. Kendini kendinden korumak kadar zoru yok şu dünyada. Boşuna söylememiş bir Japon savaşçısı : "Kimseyi değil ama kendimi nasıl yeneceğimi biliyorum" diye. Kendimi kendimden koruyabildiğim gün , kendime rağmen mavi gökyüzüne bakıp içten bir gülümseme ile hayatı selamladığım gün "Adam gibi adam oldum çok şükür" diyeceğim. "Kendime rağmen" gibi acıklı bir söze veda etmek dileğiyle satırlarıma son veriyorum. İyi geceler...
04:27 - 8/6/2005 - comments {0} - Yorum YapwebcamGecenin bu vakti , insanın kendisiyle başbaşa kaldığı değerli ve kadim bir vakit gibi. Öyle ki ne önümde duran webcam , ne de tanrının gözü bende sanki. Kimse yok , kapım kapalı , bilgisayarın ışığı vuruyor yüzüme ve müzik dinliyorum...Şu an kendi bütünlüğüm dışında , dış dünyadan kabül ettiğim tek şey dinlediğim şarkılar.Thievery Corporation-A Gentle Dissolve 02:36 - 6/6/2005 - comments {0} - Yorum Yap
|
Description Hayatım bunlardan ibaret... Ana Sayfa Kimim Arşiv Son Yazılar - Sonunda - Karar - Çok mu pahalı ? - Günler günleri kovalarken... - yaşamak |