Sair-Siir-Veciz

Ya Sen?

Posted by onursargin on 7/9/2008 at 01:43

Ahmet

32 yaşında

Bankada veznedar

Bugün şunu farketti

Yıllardır elinden düşürmediği banknotlar nasıl da kaliteli bir kağıttan yapılmıştı

Elli ytl'lik banknotu sağ baş ve işaret parmağı arasında bir süre tuttu

İki parmağını paranın üzerinde gezdirdi

Kağıt nasıl da kaliteliydi

Kağıdın üreticilerini tanımıyordu

Ama yine de içinden üreticileri takdir etti

 

Selin

21 yaşında

Tekstil mühendisliği üçüncü sınıf öğrencisi

Günün ilk dersi yeni bitmişti

Ders arasında düşündü de

Ders boyunca tüm dikkatini derse vermiş

Orta yaşlı, dokuma teknolojisini anlatan bu hocayı

Nasıl da zevkle dinlemişti

Hoca gerçekten işin piriydi, konuya hakimdi

Sınıf arkadaşlarından biriyle bu düşüncelerini paylaştı

Hocayı çok takdir ettiğini tekrar ve tekrar dile getirdi

 

Necla

62 yaşında

Elinde ünlü bir polisiye yazarın üç gün önce piyasaya çıkan

Son romanı var

Daha başlayalı bir saat bile olmamıştı

Ama kitabın yarısına gelmişti bile

Roman ne kadar da akıcıydı

Okumayı bıraktığı bir anda düşündü de

Gerçekten ustalık gerektiren bir işti yazarın bu yaptığı

Emekti bu, belki biraz da yetenekti

Helal olsun dedi alçak sesle

Helal olsun

Birazdan bir arkadaşı aradı

Ona okuduğu kitaptan bahsetti

Ve yazarı çok takdir ettiğini de ekledi

 

Melih

45 yaşında

On beş yıldır çiçekçi

Her gün onlara o kadar özenli davranıyor ki

Her gün her biriyle tek tek ilgileniyor

Bu durumun

Çiçeklere, işine verdiği emeğin kendi de farkında

Ne güzel

Bugün yine tam zamanında dükkanını açtı

İşi konusunda gösterdiği titizlik ve disiplin için kendini hep takdir ederdi

Aferin bana derdi

 

Ya sen?

Sen kimleri takdir ettin bugüne kadar?

Şu anda kimleri takdir ediyorsun?

Kendini hiç takdir ettin mi mesela?

Aileni, iş arkadaşlarını, alışveriş yaptığın marketi

Yaşadığın bölgenin yönetimini

Sınıf arkadaşlarını, şarkılarını severek dinlediğin bir şarkıcıyı

Takdir ettiğin oldu mu hiç?

Oldu mu?

Olacak mı?

Denemek ister misin?

senin de haberin olsun

Posted by onursargin on 4/9/2008 at 17:18

1) GEO dergisinin bu ayki kapak konusu ilgini çekebilir:

ruh bedenin şifa kaynağı

duygu ve düşünceler sağlığımızı nasıl etkiliyor

insan içgüdüleriyle ilgili bir belgesel ve öğrenciler için coğrafya atlası dergiyle beraber hediye

 

2) bu ay piyasaya yeni bir dergi çıktı:

food and travel

adı üzerinde yemek ve seyahatle ilgili bir dergi

bu iki konuda bir şeyler okumak istersin belki

fotoğraflar (özellikle yemek fotoğrafları) harika

dergi okuyucularına bu ay yağmurluk hediye ediyor

 

3) diyelim ki bir yakının için nefesini tutman gerekiyor

(mesela o kişi denizde dibe doğru gidiyor olsun, senin de onu kurtarman gerek)

eğer bu yakının anne, baba, kardeş gibi bir yakının ise nefesini

anneanne, babaanne, dede gibi yakınlarına göre daha uzun tutabiliyormuşsun

ACİL günler

Posted by onursargin on 2/9/2008 at 20:25

ilk acil nöbetimi tuttum sonunda

dün akşam 19:00da başladık

bugün sabah 08:00de bitirdik

oh be!

 

şu hacettepede bi işin ucundan tuttum, bir işe yaradım ya

oh

oh :)

 

okuduğumuz onca sayfa not

girdiğimiz onca sınav

bir işe yaradı galiba :)

 

***

evet acilde bir sürü iş yaptım

tatmin hissettim

ama yine de modern tıp, zihin-beden tıbbıyla karşılaştırıldığında

çok yüzeyel kalıyor

insanı düşünceleri, inançları, duyguları, ruhu ve bedeniyle ele almanın tadı bir başka

Deneyde son durum!

Posted by onursargin on 31/8/2008 at 20:53

Deney başlıyor.

(Deneyin ne zaman başlayıp biteceğini yalnızca katılımcılar bilecek.)

 

Deney için başvuran 54 katılımcının tümüne deney ayrıntıları gönderildi.

 

 

Deneye katılım bitti. :(

 

Deneyimize en son Burcu katıldı.

 

İlginiz ve desteğiniz için teşekkür ediyorum.

Haydi Deneye!

Posted by onursargin on 31/8/2008 at 20:51

Arkadaşlar merhaba,

 

İki haftadır Lynne McTaggart’ın Niyetleri Gerçekleştirmek adlı kitabını okuyordum, bugün bitirdim. Kitaptaki niyet, uzaktan şifa, duygular, bilinç vb. konularda yapılmış deneyleri ve sonuçlarını okudukça kıpır kıpır oldum, bir an önce bu konularla ilgili bir deney yapmak ya da bir deneye katılmak istedim. Enerji psikolojisi konusunda uzman bir psikoloğa bu isteğimle ilgili bir e-posta attım ama on gündür bir cevap alamadım. E o zaman ne yapıyoruz? Deneyi kendimiz yapıyoruz J.

 

Yapmak istediğim deneyin ayrıntılarına geçmeden, iki yıl önce iki arkadaşımla beraber yaptığımız başka bir deneyden bahsetmek istiyorum. Deney yine bu konularla ilgili. Deneyi, Masaru Emoto’nun bir kitabından öğrenmiştik. Deneyin orijinali Japon bir aileye ait. Önce 3 adet kavanoza (1,2 ve 3 numaralı) eşit miktarlarda pirinç lapası koyduk. Sonra her gün 1 numaralı kavanozun karşısına geçip “Seni seviyorum. Sana teşekkür ediyorum.”, 2 numaralı kavanozun karşısına geçip “Sen aptalın tekisin. Sen salaksın.” dedik. 3 numaralı kavanozla ise hiç mi hiç ilgilenmedik. Bu işlemi 15 gün boyunca sürdürdük ve gün gün kavanozları fotoğrafladık. 15 günün sonunda ne oldu peki? Sizce?

 

En çok bozulma 3 numaralı, hiç ilgi göstermediğimiz kavanozdaki pirinç lapasında oldu. Ve bozulmaya da en erken başlayan bu kavanozdaki pirinç lapasıydı. 2 numaralı, kendisine çirkin sözler söylediğimiz kavanozdaki pirinç lapasındaki bozulma 3 numaralı kavanozdaki pirinç lapasına göre daha azdı. Ve en az bozulma 1 numaralı kavanozdaki pirinç lapasında oldu. Velhasıl kelam, karşımızdaki bir şeyle hiç ilgilenmemektense ona çirkin sözler söylemek daha iyiymiş ama elbette en güzeli sevgi dolu cümleler kurmakmış. Bu deney, sözlerimizin karşımızdaki şey üzerindeki etkisini göstermesi açısından basit fakat önemli bir deney oldu. Ağzımızdan çıkan sözlerden karşımızdaki şey bu kadar etkileniyorsa, kim bilir biz, kendimiz nasıl etkileniyoruz?

 

Peki, ben ŞİMDİ ne yapmak istiyorum?

 

Gelelim şimdi yapmak istediğim deneye:

 

Bu sefer elimizde 2 kap olacak. Kapların içinde ise bir dilim ekmek. (Kabın ve ekmeğin ayrıntılarını daha sonra bildireceğim. Niyet göndermede spesifik olmak önemli olduğu için niyet cümlesinde bu ayrıntıları kullanabiliriz.) Bu sefer kapların karşısına geçip konuşmayacağız, sadece zihinden niyet yollayacağız. İki kap yurt odamda (Ankara) uzak bir köşede olacak. Hepimiz oraya niyetlerimizi göndereceğiz. Siz evinizden, ben de kaplardan uzak bir yerden göndereceğim niyetlerimi. (Yani deneyde sadece 2 ekmek dilimi olacak, onlar da benim yurt odamdakiler.)

 

Deney toplam 15 gün sürecek. Katılımcılar her gün istedikleri bir zamanda her biri 5’er dakika olmak üzere toplam 2 kez ekmeklere niyet gönderecekler. (Yani deney için günde 10 dakikadan toplam 150 dakika=2,5 saatinizi kullanmış olacaksınız.)

 

Kaplardaki ekmek dilimlerinin üzerlerini kalemle eşit karelere böleceğim. Karşılaştırmayı küflü kare sayısına bakarak yapacağız.

 

Eğer ekmek diliminin üzerindeki küf coşup da tüm ekmeği kaplarsa bu sefer de küfün kalınlığını cetvelle ölçeceğim.

 

Deneyde bir de numarasız bir kabımız olacak. Bu kaba niyet gönderilmeyecek. Bu kabı sadece normal şartlar altında ekmeğin nasıl bir küflenme süreci yaşadığını gözlemlemek için kullanacağız. Kontrol grubumuz olacak yani.

 

Ekmek dilimlerini her gün fotoğraflayacağım. Böylece değişiklikleri deney sonrasında da inceleme imkaanımız olacak. Merak ettiğim bir konu da birikim etkisi. Yani her gün aynı dozda niyet göndereceğiz ama bakalım gün geçtikçe ekmek dilimlerine etki etme gücümüz artacak mı? Yani özdisplin, etki etme gücünü artırıyor mu?

 

Fotoğraflama işlemi niyet gönderme işlemi tamamlandıktan sonra da devam edecek. Niyet gönderimi kesildikten sonraki zamanda ekmek dilimlerindeki değişimler de önemli. (Küflenme miktarı olarak birbirlerine eşitlenecekler mi? Kaç gün sonra eşitlenecekler? Bunlar önemli.)

 

BAKALIM, NİYETLERİMİZİ KULLANARAK EKMEĞİN KÜFLENME SÜRECİNDE BİR DEĞİŞİKLİĞE (GECİKME YA DA HIZLANMA) YOL AÇABİLECEK MİYİZ?

 

Kapların yeri, niyet cümlesi, niyetin hangi sırayla kaplara gönderileceği, niyetin nasıl gönderileceği, deneyin ne zaman başlayacağı gibi ayrıntılar katılımcılara e-posta aracılığı ile ulaştırılacak.

 

Katılımcılardan 15 günün sonunda her gün niyet gönderdikleri saatlerin dökümünü isteyeceğim.

 

Deneye katılmak isteyenler sarginonur@hotmail.com (msn / e-posta) adresimden bana ulaşabilirler. İstediğim bilgiler: Sıkça kullanılan e-posta adresi, isim, soy isim, yaş, cinsiyet ve yaşanılan şehir.

 

Şimdiden teşekkür ediyorum. Onur Sargın.

Deneyle ilgili bilgiler için: www.blogosfer.com/onursargin

 

Şu andaki katılımcı sayısı: 54

ROMANIM

Posted by barbarosfatih on 30/8/2008 at 04:12

www.barbarosfatih.tr.cx
Ruhumu yakıyorum senden kurtulabilmek için. Binlerce kilometre uzaklara gidiyorum. Yinede her gülüşünde, içimde aşka dair birşeyler hep eksiliyor. Her yeni güne senin renklerinle başlardım eskiden. Şimdi ise, sabahları güneşin doğuşunu izlerken, Yaşama sevincimi biraz daha kaybettiğimi hissediyorum Hergün biraz da aşkı yitiriyor Yüzündeki gökkuşağının ağrılı rengi Sabahlara yakın sessiz gelişleri Hırsız gibi kararsız, kararlı.. Ne sen olacaksın bunda sonra, ne de bende bıraktığın izlerin.Sana ait olan herşeyi, seninle birlikte başka kollara bıraktım.Ruhumun çektiği acıları, yalancı gülüşlere sattım..Herşeyin bedelini ödedim.Rahat ol, yapman gereken bir şey yok.Vazgeçtim ruhumdan... Vazgeç yüreğimden düşlerimden Yaralıyım dillerinden Ben değilim seviştiğin Affedemem beni affet Gidiyorum uzaklara, sensizliğe... (Oysa içim nasıl acır yokluğunda.Gecelerim ne zor geçer..Sensizlik yüreğimi nasıl yakar..Bir bilsen..Söyleyemem...) Kahretsin yapamıyorum! Kaçtıkça sana geri dönüyorum.. Seni sevmeyi ağır ödüyorum...

      ROMAN

      Posted by barbarosfatih on 30/8/2008 at 04:07

      www.barbarosfatih.tr.cx
      CESUR BİR KALBİNİZ VARSA HAYATTA HİÇBİR ŞEY İMKANSIZ DEĞİLDİR. YAŞAMAK firsattır,yararlanmayı bil. güzelliktir,kıymetını bil. mutluluktur,tatmayı bil. rüyadır,gerçekleştirmeyi bil. meydan okunmasıdır sana,karşı çıkmayı bil. görevdir,tamamlamayı bil. oyundur,oynamayı bil. servettir,korumayı bil. aşktır,sevgidir,keyfini çıkarmayı bil. bilmecedir,çözmeyi bil. hüzündür,aşmayı bil. verilmiş bir sözdür,tutmayı bil. şarkıdır,söylemeyi bil. mücadeledir,kabullenmeyi bil. trajedidir,göğüslenmeyi bil. şanstır,kullanmayi bil. çok kiymetlidir,mahvetmemeyi bil. yaşamaktır,uğruna savaşmayı bil. Aradıklarım Hissettigin sevgi mi saplanti mi? Saplanti, hemen ortaya çikan bir arzudur, sevgi ise atesi yakalayan arkadasliktir. Sevginin kökleri vardir ve bir gün büyümeye baslar. Saplanti güvensizlik duygusuyla birdir. Heyecanlanirsiniz ve sabirsizlanirsiniz fakat gerçek anlamda mutlu olamazsiniz. Içinizi kemiren süpheler, cevaplanmayan sorular, sevilmediginize, yakin olmadiginiza dair düsünceler vardir. Bunlar hayallerinizin bozulmasina neden olur. Sevgi ise anlayistir, bazi kusurlari kabul etmektir. Gerçektir. Size güç verir, sizin önünüzde büyür. Karsinizdaki sizden uzak olsa da onun varligini bilmek içinizi isitir. Mesafeler sizi ayirmaya yetmez. Kafanizda hala oynayan ikinize ait film kareleri vardir. Ve siz bu film karelerini izlemekten hiç vazgeçmezsiniz. Size uzak ya da yakin olsa da içiniz rahattir çünkü onun size ait oldugunu bilirsiniz ve onu beklersiniz. Tutku; "Hemen evlenmeliyiz. Onu kaybetmeyi göze alamam" derken Sevgi; "Sakin ol. Panik yapma. Gelecegini güven ile hazirla" der. Tutkunun cinsel heyecanlari vardir. Birlikte oldugunuzda günün cinsellikle bitmesini istersiniz. Sevgi ise cinsellik üzerine kurulmamistir. Arkadasligin olgunlasmis halidir ve cinsellik sadece iliskinin daha güzel olmasini saglar. Iki asik olmadan önce iki iyi arkadas olmalisiniz. Tutkunun güvenirligi yoktur. Sizden uzakta oldugunda "Beni aldatiyor mu acaba?" diye düsünürsünüz. Bazen bunu kontrol etmeye bile kalkarsiniz. Sevgi güven demektir. Sakin ve emindir. Karsinizdaki sizin güveninizi hisseder ve bu, onun daha güvenilir olmasini saglar. Tutku pisman olacaginiz seyleri yapmaya zorlayabilir. Fakat sevgi hiçbir zaman sizin yanlis yollara sapmaniza izin vermez. Sevgi yüceltir. Sizi yukarilara çikarir. Yukari bakmanizi saglar. Düsünmenizi saglar. Ve sizi daha öncekinden çok daha iyi bir insan yapar...

          güle güle halk sağlığı, hoşgeldin acil

          Posted by onursargin on 27/8/2008 at 21:01

          bu sene altıncı sınıftayım biliyorsunuz

          ve biraz (ne birazı, bayaaa :)) erken başladık bu sene okula

          1 temmuzda

          şimdi dönüp bakıyorum da iki ay geçmiş bile

          korku, panik, tıkanıklık, şükür, kıpır kıpırlık, kızgınlık...

          yine her şeyden bir parça vardı bu iki ay süresince

          ama en çok ŞÜKRAN DUYGUSU konusunda açılımlar ve değişimler yaşadım

           

          çift sandalye tekniğini rutin uygulamalarım arasına kattım

          rüyalara çift sandalye tekniğini uygulayarak hoş açılımlar sağladım

          EFTyi olumsuz duygulardan ziyade olumlu duygularım için de kullanmaya başladım

          EFT ve "şükredebileceğim ne var?" sorusunu birleştirip güzel bir kombinasyon yarattım

          gözlerimin iyileşmesi konusundaki sınırlı inançlarım daha bi azaldı

          gözlerimin şifalanacağına daha bi inandım

           

          ben okuldan bahsedecektim ama

          yine daldık duygulara, insana :)

           

          velhasıl kelam

          2 aylık halk sağlığı stajımın yarın son günü

          ve pazartesiden itibaren acil stajım başlıyor

          beklerim demiyeceğim elbette

          ne işiniz var hacettepe acilde :)

           

          ama olur da oralardan geçerseniz

          ve bana bi uğrarsanız size hemen ayaküstü bir çay söyleyebilirim

          ARTI kaşarlı tereyağlı bir poğaça (kendisi favori poğaça çeşidimdir) :) :)

          gerçi acilin hemen yanındaki kantinin limonatası da pek hoş oluyor

          şu sıcak günler devam ederken neden olmasın 

           

          sağlıcakla kalın

          şükretmeyi hatırlayın, hatırlayayım

          lütfen dikkat! :)

          Posted by onursargin on 26/8/2008 at 23:49

          Rüyadan Uyanmak, Micheal Langford,Meltem Uzun

               Rüyadan Uyanmak

               Michael Langford

               Safir Kitap

           

               Yayına Hazırlayan: Onur Sargın

               Kapak Tasarımı: Hakan C. Yıldız

               Editör: Sinan Akın

               Çeviren: Meltem Uzun  

           

          Kimse size bilincin ne olduğunu öğretmedi. Bilmek ve Unutmanın gerçekten ne olduğunu ve nasıl oluştuğunu öğretmedi. Uyku ve uyanıklık nedir? Gözleri açık olmak uyanık olmakla eşdeğer midir? Yoksa bilincin uyanışı farklı bir şey midir? Farkındalığın en derin aşamasına bu kitapla dalacaksınız. Bu kitap sizi toplumun yüklerinden arındıracak, size bambaşka bir bakış açısı sunacak. Hiç düşünmediğinizi düşünecek, hiç bilmediğiniz şeyleri öğrenecek ve hiç görmediğiniz bir hakikatı göreceksiniz. Şahit olmanın ve bizzat tatmanın ne demek olduğunu farkedeceksiniz. Bu kitapta yer alan “Farkındalığı İzleyen Farkındalık Tekniği”, “Sınırları Aşma Tekniği”, “Sonsuzluk Tekniği”, “Mutlak Boşluk Tekniği” ve “Bütünü Sevme Tekniği” vasıtasıyla, bilincin bambaşka boyutlarına yolculuk edeceksiniz.

          Mark Seliger'den (Uma Thurman - Naomi Watts)

          Posted by onursargin on 26/8/2008 at 23:47
          Çeyrek yüzyilin kutlamasi! Çeyrek yüzyilin kutlamasi!

          dünya! -meksika

          Posted by onursargin on 25/8/2008 at 13:50

          bugünlerde içimden dünyayı gezmek geliyor

          bi merak başladı sormayın

          ülkeleri araştırıyorum, okuyorum

          şu anda mesela netten meksikayı araştırıyorum

          meksika nerden geldi aklıma hatırlamıyorum

           

          bu arada meksikayla ilgili ilginç bişi buldum vikipediden:

           

          Yılbaşlarını 12 üzüm yiyerek kutlarlar. Tam saat 12 olduğunda kilise çanı 12 kere çalar. Her çalışında bir üzüm yenir ve her üzüm yenildiğinde bir dilek tutulur. Eğer böyle yapılırsa dileklerin yerine geleceğine inanılır.

           

          bir adres: http://meksikali.blogspot.com/

          soru-cevap 3

          Posted by onursargin on 22/8/2008 at 19:58

          ölümle ilgili şükredebileceğim ne var?

           

          1) hayır kesinlikle hayır, o her an yanımda ve beni korkutuyor, rahat ettirmiyor, şükür filan etmiyorum

          2) hayııııııııııııııır, o çok yakında ve çok tehlikeli, hayır, hayır, hayır

          3) sandığım kadar kötü olmama ihtimali var mı acaba, şefkatli olma ihtimali?

          4) geçen gün aslında şunu farketmiştim, ölümün zıddı yaşam değil, doğummuş. ölümün içinde de yaşam var gibi gelmişti bir an. hmm, çok bilgece mi oldu acaba? kendimi mi kandırıyorum?

          5) ufff, onun ne olduğunu tam olarak bilmiyorum, pek onun içine girmesem daha iyi olacak gibi, şükür mükür bi kenarda kalsın

          6) belki de hiç sandığım gibi bir şey değildir

          7) ufff ya insanı çok korkutan bir şey, tabutlar, mezarlar, uffff

          8) ayyy, hayır ya hiç ona doğru bakmak istemiyorum

          ....

          soru-cevap 2

          Posted by onursargin on 22/8/2008 at 19:56

          annemle ilgili olarak şükredebileceğim ne var?

           

          1) bana hiç bir şey sormadı, her şeyi kendi bildiği gibi yaptı, şükür filan yok

          2) yine de bakıma muhtaç olduğum zamanlarda bakımımı sağladı

          3) zor zamanlarımda iyi-kötü yine de bana destek oldu

          4) çok iyi hatırlıyorum, bana pencereden aşağıya attığı para o kadar azdı ki, o kadar parayı insan çocuğuna vermez ya!

          5) çok leziz yemekler yapar sağolsun

          6) yine de dünyaya gelmeme yardımcı oldu :)

          7) bazı konularda bana destek verdi, benim yanımda oldu, beni cesaretlendirdi, teşekkür ediyorum

          ...

          soru-cevap 1

          Posted by onursargin on 22/8/2008 at 19:54

          şükredebileceğim ne var?

           

          1) etrafı görebiliyorum

          2) parmaklarım var ve gayet güzel, zarif bir şekilde klavyedeki tuşlara basıyor :)

          3) kendimi motive edebiliyorum, olumsuz bir duyguyu tek gerçek olarak kabul etmiyorum, onu dönüştürebiliyorum

          4) kendimi gittikçe daha enerjik ve dinamik hissediyorum, kendi üzerimde yaptığım çalışmalar meyvesini veriyor, hissetme alışkanlıklarımda belirgin ve derin değişimler oldu

          5) bilgisayar ve internet diye bir şey var, hayatımı daha zevkli, keyifli ve kolay hale getiriyorlar

          6) babam bana para gönderiyor

          7) kitaplardan çok güzel bilgiler öğreniyorum

          8) tenimin hissetme duyusu var, hissedebiliyorum, yaşasın. esen bir rüzgarı, sıcaklığı, bir dokunuşu hissedebiliyorum, bunun için yürekten şükrediyorum

          9) bir burnum var, genel olarak sağlıklı bir bedenim var, gözlerim şifalanmaya doğru gidiyor

          10) hislerime ve düşüncelerime saygı gösteriyorum, onların varlıklarının farkında oluyorum, onlara kabul veriyorum, bu durumdan onlar da çok hoşlanıyorlar

          11) ağaçlar var, onları izlemek çok keyifli, görüntüleri bana haz veriyor

          ...

          gerçekten iyileşmek isteyen iyileşir... (norbekov.web.tr'den, gözlerle ilgili kısımlar)

          Posted by onursargin on 22/8/2008 at 10:56

          (mirzakarim norbekov)

          • Üçüncü gün gözlükleri kutusuna koyup kaldırdım...
          • Gözlerim maksimum performans sergiliyor. Onlar hiç bu kadar çalışkan olmamışlar ve hiç bu kadar sevilmemişlerdi...
          • Gözlerim daha iyi görüyor, çünkü şimdi ben onları daha çok seviyorum...
          • En son gözümle ilgili 4.50 – 4.25 olan miyopumun enerji olarak temizlenmesi kalmıştı. Bunun EFT ile çalışmalarını yapmıştım. Bütün travmaları (göz ile ilgili) temizletmiştim, ancak gözlüklerden nasıl kurtulacağım konusuna takılmıştım. Bu sistem (Norbekov) bana bunu getirdi. Şimdi günümün büyük bölümünü gözlüksüz geçiriyorum. 6 günlük çalışma ile 3.25-3.25 gözlüklerimle net olarak görüyorum. Gittikçe daha da netleştiğini fark ediyorum...
          • Miyop derecem küçüldü...
          • Gözlerimde bozukluk vardı. Şimdi daha net ve parlak görüyorum...
          • Miyop ve hipermetrobum azaldı...
          • Gözlüğü bıraktım, iyileşme devam ediyor...
          • Daha net görüyorum...
          • Şu an kullandığım gözlükten 1 derece düşük olan başka bir gözlük kullanıyorum (Hanımefendi 40 gün sonra tamamen gözlüklerden kurtulmuştur – seminer yöneticisinin notu)...
          • Gözlerim 2 derece hipermetroptu. Şimdi iyi ışıkta gözlüksüz okuyabiliyorum...
          • Miyop gözlüğümden kurtuldum. Hipermetrop ise küçüldü...
          • Görmem daha netleşti...
          • Gözlerim cin gibi görüyor...
          • Uzak takmıyorum, yakın 4.75 ten 3’e indi...
          • 4.25-4.50 derece olan gözlerim 3.25-3.25 oldu...
          • Her iki gözde 1’er derece iyileşme var...

          boşa gitmesin

          Posted by onursargin on 21/8/2008 at 19:52

          blogumu takip edenler bilirler

          zamanın birinde farmafil.com'a antidepresanlarla ilgili bir yorum yazmıştım

          biraz geç yayınlanmıştı :)

           

          şimdi nette dolaşırken

          yine rastgeldim o siteye

          bir arkadaş yaptığım o yorumu topa tutmuş :)

           

          (işin ilginç yanı jung'un gölgeler teorisini bilince adama da laf edemiyorsun

          biliyosun ki o sensin :)

          senin farkında olmadığın bir tarafın :)

          ah jung ah, ağız tadıyla yargılayamıyoruz kimseyi :))

           

          ben de bana attığı topları tuttum

          ona bi yazıyla geri gönderdim

          tabi daha yumuşak bi şekilde

          evrene bi katkımız olsun :)

           

          amma velakin sitede bir hata var ve

          yorumu göndermiyor

          ben de bu yüzden yorumu bloguma koymaya karar verdim:

           

          "maddelerin duyguları etkilemediği" gibi bir şey yazmıyor orada, yanlış okumuşsun.

          ama sana hak veriyorum, çünkü "tedavi" gibi yanlış bir kelime kullanmışım. şöyle olmalıydı: "duygular duygularla iyileştirilebilir." "tedavi" ve "iyileşme" kelimelerinin farkı önemli gerçekten.

           

          "iyileşme" kökten çözümdür, şifadır, emek ister, gerçeklerle/kendinle yüzleşmek ister.

          "tedavi" ise baskılamadır, yüzeyi kazımadır, geçicidir.

           

          dışardan aldığımız bir maddeyle beyin biyokimyamızı değiştirmeye çalışmak yerine, düşüncelerimizi kullanarak beyin biyokimyamızı değiştirmeye ne dersin?

           

          tabi yanlış olan bir algı daha var: sanıyoruz ki beyin biyokimyamız duygularımızı yartıyor. yani beyin biyokimyamız bozuksa kendimizi kötü hissederiz. tam tersi olma ihtimali var mı peki? yani kendimizi kötü hissettiğimiz için beyin biyokimyamız bozuk olmasın. hı?

           

          düşünceler ve duygular, beyin biyokimyamızın sebebi mi, sonucu mu?

           

          keşke dediğiniz gibi olsa, ben de çok isterim. bir hap alırım kendimi coşku dolu, bir hap alırım huzurlu, bir hap alırım dingin  hissederim. düşüncelerimi ve duygularımı beslemek için kullandığım zamanı başka şeyler için kullanırım. ama yok işte, olmuyor :).

          bahar özcan 1, 2

          Posted by onursargin on 21/8/2008 at 19:10

          1


          Sınava girdim ve...

           

          ...kendi kendime söz verdim ve bunu araştırmaya başladım.

           

          ...cevaplar almaya başlamıştım.

           

           

          bu sözler bahar özcan'ın esin verici hayat hikayesinden alınma

          bahar özcan, EFT, reiki ve reconnection ile ilgilenen bir uzman psikolojik danışman

          hayat hikayesinin tamamını okumak isterseniz:  www.istanbuldabahar.com


           

          2


          www.norbekov.web.tr sitesinde bahar özcan aynen şöyle yazmış:

           

          Ben Bahar ÖZCAN. 1955 doğumluyum. Uz. Psk. Dnş. Reh.im. Uzmanlık alanım ise EFT. EFT Tekniğini gözlüklerimi atma konusunda kullanmış ve beklemeye geçmiştim. "Gözlüklerimin şifalanması konusunda bir şeyler olacak ama ne" diye düşünüyordum. Nihayet  zamanı geldi ve Norbekov sistemiyle tanıştım. Enerji olarak hazırdım, egzersiz olarak ihtiyacım olan her şeyi Norbekov sisteminde buldum. Meditasyonlarıyla güçlendim, ihtiyacım olandan fazlasını alma şansına kavuştum. 35 yıldır kullandığım gözlüklerimi zevkle attım. Sol gozümde bir yağ dokusu vardı ve zaman zaman kanlanma yapıyordu, tamamen iyileşti. Bedenim forma girdi. Boyum 1.5 cm uzadı, ince varis damarlarım iyileşti, saçlarım gürleşti, kırılan ince tırnaklarım güçlendi. Tüm bunları başarabilmenin keyfiyle kendime güvenim arttı. Bunlar benim şimdilik gerçekleştirebildiklerim. Bunun dışında birçok dostuma, Norbekov başta olmak üzere Türkiye’ye sistemi kazandıran, sevgi ve neşeyle çalışan Mahram Hanım'a, Kabuljan Bey’e, sonsuz teşekkürler. İyi ki varsınız. Sayenizde gözlüklerimden, yanı sıra pek çok sorunumdan da özgürleştim. Size şimdilik gençlik resmimi gönderiyorum. Gittikçe gençleştiğimi biliyorum. Sevgiler... Bahar.


          günün hoşuma gideni

          Posted by onursargin on 20/8/2008 at 16:41
          Özgürleştikçe ruh, aşka kucak açmakta.
          Özgürleştikçe ruh, özgür ruhlara uçmakta.
          Özgürleştikçe ruh, detaydaki bütünü anlamakta.
          (bade - kuraldışı yazarlarından)

          teşekkürler ÜLKER.

          Posted by onursargin on 20/8/2008 at 16:07

          dün, içlerinde ülker hero baby de olmak üzere dört adrese şöyle bir ileti gönderdim:

           

           

          merhaba,
           
          ben onur sargın. arkadaşım murat özgenç. hacettepe üniversitesi tıp fakültesi 6.sınıf öğrencileriyiz. şu anda halk sağlığı / kırsal hekimlik stajını almaktayız. bu staj kapsamında 5 yaş altı çocuklarda ishal görülme sıklığı ile ilgili bir araştırma yapıyoruz.
           
          araştırmamıza veri toplamak için de keçiören bölgesindeki sağlık ocaklarına başvuran, evinde 5 yaşından küçük çocuk olan herkese ishalle ilgili bir anket yapıyoruz.
           
          bizle beraber 3 arkadaşımız daha keçiören bölgesinde emrah sağlık ocağında görevli.
           
          geçtiğimiz günlerde bir anketi bir babaanneyle yaptık. anket sırasında bizden yardım istedi. 15.04.08 doğumlu zeynep adında bir torunu varmış. oğlu (zeynep'in babası) 500 ytl civarında bir maaş alıyormuş. anne çalışmıyormuş. evleri kiraymış. çocuk prematüre doğmuş. anne sütü almıyormuş. sadece mamayla besleniyormuş. maddi durumları uygun olmadığı için de mama almakta zorluk yaşıyorlarmış ve mamayı sulandırarak vermek zorunda kalıyorlarmış.
           
          zeynepe mama ulaştırmak konusunda yardım edebilir misiniz?
           
          yardım edebiliriz umuduyla babaanneden cep telefonu numarasını aldık
          babaanne, songül ARICA  0534 *** ** **
          torun, zeynep ARICA
           
          bizim telefon numaralarımız :
          onur SARGIN 0505 *** ** **
          murat ÖZGENÇ 0506 *** ** **
           
           
          bugün, biraz önce ülkerden aradılar
          songül hanımı arayıp adres bilgilerini almışlar
          ve bugün mama gönderimi yapıyorlarmış
          havalara uçtum, çoook mutlu oldum
          teşekkürler ÜLKER

          soru-cevap

          Posted by onursargin on 20/8/2008 at 11:43

          acıda şükredilebilecek ne var?

           

          1) evet şu anda acı çekiyorum ama bu dünyanın sonu değil

          ("şu anda" değil "o anda" :))

          2) bu duruma kabul verebilirim ve bu beni huzurlu kılar

          3) canım çok yanıyor ama hala hayattayım

          4) acının tam olarak ne olduğunu öğrenmiş olurum

          5) şükredilebilecek ne var bilmiyorum ama sadece yaşıyorum şu an

          6) bir şeylere direniyorum, galiba acıda dirençle ilgili bir şeyler var

          7) olana izin verirsem sanırım acı olmayacak

          8) acı yok sadece olan var

          9) acı hayatla ilgili değil, benle ilgili, benim hayata yaklaşımımla ilgili, hayatı yargılamamla ilgili, kendimi beğenmişliğimle ilgili

          10) olanı kabul etmiyorum, kendimi bırakmıyorum, acıyı bir şeyleri kontrol etmek amacıyla kullanıyorum

          11) acıdan vazgeçebilirim, acı üretmek zorunda değilim

          12) olana, olacak olana izin vermemek, güvenmemek uğruna tümüyle benim ürettiğim bişey

          13) ondan vazgeçebilir ve biraz daha geniş olabilirim

          14) hayatın kendisi olduğumda acıya gerek kalmayacak, kalmaz

          15) ona izin vereyim bakayım, ne olacak, beni nereye götürecek, merak ediyorum, heyecanlanıyorum, kıpır kıpır oluyorum

          16) kendini kasmaya gerek yok, acıya gerek yok :)


          Önceki Sayfa | Page 1 of 67 | Sonraki Sayfa

          bedava chat sohbet batak okey tavla