uzeyirgunduz Ana Sayfa | Profil | Arşiv
<%Açıklama%>

HAKKIMDA: Üzeyir Gündüz'ün Tercüme Çocuk Kitapları7/9/2006

ÜZEYİR GÜNDÜZ’DEN TERCÜME ÇOCUK KİTAPLARI
Çocuklarımızın zevkle okudukları yazarlardan biri de Üzeyir Gündüz.
Gündüz, özellikle çocuklara yönelik olarak kaleme aldığı hikayeleriyle tanınıyor. Hikaye yanında masallar da yazıyor Gündüz.
Milli Eğitim Bakanlığı Çocuk Kitapları Yayın Danışma Kurulu Başkanlığı görevini yürüten Gündüz, Çocuk Edebiyatçıları ve Sanatçıları Birliği Derneği kurucusu. Bu derneğin bir dönem başkanlığını da yapan Gündüz’ün özel yayınevleri ve Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları arasında yayınlanmış hikaye, masal, ders kitapları da bulunuyor.
Gündüz’ün kitapları arasında tercüme de önemli bir yer tutuyor.
Harf Eğitim Yayınları Üzeyir Gündüz’ün tercüme ettiği 11 çocuk kitabı yayınladı. Aralarında Astrid Lindoren, Gianni Rodarı, Amos Oz, Gerard Pussey, Daniella Carmi, Caroslava Blaskova gibi dünya çocuk edebiyatının usta kalemlerinden yapılan bu tercüme kitaplar nefis baskılarıyla da dikkat çekiyor.
Güzel, akıcı bir tercümeyle dilimize aktarılan kitaplar okul çağı evrelerinin her düzeyine cevap verebilecek nitelikte.
Kullanılan kağıdın niteliği, harf karakteri, punto, hedef kitle olan çocuklara göre özenle seçilmiş.
Kitapları özenle yayınlayan Harf Eğitim Yayınlarını ve çocuk edebiyatçısı Gündüz’ü kutluyoruz. (Rıfkı Kaymaz)
web: www.harfegitim.com.tr
e-mail: bilgi@harfegitim.com.tr

(www.dinlence.com) dan

1 Yorum | Yorum Yaz | Link

HAKKIMDA:Harf Yayınları Çocuk Tercüme Kitapları6/9/2006

HARF EĞİTİM YAYINLARI ÇOCUK EDEBİYATINDA

NİTELİKLİ BİR BAŞLANGIÇ YAPTI

            HARF EĞİTİM YAYINLARI, Temmuz-2006 itibariyle 11 (on bir) çocuk kitabı yayımladı. Aralarında Astrid Lindoren, Gianni Rodarı, Amos Oz, Gerard Pussey, Daniella Carmi, Jaroslava Blazkova gibi dünya çocuk edebiyatının usta kalemlerinin de yer aldığı bu nefis baskılı kitapların çevirisini MEB Çocuk Kitapları Yayın Danışma Kurulu Başkanı Üzeyir Gündüz yapmış.

            Arı, duru bir Türkçeyle, sanat ve edebiyat değerlerinden ödün vermeden dilimize aktarılan eserler, okul çağı evrelerinin her düzeyine (7+, 9+, 12+) cevap verebilecek çeşitlilikte hazırlanmış.

            Kitaplar, görsel düzen açısından da bir o kadar başarılı: Farklı bir kapak kompozisyonuyla okuyucuya sunulan kitapların iç resimleri, yerli çizim olmasına rağmen, özgün dilin özgün atmosferini çok iyi yansıtmış. Kitapların edebî zevkini, görsel hazlarla zenginleştiren ressamları doğrusu kutlamak gerek.

            Kitapların fizikî kalitesine de oldukça özen gösterilmiş. Kullanılan kâğıdın niteliği, seçilen harf karakterleri ve puntolar, hedef kitlenin göz sağlığına son derece uygun.

            Kitapların övgüye değer bir başka yönü de sıvama cilt kapağı içinde sunulmaları... Çocuk kitabı yayınlayan birçok yayınevinin göz ardı ettiği bu tutum, hiç kuşkusuz çocuğa da, çocuk edebiyatına da ayrı bir saygınlık kazandıracaktır.

            Felsefe olarak, evrensel dünya barışını; pedagojik olarak, "çocukça"lığı; eğitsel olarak da iyi, güzel ve doğruyu hedefleyen kitapların içeriği, arka kapak yazılarında kısaca tanıtılmış.

            Her kitabın girişinde yer alan ve çocuklara seslenen sunuş yazısında, yayınevinin çocuğu ve çocuk dünyasını ele alış biçimi samimi bir dille ifade edilmiş. Sunuş yazısı aynen şöyle:

            "Sevgili çocuklar;

            Temizliğin, saflığın ve sevecenliğin, ikiyüzlü duygulardan arınmış en güzel örnekleri sizlersiniz. Sizin sevgi dünyanız o denli geniş ki; her dilin, her dinin, her ırkın çocuklarını "kardeş" edinebiliyoruz.

            O nedenle, bu dizide yer alan kitapları okurken; hem kendi doğanıza tanıklık eden ortak bir hazzı yudumlayacak hem de güçlü bir okuma zevki kazanacaksınız."

            Çocuk edebiyatı alanında ilk denemeleri olmasına karşın, böylesine nitelikli bir çocuk yayıncılığına başlamaları dolayısıyla HARF EĞİTİM YAYINLARI'nı kutluyorum. (R.Kaymaz)

 

                                                           Harf Yayınları, Çocuk Edebiyatı Dizisi, 2006

                                                           Telefon: 0312-417 53 90

                                                           Faks: 0312-417 53 91

                                                           e-mail: harfcocuk@harfegitim.com.tr

 

2 Yorum | Yorum Yaz | Link

Hakkımda:Bir Masalcı Dede/Selahattin Arslan22/2/2006

Bir Masalcı Dede



Selahattin ARSLAN

Üzeyir Gündüz... Kırşehir Mucur’dan. Baba öğretmen.KüçükÜzeyir’e hem baba hem öğretmen...O eski öğretmenlerin nedip edip biriktirdiği bir kitaplığı var babanın.Kitaplar çok sayıda değil ama bereketli.Hele halk öykücülüğü dalında bir tanesi var ki “Al da oku beni” diyor.“Dedim, dedi” türünden bir kitap bu.

BirTahir söylüyor, bir Zühre.Bir aldı Ferhat diyor, bir aldı Şirin...Üstelik paslı sayfanın kıyısında kaytan bıyıklı, bol şalvarlı bir delikanlı adam saz çalıyor... Doğaldır ki yanı başında “ahu” bakışlı, geniş yeldirmeli bir yayla kızı. Adını siz koyun.

Üzeyir çocuk, pek sevdi bu kitapları.Dilini diline, hâlini hâline uygun buldu. Şiir-düzyazı karışımı bu öykülerde aşk vardı, özlem vardı, söz birAllah bir, kavli karar vardı.

Ara sıra kötülükler, karamsarlıklar ağır bassa da genelde tutkular kazanıyordu.

Çocuk Üzeyir, ekmeği bol, insanları cömert böyle bir dünyada büyüdü.Okula gitti, eşeğe bindi, kuzu da güttü bir süre. Özellikle kuzu güttüğü günlerde bol bol düşündü, öyküler yazmayı denedi.O sıralar, öyküleri hep okuduklarına benziyordu. “Bir varmış bir yokmuş”la başlayan o “kalbur saman içinde”li büyülü dünyaya böylece yakalandı ve bir daha da kurtulamadı.

Yayımlanan ilk öyküsü “Berber EminUsta” adını taşır.Gerçi bu öykü tam anlamıyla çocuk öyküsü değildi. Bu öyküde muziplikten gelen gülmece ögeleri ağır basmıştı.

Bu özellik,Üzeyir Gündüz’ün pek çok öyküsünde vardır.Bence bunun en güzel örneği BayramŞenliği’nde yaramaz Tekir’in bayram temizliği yapan hanımların başına açtığı işlerdir.Neredeyse Tekir’in idamdan döndüğü bu öyküyü okumak, sadece çocuklar için değil, yetişkinler için de bir keyiftir.

Yazar, gülmeceyi büyük bir doğallık içinde yapıyor.Okuyucu, “Sanki yazarın amacı güldürmek değilmiş de... ancak olay kendiliğinden komikmiş de...” izlenimini alıyor. Aynı biçemi “Kolu Kırık Tarzan,Yeni Çantalar da Eskir” gibi öykülerinde de bulabiliriz.

Gündüz, çocuk yüreklerini, zaman zaman üzüntüyle de tanıştırıyor.TalihsizMırnav’da ölüm,“Analar ve Kuzular”da özlem, “BirHatıra Defteri”nde acıma motifi olarak ortaya çıkan bu temalar, çocukları insancıl değerlerde daha duyarlı yapmak çabasının güzel örnekleridir.

ÜzeyirGündüz, öykülerinde aksiyonu, olayı ön plânda tutuyor.Onun öykülerinde sağlam bir kurgu ve gerçekçi bir olay vardır.Olayı verirken okuyucusunun aklını karıştırmıyor, onlara can sıkıcı öğütler vermiyor, bilgiçlik taslamıyor.Bir başka deyişle Karagöz/Hacivat oynatmıyor, ille de ipler kendi elinde olsun istemiyor.O, sergilediği olay içinde doğruyu, iyiyi, güzeli bulma yetisini okuyucuya bırakıyor.Sthandal gibi yola ayna tutuyor sadece... Önünü görüp yürüme işini kahramanlarına bırakıyor. Bu yöntem, hiç kuşkusuz, en başta okuyucuyu bir kukla gibi değil, bir kimlik olarak görmek anlayışından kaynaklanıyor.Sanırım bu da eğitimciliğinden gelen bir olgu...

Üzeyir Gündüz’ün eserlerini özellikle Millî Eğitim ve Kültür Bakanlığı yayınları arasında bulabilirsiniz.

Yazarın ilk eseri olan “DeğirmendenGelen Haber” 1986 yılında basılmıştır. Son olarak yayınladığı “Falcı Kadının Tuzağı” adlı eseri 2003 tarihini taşıyor.

Demek ki yazar 17 yılda 30 kadar esere imza atmış bulunuyor. Eskilerin deyişiyle “velûd” yani üretken bir sanatçı olarak karşımıza çıkıyor ÜzeyirGündüz.

Bu özelliğiyle o, geniş bir okuyucu kesimince okunan uzun soluklu bir yazar kiimliğiyle öne çıkıyor. Kitaplarının kısa sürede yeni yeni baskılar yapması da bunu gösteriyor.

Üzeyir Gündüz, 1950’li yıllarda -ufacık bir çocukken- okuduğu o dedim/dedili, saman yapraklı ve mürekkebi solmaya yüz tutmuş masal kitabının boyun borcunu, tam otuz kitap yazarak ödemiş bir yazarımızdır.

(Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim Dergisi, Temmuz 2003, sayı:41)

 

 

 

0 Yorum | Yorum Yaz | Link

Yazılarım:Masal22/2/2006

Çocuk Ruhumuzu Dinlendiren Bir Fantezi Yumağı: MASAL



Üzeyir GÜNDÜZ

“Çocuk ruhum kaygulardan azade,

Yüzlerde nur, ekinlerde bereket,

...

At üstünde mor kâküllü şehzâde

Alaylarla Kaf Dağı’na hareket.”

 Cahit Sıtkı TARANCI

İşte masal...

İnsanoğlunun, kendini güncel kaygılarından sıyırıp dert ve sıkıntılarını unutmak için icat ettiği bir hayal banyosu...

İmge ve fantezilerle bezenmiş bir lirizm...

Bize çağlar öncesinden yuvarlanarak gelen bir stres topu... Ruhu dinginleştiren bir terapi...

Masal analarının edep kokan ağızlarında kurulup gelişen bir dil okulu...

Geçmişin ocak başlarında zevkle tüketilen bir avuç çerez.

Sevimli yumurcakların meraklı kulaklarına heyecan üfleyen, kuş tüyü bir yastık...

Kısaca masal; sözlü ve yazılı edebiyatımızın büyük anası.

Dün, şarkın gizemli dehlizlerinden süzülüp gelen 1001 Gece Masalları vardı. İçinde cinlerin, perilerin, dev analarının ve iyilik perilerinin cirit attığı bu masallar, okumuş ya da sıradan, bütün insanları aynı derecede mutlu ederdi. Kimi geceler, ocak başına davet edilen bir masal anası, dinleyicilerini bir uçan halıya bindirip “Çin-i Maçin”e seyahat ettirir kimi zaman, Alaaddin’in lâmbasından başını uzatan sevimli bir cin, her türlü buyruğa boyun eğerek en onulmaz dertlere çare bulur, en imkânsız işleri bir çırpıda çözüverirdi.

Bir büyülü sözcük, en sağlam kale duvarlarını deler, kilitli demir kapıları açar, yalçın kayaları tuzla buz edebilirdi. “Açıl susam açıl!” demek yeterliydi.

Çocuk gönlümüzü kaygılardan uzak tutan masal tadı, bugün de değişmedi. Bütün edebî türlerin üzerine kol kanat geren masalın o anaç tavrı, günümüzde de aynı tazeliğiyle devam ediyor. Ama ne var ki, masal türünün ana malzemesi olan hayal ve fantezi, görsel teknolojinin acımasız tavrı karşısında, edebî güzelliklerin önüne aşılması güç bir engel koymuştur. Sözlü ve yazılı anlatımın büyülü lirizmi yok olmaya başlamıştır. Masal, bir dil mektebi olmaktan çıkmış, kolayca tüketilebilen bir dijital oyuncak hâline dönüşmüştür. Bizi de kaygılandıran budur. Dahası, çocuklar için edebiyat üretenlerin ortak kaygısı bu olmalıdır. Masal dilinin, o özgün ve gönül okşayan tadına sahip çıkılmalıdır. Televizyon ekranlarında cömertçe kullanılan görsel masal efektlerinin, dilin edebî güzelliklerine tepeden bakan o ukalâ tavrına karşı “tavır” konulmalıdır. Çocuklarımızı bu güzelliklerden mahrum bırakmamak için, topyekün bir masal seferberliği başlatılmalıdır. Zevkle okunabilen, düzeyli metinler oluşturulmalıdır. Bunu yaparken de bir taraftan “çocuklarımızın rüyasını çalan camgöz”ün (tv’nin) soyut mekânda sunduğu sanal kahramanların büyüsünü bozacak nitelikte fanteziler bulunmalı, bir taraftan da çocuklarımızın sözlü ve yazılı ifadelerine edebî zenginlik kazandıracak bir üslûp seçilmelidir. Belki o zaman, okumayı seven, okumaktan zevk alan, okumayı bir tutku hâline getiren bir insan mayasını oluşturabiliriz.

Son söz olarak şunu söylemek istiyorum:Hayattaki her gerçek, bir masal kurgusuyla başlar. Ama, sadece iyi niyetle kurgulanan masallar ufkumuzu açan gerçeklere ulaşır. Şairin çocuk için söylediği duyarlı dizeleri, çocuğun biricik arkadaşı olan masal için uyarlıyorum:

“Kim demiş masal basit bir şey

Belki de masal en güçlü şey.”

(Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim Dergisi, Temmuz 2003, sayı:41)

 

1 Yorum | Yorum Yaz | Link

Söyleşi22/2/2006

Çocuk Edebiyatçıları Birliği Başkanı, Yazar Üzeyir GÜNDÜZ ile "Öykü, Masal ve Çocuk Edebiyatı"Üzerine



Ali KARAÇALI-Selahattin ARSLAN-Hakkı USLU

- Sayın Gündüz, önce şuradan başlayalım isterseniz; Neden çocuk, neden çocuklar için yazıyorsunuz? Yazar olarak, çocuk edebiyatını seçmenizin özel bir anısı var mı?

- Çocuk ruhumun derinliklerine sinmiş, bilinçaltıma yön veren, son derece duygusal bir anım var ki, hiç unutamıyorum:Temmuz sıcağı... Tandır evinin gölgeliğinde, babaannemin dizlerine oturmuş hıçkırıyorum. Babaannem, çok uzaklardaki bir pancar tarlasının ortasında gezinen kadın silüetine el ederek sesleniyor:

“Gel Üzeyir’in anası geeel!... Geeel!...”

Babaannem, beni avutmaya çalışıyor. Oysa ben biliyorum ki, o kadın benim annem değil. Kemik veremine yakalanan annemi, uzak bir yere (Eğirdir Kemik Hastanesine) götürdüklerini biliyordum.Evdekiler, annem söz konusu olduğunda fısıtlıyla konuşuyorlardı. Onlar fısıldadıkça, içimdeki hasret daha da büyüyor, hıçkırıklarımın ardı arkası kesilmiyordu.

Bir gece annemle ilgili rüyalar gördüm:Gökyüzünün mavi derinliklerinde iniltiyle uçan bir uçağa el salladım. Bütün köy çocuklarının yaptığı gibi, o günün diliyle; “Tayyare... Tayyare... Anama selâm söyle!...” diye bağırdım.

Annemin hastaneden döndüğü gün ise acısı sevincinden daha ağır basan tuhaf bir duygu yoğunluğu yaşadım:Annemin boynuna sarılamadım. O da çok arzu ettiği hâlde bana sarılamadı. Çünkü annemin karyolasıyla benim aramda babaannem oturuyordu. Yöremize özgü tuhaf bir töre, bize engel oluyordu. Çünkü gelinler, kayın valide ve kayın pederlerinin yanında çocuklarını öpemez, kucaklayamaz, sarılamazdı. Ayıptı.

İşte, bilinçaltıma saplanan bu ayıbın öyküsünü anne hasreti çeken bütün çocuklar adına yazmak istedim ve yazdım. Anneler ve Kuzular adını taşıyan bu hikâyem, aynı zamanda bir kitabımın da adı oldu. O gün bu gündür yazıyorum.

-Çocuk Üzeyir’i iyi bir okur sayıyor musunuz?

-Çocuk Üzeyir, tuhaf törelerin kol gezdiği bir Türkmen coğrafyasında anne hasreti çekti ama kitap okuma konusunda kendi yaşıtlarına göre daha şanslıydı. Çünkü onun babası bir eğitimciydi. Önceleri ablası okudu, Üzeyir dinledi. Daha sonra kendisi bir okuma tutkunu oldu. Bu kez, o okudu arkadaşları dinledi. Düşünsenize; radyonun bile henüz girmediği bir köy yerinde, her kitap ayrı bir dünyaydı. Hatta öbür dünyaydı. Çünkü, dinsel içerikli öykülerin edebî haz içeren kitaplarını da bu kitaplıktan okuma fırsatı buldu:Ahmediye, Muhammediye, Seyit Battal Gazi, Kerem ile Aslı, Hz.Ali’nin soluk kesen cenk hikâyeleri... Dahası; Anadolu Türkmen kültürüyle yoğrulmuş onlarca kitabı okudu, okudu... Eğer çocuk Üzeyir, bugün çocuklar için yazıyorsa o günkü okumalarının yüzü suyu hürmetinedir diyorum.

- Dilerseniz biraz da “Çocuklar için yazma” üzerinde duralım. Sizce, çocuklar için yazan bir çocuk edebiyatçısının donanımı ne olmalıdır?Çocuk yazarlığının diğer yazarlık biçimi ve tutumundan farklı bir yönü, bir ön koşulu var mıdır?

- Bana göre var. Genel geçer bir kural olmamakla birlikte, “çocuklar için yazma” işine soyunanların bilinçaltında biraz çocukluk bulunmalıdır. Çeşitli konularda binlerce sayfa yazı yazmış bir kimsenin, “Haydi bugün de çocuklar için yazayım.” demesiyle olmuyor bu iş. Çocuk duyarlığını yakalamak gerek. Bunun için de içinizdeki çocuğun size kopya vermesi gerek. Çocuk nelere güler, nelerle duygulanır, nelerle ağlamaklı olur?Çocuğun duygularını harekete geçiren sözcükler ve kavramlar nelerdir?Bir çocuk yazarının veya “çocuklar için edebiyat” yapan birinin bunları kavramadan yola çıkması düşünülemez.Daha önce de bir söyleşide ifade ettiğim gibi; yüksek edebiyata mâl olmuş bazı ahlâk ve öğüt kitaplarını basite indirgenmiş kelime kadrosuyla özetlemek, “çocuk edebiyatı” olarak nitelendirilemez.

Bir şeye açıklık getirmek gerek: Hep söylenir; bir sanat eserinde üç amaç göze çarpar diye... Hedef kitleyi bilgilendirmek, yönlendirmek ve etkilemek. Bana göre, bilgilendirmek ve yönlendirmek, çocuk edebiyatının öncelikli amacı değildir. Olmamalıdır. Çünkü edebî zevkin, pedagojik kaygısını düşünmek son derece yersizdir. Zaten çocuğun da böyle bir beklentisi yoktur. O, sadece okuduğu serüvenin tadını kaçırmayan, insan yüreğinde şiirsel bir haz bırakan, son derece kıvrak ve lirik bir anlatımın büyüsüne kaptırır kendini.

Örneğin “Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellâl iken, sıçanlar berber iken...” diye başlayan bir masal girizgâhının, bilgi donanımı açısından mantıksal bir açıklaması var mı?Ama çocuk bundan hoşlanıyor. Çünkü onun yaratılış hamurunda güzel ve estetik olandan haz alma eğilimi vardır. İşte, “çocuklar için edebiyat” yapan kişinin bu eğilimi bilmesi, ışık tutması ve onu geliştirmesi gerekiyor. Çocuk yazarı olma konusunda bugün geldiğim nokta bu.

- Sizce çocuk kitaplarında gülmece ögesinin yeri nedir?Bunu, öykülerinizde bu ögelerle sık sık karşılaştığımız için soruyoruz. Gülmeceye özellikle mi başvuruyorsunuz?

- Sanırım hepimiz, çevremizde güler yüzlü çocuklar isteriz.Ağlayan bebekten çok, gülen bebekleri tercih ederiz. Hatta bebekleri güldürmek için gıdıklarız. Onlar katıla katıla gülerken biz de mutlu oluruz. O nedenle okuma çağındaki çocukların da kitapla gıdıklanması gerektiğine inanıyorum. Ayrıca çocuk, tekdüzelikten hoşlanmaz. Değişiklik ister. Nasıl ki anlatım güzelliği ve akıcı bir üslûp, çocuğun kitaba bağlanması için bir ön koşul ise, anlatımı tekdüzelikten kurtarmanın yolu da belki, mizahtır. Ama bu mizah, kaba saba, zorlamayla olmamalı. Örneğin Pinokyo, Güliver’in Gezileri, Tom Sawyer,Don Kişot gibi ünlü klâsiklerde gülmece ögesi ince bir üslûpla kullanılmıştır. Ben de, mizah unsurunun çocuk dünyasına bir renk, bir değişiklik kazandıracağına inandığım için mizaha hikâye ve romanlarımda zaman zaman başvuruyorum. Dahası, bir çocuk kitabını şenlendirmek için ne gerekiyorsa yapılmalı diyorum.

- Çocuğa güler yüzle yaklaşmak, eğitim biliminin de vaz geçilmez bir ögesi, değil mi?

- Kuşkusuz öyle... Her şeyden önce ben de bir eğitimciyim. Klâsik pedagojinin bazı gereksiz ve çağdışı formatlarını tartışmaya açabiliriz. Ama “çocuğa güler yüzle yaklaşılması” ilkesini tartışmam. Çocuğa güler yüzle yaklaşmak, eğitimin özüdür. İşte ben, bu özü kitaplarıma da taşıyorum. Eğer bir çocuk yazarının, aynı zamanda, eğitsel bildirileri varsa, bunu ancak güler yüzlü bir kitapla sunabilir. Öğütçü, kural düşkünü, asık suratlı ve “sınav” yaptırımıyla antipatik bir görünüm sergileyen ders kitaplarının hakkından, güler yüzlü bir öykü veya masal kitabı gelebilir. Ölçü şu:Tatlı ve sürükleyici bir öykü, sihirli, akıcı bir dil ve metne serpiştirilmiş dolaylı bildiri.

- Çocuk edebiyatımız, uzun yıllar çeviri kitapların etkisinde kaldı. Bildiğimiz kadarıyla sizin de çeviri çocuk kitaplarınız var. Bu durumun, size göre olumlu ve olumsuz yanları nelerdir?

- Bildiğiniz gibi bizim öteden beri doğru dürüst bir çocuk politikamız yok. (Çocuk felsefemiz desem daha uygun olacak.) Hâl böyle olunca; bu konudaki belirleyici merkez de yine “Batı” olmuş. Onların çocuklar için uygun gördükleri, bizim de “çocuklar için uygun gördüklerimiz” hâline gelmiş. Bunun doğal sonucu olarak; Batı’dan tercüme edilmiş çocuk kitaplarıyla tanışmışız. Bunun uzun yıllar etkisi devam etmiş. Çünkü onun yerine konulacak seçenekler üretememişiz. Büyükler için kalem oynatan aydınlar, çocuklar için yazmayı “çocukça bir iş” olarak görmüşler. Nitekim bir iki eğitimcinin dışında da konuyu ciddîye alan olmamış.

Tercüme çocuk kitaplarının yararsız olduğunu söylemek biraz insafsızlık olur. Bu çalışmalar her şeyden önce, “çocuk merkezli bir edebiyat”ın oluşturulması gerektiği fikrini uyandırmıştır.Çocuk klâsikleri adıyla anılan tercüme kitaplar, her ne kadar, çocukları amaçlayarak yazılmış olmasalar bile, çocuk merakını uyandırdıkları için önem kazanmıştır.Dahası, çocuğu gündeme taşımıştır.

Jules Vernes’in kendi kurguladığı bilim kurgu türü macera romanlarının yanı sıra, Grim kardeşlerin masal analarından derledikleri hayâl ve fantezi kokan (cin peri) masalları da çocuklar tarafından çok sevilmiştir. Bu iki türün oluşturduğu tiplemeler bizde de yankı bulmuş ve yerli yazarlarımız, özgün macera kitaplarıyla, kendi kültürümüze ait halk masallarını derleyerek çocuk boyutuna taşıyan eserler oluşturmuşlardır. Bu çalışmalar yeterli ve bilinçli olmamakla birlikte, önemli bir adımdır. Bu nedenle tercüme çocuk kitaplarını, ulusal bilinci harekete geçiren bir etmen olarak görüyorum.

Tercüme çocuk kitaplarının ulusal kültürü dejenere ettiği ve yozlaşmaya yol açtığı tezine katılsak bile (ben kişisel olarak katılmıyorum), özgün eserler üretme sürecini hızlandırmadığımız takdirde, çocuklarımız yine de bu beğenmediğimiz seçenekle karşı karşıya kalacaklardır.

Şunu asla unutmayalım:Çocuklar, kültür çatışmalarında taraf olmayı bilmezler. Onlar, doğalarının gerektirdiği yere yönelirler.Eğer sizin kitap kültürünüzde  çocuklara fındık, fıstık, oyuncak dağıtan, iyi yürekli, sevecen bir Hızır Dede’niz yoksa; onlar Noel Baba adındaki al yanaklı, şirin ve tombul bir ihtiyarı seveceklerdir. Çocuğun doğasını değiştiremeyeceğimize göre, çocuğa yaklaşmayı denemek zorundayız.

- Peki, söz ulusal kültürden açılmışken şunu da soralım. Örneğin Keloğlan ve Dede Korkut gibi masallar, sizce hiçbir yoruma uğramadan günümüz çocuklarına sunulabilir mi?

-Efendim, siz de bilirsiniz ki masal türünün doğasında zaman ve mekân kavramlarının akılcı bir mantığı yoktur. Gizemli güçler sayesinde, her an yeni bir sürprizle karşılaşabilirsiniz. Küçücük bir tılsımla sevimli Keloğlan’ı 2003’e taşımanız mümkün. Burada önemli olan, Keloğlan’a yüklediğimiz özgün kimliğin korunmasıdır:Tembel ve sünepe görüntüsünün altında son derece akıllı, kurnaz, haksızlığa karşı çıkan, haklının yanında olan, her problemi şiddete başvurmadan, kendine özgü bir kurnazlıkla çözebilen bir kahramanımız var... Masal atmosferi içinde, Keloğlan’ın yaşadığı çağ veya kullandığı objeler o kadar önemli değil. Dün sihirli tokmağını veya tılsımlı aynasını kullanan Keloğlan’ı, günümüz çocuklarının kullandığı dijital oyuncaklarla tanıştırıp o oyuncakların soğuk ve ruhsuz yanlarına birazcık “insanîlik” ilâve edebiliriz. Öyle de yapmalıyız.

Dede Korkut türü bir masala (destan desek, belki daha doğru) gelince; bence bunların (anlatım biçimi ve dili olarak) tarihî dokusunu bozmak uygun olmaz kanısındayım.Çünkü Dede Korkutta o dönemin edebî zevkine tanıklık eden özel bir lirizm, bir şiirsel haz vardır. Belki aynı konu, günümüz çocuklarının anlayabileceği bir dille (olay bazında) yeniden yazılabilir.

- Ülkemizde son yıllarda çocuk edebiyatına yoğun bir yöneliş var. Çocuklar için çok sayıda masal, hikâye, roman ve şiir yazılıyor. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

- Hiç kuşkusuz, bu ilgiyi sevindirici buluyorum. Her şeyden önce, çocuğun gündem oluşturması bakımından önemli. Ancak, yazılıp çizilenlerin tümünü birden “çocuk edebiyatı” tahtına oturtmayı uygun bulmuyorum. Çocuk kitabı yayınlamak başka şey, çocuğa edebî zevki kazandırmak kaygısıyla oluşturulan düzeyli eserler üretmek başka şey.

Çocuğu “kolay bir tüketici” olarak gören ticarî anlayışı asla onaylamıyorum. Nüfusunun üçte birini çocukların oluşturduğu bir ülkede, ister istemez, bu alanda da bir sektör oluşacak. Bunu yadırgamıyorum. Ama çocuklarımıza edebî zevkten yoksun, kaba ve sıradan şeyler okutmaya da hakkımız yok. Piyasadaki çocuk kitaplarını eleştirel bir gözle inceleyecek olursanız, dünya çocuk klâsiklerinin bile tadının kaçtığını göreceksiniz.Çünkü; önüne gelen herkes bir yayın evi kuruyor; telif kaygısı gütmeden, son derece bozuk bir Türkçe ile, sınırsız ve sorumsuz bir anlayışla “Çocuk Klâsikleri” yayımlıyor.Zavallı “Kırmızı Başlıklı Kız” da kendisini tanıyamaz oldu. Önceleri, büyük annesine kurabiye götürürken ormanda yolunu kaybetmişti; şimdilerde ise sorumsuz yayıncılar yüzünden kişiliğini kaybetti.

Yazarlık bilincine erişmiş aydınlarımızın “çocuk edebiyatı” ile ilgilenmenin çocukça bir iş olmadığını kavrayarak bu işe eğilmelerini, piyasa işi çocuk kitapları yayınlayanların da çocuğu bu kadar hafife almamalarını temenni ederim.

- Sizce çocuk edebiyatı, yalnızca çocuğa seslenen bir edebiyat mıdır? Ne dersiniz?

- Özellikle vurgu yaptığınıza göre, sorunuzun ikinci kısmına katıldığımı söylemem daha doğru olacak. Çünkü ben, içinde “edebîlik” taşıyan lirik ve şiirsel haz bırakan güzel bir metnin -yaş sınırı tanımadan- herkes tarafından zevkle okunabileceğine inanıyorum. Ben henüz sekiz yaşlarında bir çocukken, babamın dolabında ilginç bir kitap vardı:“Âdem ile Havva ve Cennet-i Âlâ”. Bu kitabın giriş bölümünde, secîli* nesirle yazılmış bir cennet tasviri yer alıyordu. Birkaç paragrafı geçmeyen bu bölümü, ablama ısrarla okutur okutur dinlerdim. İnanın, çoğu sözcükleri anlamazdım bile... Ama beni o kitaba bağlayan şey, anlatımın güzelliğiydi. Ablam kitabı okurken, ben de ilginç hayâller kurardım. Belki de “edebîlik”le “çocukça”lığın bir arada olması buydu. Oysa bu kitap, çocuklar için kaleme alınmamıştı. Tabiî bugün, kum saati ters döndü:Şu anda 53 yaşındayım ve ben çocuklar için yazılmış güzel masalları okuyorum. Ama ölçü aynı:Edebî haz.

- Genelde çok okumayan bir toplum olduğumuz söylenir. Okuma alışkanlığının kazanılmasında çocuk edebiyatının yeri nedir?

- Sanırım bu şikâyet, bizim toplumumuzun ana dertlerinden biri. Yeterince okuyamıyoruz. Yıllardan beri bu hep söylenir. Tahmin ediyorum, okuma yoksunluğundan şikâyet edenlerle, okumayı önemsemeyenler, sosyo-ekonomik plâtformun ayrı kulvarlarında koştukları sürece bu yakınma hep sürecek. Yani, ekonomik kaygı, kültürel kaygının birkaç adım önünde gidiyor. Dolayısıyla da “az okuyan bir toplumuz” sorunu, ülke nüfusunun ancak yüzde yirmisini ilgilendiriyor. Çünkü geriye kalan yüzde seksen, “okumuşluk” sözünden diploma sahibi olmayı anlıyor. Hâl böyle olunca, yapılacak tek şey var:“Okuma bilinci”ni “diplomalılık” algısının önüne geçirmek. İşte burada, çocuklar için yapılan edebiyatın önemi ortaya çıkıyor.Eğer okuma çağındaki çocuklarımıza, zevkle ve heyecanla okuyabilecekleri, düzeyli ve seçkin kitaplar sunabilirsek, okuma bir tutkuya dönüşecektir. Bilinçaltının bir parçası hâline gelecektir. İleriki yaşlarda, ekonomik kaygı sarmalına yakalansalar bile, bu tutku onları yalnız bırakmayacaktır. Belki o zaman, “okuma”nın, bir diploma yakalama sürecinin ötesinde bir şey olduğu anlaşılacaktır.

- Peki, söz buraya gelmişken önemli bulduğumuz bir konuyu daha sormak istiyoruz: Ülkemizdeki çocuk edebiyatı çalışmalarını değerlendirirken resmî kurumların bu alandaki çalışmalarını yeterli buluyor musunuz?

- Dilerseniz bu sorunuzu şöyle bir girişle cevaplayayım: Çocuklara öğüt niteliği taşıyan kitapları bir yana bırakırsanız, yukarıda genel çerçevesini çizdiğimiz “çocuk edebiyatı” kavramının tarihi o kadar eski değil. Tıpkı Batı ülkelerinde olduğu gibi, ülkemizdeki çocuk edebiyatı da çocuk psikolojisinin bizdeki tarihiyle eş zamanlı olarak ortaya çıkmıştır. İbrahim Alaaddin Gövsa’dan Enver Naci Gökşen’e kadar uzanan çizgide, odak noktasını çocuk psikolojisinin oluşturduğu, fakat yine de öğretmen merkezli, güdüleyici ve iyi vatandaş yetiştirme kaygılarıyla örülmüş metinler, çocuk edebiyatının amaca uygun türleri olarak değerlendirilmiştir. Yani, bir taraftan çocuğun kendisine özgü bir psikolojisinin varlığından söz edilirken, diğer taraftan, çocuğun öz itişli, özgür ve özgün duyarlığı gözardı edilmiştir. Bana göre bu süreç, resmî kurumlarda hâlâ devam ediyor.Çünkü resmî örgün eğitimin merkezi (bilerek veya bilmeyerek) mutlu çocuk yerine, iyi vatandaş görüntüsüyle donatılmış adamcıklar bekliyor.

Örneğin; “Ağustos Böceği ile Karınca” masalını (fablını) okuyan çocuktan, karıncanın tarafını tutması bekleniyor. Oysa çocuk, doğasındaki acıma duygusunun bir sonucu olarak ağustos böceğinden yana olabilir. Ama eğitsel (!)olarak buna hakkı yoktur. Çünkü ağustos böceği gibi tembel değil, karınca gibi çalışkan çocuk görüntüsü vermelidir.

Onun içindir ki 7-9 yaş grubunu ilgilendiren öğretim programında, Hayat Bilgisi “Hayatın Bilgisi”, mihver (merkez) derstir. Türkçe dersinde yer alacak yazıların da onu destekleyen didaktik (öğretici)metinler olması istenir. Hayâl, fantezi, şiirsel haz ve çocuk duyarlığı önem taşımaz. Oysa çocuk edebiyatının bel kemiği bunlardır.

Bizim beklentimiz, Millî Eğitim ve Kültür Bakanlığı gibi eğitim ve kültür amaçlı devlet kuruluşlarının, kaliteli çocuk yayıncılığını ilke edinmeleridir. Ne yazık ki, bugüne kadar, her iki bakanlığın da çocuklara yönelik uzun soluklu bir dergileri bile olmamıştır. Dönem dönem ortaya çıkan çocuk dergilerinin ise bir edebiyat dergisinden çok oyun, eğlence ağırlıklı yayınlar olduğu görülmüştür. Bu bakanlıkların yıl içerisinde yayımladıkları birkaç çocuk kitabı da ihtiyaca cevap verecek yoğunlukta değil. Dahası, yayımlanan çocuk kitapları, editöryal bir yaklaşımla ele alınmıyor. Yaş grubu, konu tasnifi, dizi mantığı, boy ve sayfa standardı gibi esaslara dikkat edilmiyor. Oysa Milli Eğitim Bakanlığı’nın, çocuk kitabı yayınlayan diğer kurumlara öncülük edecek örnek çalışmaları olması gerekir.

Son günlerde, “Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim” dergisinin Elma Şekeri adlı çocuk ekini gördüm, sevindim. Bir formalık şirin bir dergi... İleride daha boyutlu, edebî yoğunluğu artmış, bağımsız bir çocuk dergisi olur diye umuyorum. Bu konuda bizler, Çocuk Edebiyatçıları Birliği olarak bu dergiye veya Millî Eğitim Bakanlığının çocuk kitaplarıyla ilgili çalışmalarına katkıda bulunmaya hazırız.Umarım, yetkililer bizim bu çağrımıza ilgi ve ihtiyaç duyarlar. Bu mesajımızı da buradan sizin aracılığınızla iletmiş oluyorum.

-Dileriz dediğiniz gibi olur... Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz.

-Biz de teşekkür ederiz.

ÜZEYİR GÜNDÜZ

1950’de Kırşehir Mucur’da doğdu. İlk öğrenimini Mucur’da, orta öğrenimini Kayseri’de, yüksek öğrenimini ise Kayseri Erciyes Üniversitesi İlâhiyat Fakültesinde tamamladı. Çeşitli okullarda öğretmenlik ve idarecilik yaptı. 1988 yılında, Millî Eğitim Bakanlığı Türkçe Eğitimi Geliştirme Merkezi (TEGEM)’de görevlendirildi. Bakanlıkça hazırlanan ilköğretim Türkçe kitaplarında metin yazarı ve çocuk edebiyatçısı olarak çalıştı. 1990 yılında Film-Radyo-TV. ile Eğitim Merkezi (FRTEM) ne atandı. Bu kurumda sırasıyla; müdür yardımcılığı, medya danışmanlığı ve basılı eğitim araçları uzmanlığı yaptı.

Yazı hayatına lise yıllarında başladı. İlk yazısı 1968 yılında Okul-Aile Birlikleri dergisinde çıktı. Üniversite yıllarında çocuk edebiyatına ilgi duydu. Çeşitli çocuk dergilerinde ve değişik gazetelerin çocuk sayfalarında çocuk edebiyatına ilişkin yazıları yayımlandı. Çağdaş çocuk edebiyatının önde gelen yabancı yazarlarından çeviriler yaptı. 1987 yılında, Tek Kanatlı Güvercin adlı kitabıyla Kültür Bakanlığı’nın, 1998 yılında da Yeni Kervan dergisinin Çocuk Edebiyatı ödüllerini kazandı. Türkiye Yazarlar Birliğince 2000 yılının çocuk edebiyatçısı seçilen yazarın Milli Eğitim Bakanlığı, Kültür Bakanlığı, Çocuk Vakfı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve özel sektöre ait değişik yayın evlerince basılan telif ve tercüme olmak üzere 40’a yakın çocuk kitabı bulunmaktadır.

Evli ve 3 çocuk babası olan Gündüz, hâlen Çocuk Edebiyatçıları Birliği’nin başkanlığını yürütüyor. 

Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim Dergisi, Temmuz 2003, sayı:41)

 

 

0 Yorum | Yorum Yaz | Link

Çocuk Edebiyatçıları Birliği Yönetim Kurulu29/12/2005

Çocuk Edebiyatçıları  ve Sanatçıları Birliği Yönetim Kurulu

Başkan: Üzeyir Gündüz

Başkan Yrd.: Hayati Otyakmaz

Başkan Yrd. Mustafa Kaya

Sekreter: Şakir Çetin

Muhasip: Bilal Coşkun

Üye: Yılmaz Erdoğan

Erbay Kücet

Adres: Onur Çarşısı 5. Kat No:104 Tlf.:0312 4180148

1 Yorum | Yorum Yaz | Link

Biyografim26/12/2005

            ÜZEYİR GÜNDÜZ

            Çocuk edebiyatçısı

            1950 yılında Kırşehir’in Mucur ilçesinde doğdu. Erciyes Üniversitesi İlâhiyat Fakültesini bitirdi( 1975). Çeşitli okullarda öğretmenlik ve idarecilik yaptı. 1988 yılında Milli Eğitim Bakanlığı Türkçe Eğitim Geliştirme Merkezi (TEGEM)’de görevlendirildi. Bakanlıkça hazırlanan, ilköğretim Türkçe kitaplarında metin yazarı ve çocuk edebiyatçısı olarak çalıştı. 1990 yılında Film Radyo TV ile Eğitim Merkezi (FRTEM)’ ne atandı. Bu kurumda sırasıyla; müdür yardımcılığı, medya danışmanlığı ve basın eğitim araçları uzmanlığı yaptı.

            Gündüz, yazı hayatına lise yıllarında başladı. İlk yazısı 1968 yılında Okul Aile Birlikleri dergisinde çıktı. Üniversite yıllarında çocuk edebiyatına ilgi duydu. Çeşitli çocuk dergilerinde ve değişik gazetelerin çocuk sayfalarında çocuk edebiyatına ilişkin yazıları yayınlandı. Çağdaş çocuk edebiyatının önde gelen yabancı yazarlarından çeviriler yaptı. Çocuk Edebiyatçıları ve Sanatçıları Birliği derneğinin kurucuları arasında yer aldı. Bu derneğin başkanlığına seçildi.1987 yılında Tek Kanatlı Güvercin isimli kitabıyla Kültür Bakanlığı’nın, 1998 yılında Yeni Kervan dergisinin çocuk edebiyatı ödülünü kazandı. Türkiye Yazarlar Birliği’nce 2000 yılının çocuk edebiyatçısı seçildi. Telif ve tercüme 40’ yakın kitabı bulunan Gündüz evli ve üç çocuk babasıdır.

            Gündüz, hâlen Milli Eğitim Bakanlığı Çocuk kitapları yayın danışma kurulu üyesi ve Çocuk Edebiyatçıları Birliği Derneği başkanı olarak görev yapıyor.

            Yayınlanmış çocuk kitaplarından:

            Değirmenden Gelen Haber (Kandil, 1986), İbibik Yuvası (Kandil, 1986), Pembe Kızın Ölümü (MEB., 1986), Cambazhane Merakı (Kandil, 1986), Tek Kanatlı Güvercin (Diyanet İşleri Bşk., 1987), Çöl Macerası (MEB.,çeviri, 1988), Uğursuz Perşembe (Kültür Bakanlığı, çeviri, 1988), Sakıncalı Yumurcak (MEB., 1989), Gül Ahmet (1989), Anneler ve Kuzular (Kültür Bakanlığı, 1990), Afacan Zozo (Kültür Bakanlığı, çeviri, 1990), Bayram Şenliği (Çocuk Vakfı (1991), Bir Küçük Nasrettin Varmış (MEB., 1992), Yavru Geyik (MEB., çeviri 1995), Balıkçı Memiş (Konya B.Şehir Belediyesi, 1995), Cimrinin Kedileri (MEB. 1996), İdamlık Şehzade (TDV, 1996), Kahraman Eşekler (MEB., 1997), Masal Kutusu (MEB.,1998), Talihsiz Mırnav (Konya B. Şehir Belediyesi, 1998), Yağmur Gözlü Çocuk (Tutibay, 2000), Küskün Bulut (Tutibay, 2000), Yaramazlık Şampiyonu (MEB., çeviri 2000), Afrikalı Keloğlan (MEB.,2000), Çağdaş Masallar Dizisi (Gendaş, 10 Kitap), Hüzünlü Kağıt (MEB.,2001), Kara Giysili Üç Mutsuz Adam (MEB., 2001), Ay Dedeye Mektup (MEB:, 2001), Kubarcık (Akçağ, 2004,10’lu set), Masal Kutusu 2 (Akçağ, 2004),İyilik Günlüğü (2005).

2 Yorum | Yorum Yaz | Link

batak oyna