hayatı mahveden tavizlerdir

kim demiş meçhul asker diye - 09:53, 27/2/2008

Şehitler tepesi boş değil,
Biri var bekliyor.
Ve bir göğüs, nefes almak için;
Rüzğar bekliyor.
Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye;
Yattığı toprak belli,
Tuttuğu bayrak belli,
Kim demiş meçhul asker diye?
Destanını yapmış,kasideye kanmış.
Bir el ki;ahretten uzanmış,
Edeple gelip birer birer öpsün diye faniler!
Öpelim temizse dudaklarımız,
Fakat basmasın toprağa temiz değilse ayaklarımız.
Rüzğarını kesmesin gövdeler
Sesinden yüksek çıkmasın nutuklar,kasideler.
Geri gitsin alkışlar geri,
Geri gitsin ellerin yapma çiçekleri!
Ona oğullardan,analardan dilekler yeter,
Yazın sarı,kışın beyaz çiçekler yeter! Söyledi söyleyenler demin,
Gel süngülü yiğit alkışlasınlar
Şimdi sen söyle söz senin.
Şehitler tepesi boş değil,
Toprağını kahramanlar bekliyor! Ve bir bayrak dalgalanmak için;
Rüzğar bekliyor!
Destanı öksüz ,sükutu derin meçhul askerin;
Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye
Yattığı toprak belli,
Tuttuğu bayrak belli,
Kim demiş meçhul asker diye?… 
 
 
Arif Nihat Asya


0 Yorum | Yorum Yap

mutsuzluk - 11:19, 6/1/2008

Bir ülke varmış eskiden. Ve bu ülkede hiç ama hiç kırmızı gül yokmuş, bütün güller beyaz renkteymiş. Bir de birbirini çok seven bir kız ve bir delikanlı varmış... Birbirlerine çok yakışıyorlarmış. Kız çok güzel delikanlı ise çok yakışıklıymış. Delikanlı bu kız için her şeyi yaparmış. Kız ise bir şart koymuş ortaya:

"Bana kırmızı renkte bir gül getirirsen seninle evlenirim". Delikanlı çok üzülmüş bu şarta, çünkü hiç kırmızı gül yokmuş bu ülkede. Beyaz güllerle dolu bir bahçeye gitmiş, aramış ama yok. Sonra oradaki bir bülbüle derdini yanmış. Bülbül dinlemiş genci. Ve en sonunda;

Üzülme delikanlı, yarın buraya aynı saatte gel, kırmızı bir gül göreceksin... Onu al kıza götür, evlenin mutlu olun. Sen onu çok seviyorsun mutluluk hakkın." demiş. Çocuk buruk halde ayrılmış ordan. Ertesi gün bahçeye gitmiş koskoca bahçe beyaz güllerle dolu yalnızca en ortada kırmızı bir gül! Delikanlı biraz şaşkın, biraz heyacanlı, biraz mutlu koşup gitmiş gülün yanına... Ama gördüğüne gerçekten çok üzülmüş. Bülbül yerde, kendini, dikeniyle öldürmüş olduğu gülün hemen dibinde cansız yatıyormuş... Delikanlı, kendisinin mutluluğu için, bülbülün kanıyla boyadığı 'kırmızı gülü' alıp kızın yanına gitmiş.

Kız, arzusu gerçekleştiği için çok sevinmiş ve kendisine kırmızı bir gül getiren delikanlıyla evlenmeyi kabul etmiş. Ama delikanlı; 'Benimle evlenebilmen için bülbülün ölmesi mi gerekiyordu? diyerek oradan ayrılmış ve bir daha da hiç dönmemiş... Birilerinin Mutluluğu Asla Başkalarının Mutsuzluğu Olmamalı...


0 Yorum | Yorum Yap

- 11:18, 6/1/2008

Adam her evlilik yıl dönümünde eşine bir buket kırmızı Gül gönderir...

Bu taa ki:

Adam ölünceye kadar devam eder Ve bir gün adam Ölür.Cenaze töreni yapılır taziyeler dilenir ve kadın bir başına yıllardır hayatı paylaştığı arkadaşı eşi sevgilisi olmadan evine döner. Neredeyse her gün ağlamakta ve onu düşünmektedir.

gel zaman git zaman yine bir evlilik yıl dönümünde kadın eşine özlem duyarken kapısı çalınır. gider ve kapıyı açar ama kimsecikler yoktur sadece yerde bir buket kırmızı gül demeti durmaktadır.

Kadın heyecandan titremeye başlar ve demeti alır artık bayılmak üzeredir ve demette bir not görür korkarak okumaya başlar:
"Karıcığım biliyorum bu senin için büyük ve şaşkınlık veren bir süpriz oldu ama bilmeni isterim ki sen her zaman benim en yakın arkadaşım dert ortağım ve aşığım oldun.
Ölmekle seni sevmekten vazgeçmiş değilim.
Sevgiler ve Mutlu bir hayat dilerim.

Lütfen hayatı mutlu olarak yaşa ve beni çok fazla düşünme. Bu güller sana sen kabul ettiğin müddetçe gelecek taa ki çiçekci seni evde bulamayana kadar o gün 5 kez gelecek ve eğer sen hala yoksan anlayacak ki sen de benimle berabersin.Seni hala çok seven Eşin"
Kadın bunun kötü bir şaka olacağını düşünerek hemen çiçekçiye telefon eder ve durumu sorar. Çiçekci ona her şeyi anlatır. Hanfendi eşiniz size her sene bu güllerden gönderirdi ve o bana eğer bir gün ölürsem bu gülleri her sene aynı vakitte yine götürmemi söyledi ve bunların ücretlerini de ta o zaman fazlasıyla ödedi.Kadın telefonu neredeyse elinden düşürürcesine kapattı ve göz yaşları içinde güllere sarıldı.


0 Yorum | Yorum Yap

dost - 11:17, 6/1/2008



 
Bir zamanlar zengin olan Sezgin ile fakir olan Ferhat çok iyi arkadaslardi. Adeta can dostuydular. Günün birininde Sezgin Ferhata "benim için canini verirmisin?" dedi. Ferhat hiç düsünmeden "seve seve veririm" dedi. Bunun üzerine Sezgin Ferhat'tan nisanlisini istedi. Ferhat ise nisanlisindan ayrilip, Sezgin'i onunla evlendirdi. Aylar sonra Ferhat bir sanssizlik eseri isten isinden kovulmustu. Aklina ilk gelen candostunu aramak olmustu. "Fabrikasinda bana bir is verir" diye düsündü ama hiç bir sey düsündügü gibi olmadi. Dostunu görmeye gittiginde o kendini yok dedirtti ve o günden sonra Ferhat dostlugunu bitirmeye karar verdi. Bu düsünceyle yolda giderken ölmek üzere olan bir adama rastladi ve onu hastaneye götürdü. Sans eseri adam kurtuldu ve servetinin yarisini Ferhata verdi. Ferhat servetin yarisini alarak zengin oldu. Can dostu olan Sezginin köskünün karsisindaki köskü aldi. Orada hayatini sürdürürken bir gün kapiya bir kadin geldi. Bir lokma ekmek dileniyordu. Ferhat bu kadina aciyarak evin islerini yapmasi için yaninda çalismasini teklif etti. Günler birbirini kovaladi ve Ferhatla bu kadin ana ogul gibi oldular ve bu kadin samimiyete dayanarak O nun sevdigi bir kadin olup olmadigini sordu. Ferhat "hayir" cevabini verince tanidigi bir kiz oldugunu ve isterse onunla tanistirabilecegini söyledi. Ferhat onu kirmamak için tanismayi kabul etti. Ferhat ile kiz tanistiktan sonra birbirlerini sevdiler ve evlenmeye karar verdiler. Herkese haber vermislerdi.Karsiki kösk hariç, ama Ferhat dayanamayarak karsiki köske de haber gönderdi. Dügün günü gelmisti. Ferhat sevdigi kiz ile dans ederken birden karsisinda eski can dostunu gördü. En sonunda dayanamayarak mikrofonu eline aldi ve su sözleri söyledi;"Bir zamanlar bir can dostum vardi bir gün benden nisanlimi istedi verdim. Ama ben ondan bir is istedigimde kendini yok dedirtti. O artik benim can dostum degildir" dedi.
Sezgin de bu sözlere dayanamayarak mikrofonu eline aldi ve su sözleri söyledi;
-"Bir zamanlar benim bir can dostum vardi. Nisanlisi kötü yola düsmüstü. Ondan nisanlisini istiyerek namusunu kurtardim. Bana is istemek için geldiginde kapimda isci konumuna düsmesin diye kendimi yok dedirttim. Babami yolunda hasta yatirttim. Servetimin yarisini O na verdim. Annemi kapisinda dilenci yaptim. En sonunda kardesimle tanistirdim. Su an da evlendigi kisi benim kiz kardesim. O hala benim CAN DOSTUM

0 Yorum | Yorum Yap

- 11:15, 6/1/2008

bugün kar yağdı her taraf öyle saf öyle temiz ve masum gözüküyorki insanın kendini sokağa atıp doyasıya kartopu oynamak geliyor çocuklar gibi.ama nerdeeeee!komşular ne der ne demez gibi düşünceler benim gibi düşünen bir çok kişinin içinden geçer.çok isterim çocuklarımla soğuktan nefesim tıkanıncaya kadar kardan adam yapıp kartopu oynamayı.ama dediğim gibi yapamam ben,bana yakışmaz yakıştırmazlar.aslında ben isterimki insanlardan;birbirilerini ayıplamak yerine onlarda içlerinden geldiği gibi maskeler arkasına saklanmadan,tüm samimiyetleriyle davranıp hareket etmelerini;anlarım eğer onların içinden gelmiyorsa bazı şeyler,başkalarında gördükleri zaman da olmayacak birşeymiş gibi çok görüp ayıplamasınlar.insanız sonuçta kimse kimseye benzemez bazımız bir şeylere değer verip onu doğru görürken diğerleri böyle düşünmüyor diye onun yaşantısı fikirleri farklı diye saygı duymamak,küçümseyip ayıp araştırmak yerine o insanıda olduğu gibi kabullenmek daha etik bence ben böyle düşünüyorum;ancak bazı insanlara göre bu düşünce bile yanlış. öyle olmalıkı;onlara göre herkes standartlaşsın ben ne düşünüyorsam diğer insanlarda aynısını düşünsün.pekiii nerde kaldı demokrasi nerde kaldı insan hakları fikir ve düşünce özgürlüğü.haaaaa birde şu var halkımız arasında bunu böyle kimler sokmuş akıllarına kimler empoze etmiş bu insanları anlamak zor halkımızın çoğunluğu kadınlar eksik,bir erkeğin himayesi olmadan yaşayamaz,kendilerini ayakta tutamaz sürekli erkekler efendi kadınlar köle diye düşünüp bazı konularda,aaaaaaaaa sen kadınsın sen sus,sen kadınsın senin hakkın yok,sen kadınsın yapamazsın gibi düşünce ve fikirler bana göre insanlığı ileriye götürmez aksine yerimizde sayıp kadınları birer zavallı haline getirir.düşününki bir kadın eşinden ayrıldı,ve çocukları var;ilk etrafındaki insanların ona öğüdü şudur sen bir kadınsın nasıl geçineceksin,nasıl yalnız yaşayacaksın?sen bizi dinle evine eşinin himayesine geri dön sen kadınsın yaşayamazsın seni böyle dul rahat bırakmazlar gibi fikir ve düşünceler insanı tamamen yıpratmaktan başka bir işe yaramaz. o kadın zaten normal şartlarda karar vermemiştir ayrılmaya,belki yılların birikimi artık çekilmez hale getirmiştir ve dayanılmaz bir hal almıştır evlilik ve erkek dediğimiz güçlü,akıllı,her şatta ve ve halukarda mükemmel varlık,zaten onu evinde rahat bırakmamış ve sürekli bir zındana çevirdiği evine geri dönmesi gerektiği düşüncesiyle iknaya çalışırlar.derler yavrum yuvanı yıkma,sabret kocandır döverde,söverde kolun kırılsa başın yarılsa kapının önünede koysa sabret ve hiç birşey yokmuş gibi erkeğine saygıda hizmette kusur etme.biride çıkıp demezki o erkeğe,yavrum buda bir insandır senin yaptığında çok eyıp ALLAH onu sana emanet etmiştir YÜCE YARATICI nın emanetine sen böylemi sahip çıkıyorsun sizi birbirine eş kılan ALLAH adı üstünde eş(ne sen onun efendisi,nede o senin kölen) demez ve hep fedakar,hep cefakar,hep sadık olan kadın olmalıdır erkek aldatır erkek gezer erkek her şeye layık erkek her şeyin hakimi sen kadınsın sus ve itaat et.bu zihniyetten bu dayatmadan vazgeçmemiz gerekir.ALLAH tüm insanları islah eylesin ve hidayet nasip etsin zalim değil alim etsin


0 Yorum | Yorum Yap

Sağlıklı Beslenme Dikkat Edilecek Önemli Konular : - 09:35, 15/12/2007

1. Çay yerine ıhlamur içilmeli.
Günde en fazla iki çay yada kahve içebilirsiniz. Fazlası zararlı.
Ancak ıhlamur kesinlikle zararlı değil, dilediğiniz kadar için.2. Sarımsak müthiş bir bitki…
Vücudu koruyan hücreleri destekliyor, tansiyonu düşürüyor.
Sarımsaktan çıkan maddeyi
yüksek tansiyonlu kişiye kullandığımızda,
tansiyonu hemen düşüyor.
Her gün birkaç diş sarımsak yenmeli.3. Başka bir mucize sebze de ayşekadın fasulye. Türkiye’de bol üretilen bu sebze bence her öğün, özellikle de çiğ olarak mutlaka sofrada bulunmalı. Vücuda müthiş yararlı bir bitki.4. Semizotu da
içindeki Omega 3 nedeniyle son derece faydalı.
Çiğ yenirse, daha da yararlı.
Biz her gün ailecek öbek öbek çiğ semizotu yiyoruz.5. Et yiyecekseniz,
yanında mutlaka çiğ domates de olmalı.
Çünkü domatesin içindeki Lcyopin adli antioksidan, etteki zararlı Omega 6′lari yararlı hale dönüştürüyor. 6. Kayısı çok yararlı
ancak 1 günde 1 avuçtan fazla yenmemesi gerekiyor. Karpuz ve kavunda ise ince bir dilim tercih edilmeli.7. Üzüm ve muz, çok yüksek dozda şeker içerdiği için daha az tüketilmeli.8. Her sabah aç karnına
içilen bir bardak ılık suyun ardından
bir avuç ceviz çok iyi gelir.
Ben her sabah alıyorum.9. Artık sütün de ‘Sağlıklı olanı" çok zor bulunuyor. Hayvanlara verilen hormon ve antibiyotikler
süte karışıyor ve saflığını yok ediyor.10. Çocuklara soya sütü içirilmeli.
35 yaşın üzerindekilere
sütün içindeki laktoz pek iyi gelmiyor.
Laktozu alınmış süt yerine ise de
bol bol su içilmeli.11. Balık hariç,
kırmızı etle beyaz et ayni.
Çünkü hem danaya,
hemde tavuğa yüksek dozda hormon ve antibiyotik veriliyor.
Et yenecekse, hepsi yenebilir.
Fark etmez! 12. Beyaz pirinç ve beyaz un son derece zararlı.
Çünkü her ikisi de yanınca şekere dönüşüyor.
Yani ha avuç avuç toz şeker yemişsiniz
ya da pilav ya da beyaz undan yapılan ekmek…
Arada fark yok.
Pilav ve ekmek için esmer un ya da esmer pirinci tercih edin.13. Lahana zayıflamak için çok ideal.
Hazmı zor olduğu için tıkar
ve kalorisi çok düşük.14. Şişmanlık en az sigara kadar tehlikeli.
Hatta sigaradan da çok.
İdeal kilodan daha düşük kilolu olan insanlar
uzun omurlu oluyor.
İdeal rejimler 1 haftada 1 kilo verdiren rejimlerdir. Diğerlerine aldanmamak lazım.
Eğer haftada 1 kilodan fazla kaybediliyorsa,
vücuttan sadece su kaybediliyordur dikkat!.15. İdeal sağlık göstergesi olarak,
kadınlar için ideal bel ölçüsü 82 santimdir.
Eğer 93 santimi geçerseniz,
sağlık riskiniz artar.
Erkekler için ideal ölçü ise 88.5 santimdir.
101 santimden yukarısı sağlık riski demektir…

0 Yorum | Yorum Yap

Dr. Mehmet Öz’den Öğütler - 09:34, 15/12/2007

1. Sigara içeni ameliyat etmem.

Sigarayı bırakmayan hastayı kesinlikle tedavi etmem. Sigaranın belki de en büyük düşmanlarından biriyim. Çünkü insanı öldüren bir şey.

Hasta kendini öldürmeye karar verdiyse

 ben ne diye onun için uğraşayım ki,

 şifa bekleyen onca hasta var,

enerjimi onlara harcarım.

2. Sevgisiz insanın kalp riski yüksek.

İnsanlara severek kızarım.

Herkesin de böyle yapmasını tavsiye ederim.

Çünkü sevgisiz,

 kötülük düşünen,

beddua ve küfür eden insanın

kalp krizi riski

ve olüm oranı çok daha yüksek.

3. Dua etmek insanı iyileştirir.

Ben inançlı biriyim.

Her ameliyatımda mutlaka dua ederim.

Bence duanın,

 meditasyon, şifa gibi, iyileştirici özelliği var. Ameliyat sonrası

hastalarıma da mutlaka dua ettiriyorum.
Bunun sağlıklarına çabuk kavuşmalarında

müthiş bir etkisi var.

4. Doğu tıbbı çok gerekli.

Ben de " klasik " tıp adamıyım

ama alternatif yani tamamlayıcı tıp yöntemlerini reddetmiyorum.

Akupunktura yüzde 100 inanıyorum.

Çinliler bu minnacık iğnelerin sırrını çözmüş.

Ama bu tür tamamlayıcı tedavilerde

insanın istemesi çok önemli.

Doğu tıbbında özgür irade ön planda.

5. Hipnoz etmeden ameliyat etmem.

Ben ve ekibim ameliyatlarım öncesinde
hipnoz kullanıyoruz.

Çünkü hasta heyecanlanıp kalp krizi geçirebiliyor.
Sakinleştirici verdiğimde de

sorunu geçici olarak çözmüş gibi oluyorum ama
kökenine inmediğim için problem devam ediyor.

O nedenle hipnoz yapıp sorunun kaynağına iniyorum. Hasta daha çabuk sağlığına kavuşuyor.

6. Her gün aspirin içmeli.

Hayatımda ilaç kullanmadım.

Zorda kalmadıkça kimseye de tavsiye etmem.

Ama herkese her gün mutlaka

bir aspirin içmesini  veriyorum.

Ben de içiyorum.

Aspirinin kanı sulandırdığını biliyorduk
ama şimdi yeni faydalarını da öğreniyoruz.

Örneğin,

vücuttaki birçok doku tahrişini önlediğini yeni öğrendik.

 Aspirin ömrü uzatıyor.


0 Yorum | Yorum Yap

sadece karınca - 11:19, 13/12/2007

Hikayeye göre;İtalyan yazar Lucianno düşünce suçlusuydu.4 metre karelik bir hücreye mahkum oldu,hemde tam 17 sene için ! O kahrolası hücreye yerleşyiği birinci gün,herşey normaldi.Aradan birkaç hafta geçti.Lucianno düşünmeye başladı.Burada 17 sene nasıl geçer…
Aradan aylar geçti.Sanki her geçen gün biraz daha mahküm oluyordu zavallı hücresine.Bir sabah bir karıncanın burnunu ısırmasıyla uyandı Lucianno.Onu büyük bir titizlikle parmağının ucuna alıp ‘acaba ‘ dedi. ! ‘Acaba bu karıncayı yetiştirip kendime bir dost yapabilirmiyim? ‘ dedi.Kaybedecek birşeyi yoktu ve bu denemeye değerdi.Karıncayı yanı başında duran küçük sehpanın üzerine kuydu.Karınca karıncalığını yapıp,kaçmaya çalıştıysa da Luci bırakmadı onu.Etrafını çevirerek karıncanın kaçmasına engel oldu.Onunla konuşmaya ve onu eğiymeye kararlıydı.Başarabilirse yanlızlığı sona erecekti.Karınca ile tam üç sene uğraştı.Karşılıksız olsada konuştu ve dertlerini anlattı ona.Birde isim taktı karıncaya.Tito…
Bir sabah Tito’sunun ona günaydın demesiyle uyandı Lucianno.Bu duyabileceği en muhteşem sesti.Büyük bir heyecanla yatağından dışarıya fırlayıp bağırmaya başladı:Konuştun,Tito sen konuştun.Nihayet konuştun.Günaydın,günaydın,binlerce günaydın dostum…
Artık bir dostu vardı Lucianno’nun ve bunu hiç kimse bilmiyordu.Tito’nun varlığı yazarın en büyük sırrıydı.Kimse duymamalıydı.Gardiyan duymamalı bu rüya bitmemeliydi.Bu büyük dostluk tam 17 sene sürdü.Hiç kimse bilmedi Tito’yu.Lucianno,Tito’ya tüm bildiklerini öğretti.Konuşmayı,okumayı,yazmayı,dans etmeyi,şarkı söylemeyi,fikir üretmeyi…Bildiği her şeyi öğretti.Kah ağladılar,kah güldüler…
Aradan tam 17 yıl geçti ve bir gün asık suratlı soğuk yüzlü gardiyan demir kapıyı araladı.Hazırlan yarın çıkıyorsun,dedi beton sesli gardiyan.Gardiyan gittikten sonra Lucianno ağlayarak karıncaya döndü. ‘Bitti Tito.Bitti büyük dostum.Yarın çıkıyoruz,yarın özgürüz.’ dedi.Tito’da ağladı.Yazar Titoya sordu,’Söyle dostum yarın çıkar çıkmaz ilk ne yapalım ?’Tito:’Gidelim bir bara ve hayvan gibi içelim’ dediGülüştüler.Sabaha kadar uyumadılar.Hayal kurup bu bu fare kapanından farksız, lavabolu dikdörtgenin ilk defa tadını çıkardılar.Bir anda sanki hücre genişlemiş gibiydi…
Sabahın ilşk ışıklarıyla son kez açıldı demir kapı.Kapıdan çıkarken son kez geri döndü ve ranzasına baktı italyan yazar.Sadece şu iki kelimeydi ağzından dökülen:’Vay be…’Dışarı çıktılar…
Tito Lucianno’nun omuzundaydı.Sabahın körüydü ve mevsim kıştı.Kar lapa lapa yağıyordu.Lucianno bavulunu havaya fırlattı ve ‘özgürlük’ diye bağırdı.Tito da bağırdı.Yağan kar umurlarında değildi.Yürdüler kara inat yürüdüler.Özgürlük sıcaklığına kar mı dayanır kış mı…
Nihayet bir barın önüne geldiler.Tito sordu’Şimdi biz buraya girebilecek miyiz?’Avazı çıktığı kadar ‘biz artık özgürüz ‘diye bağırdı Lucianno.İçeriye girdiler.İçeride sızmış kalmış üç beş adamla kasanın başında uyuya kalan barmenden başka kimse yoktu.Bir masaya oturdular…
Bir ara Lucianoo’nun gözü masanın yanındaki aynaya ilşti.Hapisten çıktığında yaptığı gibi yeniden mırıldandı ‘vay be ‘Saçları bembeyaz olmuştu,yüzü buruş buruştu.Yaşlanmıştı Lucianno.Tebessümüne aradan sızan birkaç damla göz yaşı karıştı. !Barmen bize iki bira getir ‘ diyebildi titrek bir sesle.Barmen yerinden fırlayıp biraları getirdi.Bir adamın iki tane bira istemesinin sebebini bilmiyordu.Bilmeside gerekmiyordu,bilmekte istemiyordu zaten.Biraları bıraktı ve kuş tüyü kasasına geri döndü…
Lucianno omuzundaki dostunu bardağın içine attı.İçtiler.Titoda içti.İçtikçe keyiflendiler.Bir ara Tito bardaktan fırlayıp masanın üzerinde dans etmeye başladı.Elini yüzüne koyup masanın üzerine yaslanmış olan Lucianno büyük bir gururla kendi yetiştirdiği dostutnun dansını izledi.Bir an durdu ve ‘ne günlerdi be Tito ‘ dedi.Dertleştiler,biraz sonra yine dans etmeye başladı Tito…
Tito dans ediyor.Lucianno korkunç bir keyifle bu muazzam manzarayı izliyordu.Bunu mutlaka birilerine anlatmalıydı.İyi bir şey yapmanın belkide en keyifli yanıydı onu biriyle paylaşmak.Ama Lucianno bu keyifi 17 sene hiç yaşamamıştı…
Özgürlüğünün bu birinci gününde,yıllarca gizli tuttuğu bu büyük ve onur verici sırrı birileriyle paylaşmalıydı.Etrafına baktı,barmenden başka kimse yoktu.’Barmen,barmen !’diye seslendi.Barmen yarı uykulu,Lucianno’nun masasına geldi.Lucianno dans eden Tito’yu işaret ederek ,büyük bir heyecanla ‘Barmen şuna bir baksana,şuna bir bak…’dedi.Barmen sessizce parmağını Tito’nun üzerine götürdü.’Çok afedersiniz beyfendi !’diyerek Tito’yu ezdi…
Lucianno için Tito,en büyük dosttu,17 yıllık emekti.Barmen içinse öylesine bir böcekti…


0 Yorum | Yorum Yap

KÜÇÜK KIZ - 11:17, 25/11/2007

kokusu burnumda hala

yanık sonbahar yapraklarının

 

mutfaktaki yemeğin dumanından

buğulanan camlar

 

çabuk kararan günler her kış günü gibi

çocukken de aynıydı

hiç değişmedi

 

hızlı atan küçük bir kalp

karanlık korkusundan

çabuk çabuk kaçarken düşlerin en zorlu canavarından

sızlayan bir ayak

minicik

 

beyaz tabaklar,matlaşmış çatallar

yüzü eskimiş bir masa örtüsü

ve radyoda tekdüze bir şarkı

şimdi çalsa belki de hatırlamam

 

kokusu burnumda hala

yanık sonbahar yapraklarının


0 Yorum | Yorum Yap

ATATÜRK HAFTASI - 09:50, 13/11/2007

10-16 kasım tarihleri arası ülkemizde atatürk haftası olarak kutlanmaktadır.cumhuriyetimizin kurucusu atatürk 10 kasım 1938'de hayata gözlerini yumarken geride bıraktığı en büyük miras ilelebet payidar olacak türkiye cumhuriyeti'dir

büyük önder atatürk,hayatı boyunca ulusumuzun bağımsız bir şekilde yaşaması için çalışmış; insan hak ve özgürlüklerinin tam olarak uygulanmasını hedeflemiştir.din ve vijdan özgürlüğüne büyük önem veren atatürk bir sözünde ''her birey istediğini düşünmek,istediğine inanmak,bağlı olduğu dinin gereklerini yapmak veya yapmamak hak ve özgürlüğüne sahiptir'' demiştir.atatürk laikliği dinsizlik olarak görmek isteyenlere,''laiklik asla dinsizlik olmadığı gibi,sahte dindarlık ve üfürükçülükle mücadele kapısını açtığı gibi gerçek dindarlığın gelişmesi imkanını sağlamıştır.laikliği dinsizlikle karıştırmak isteyenler,ilerleme ve canlılığn düşmanlarıdır...''(atatürkün eğitimle ilgili düşünceleri.s.331) diyerek karşılık vermiştir

dinsel inançların sömürülmesine şiddetle karşı çıkan atatürk,bu alandaki hizmetlerin sağlıklı bir şekilde sürdürülmesine de önem vermiştir.bu amaçla diyanet işleri başkanlığını kurdurtmuştur.atatürkislam dininde ruhbanlığın ve insanların eşit olduğunu vurgulamıştır o,islam dinini son ve mükemmel din olarak nitelendirmiş,onun tamamen akla ve mantığa uygun olduğunu belitmiştir


0 Yorum | Yorum Yap

vakarlı olmak - 01:01, 11/11/2007

inanan,kimse,kişiliğiyle ve yaşantısıyla toplumda örnek olarak gösterilen kimsedir.bir müminde vakarlı olma,iyilik severlik,elinden dilinden emin olunma,doğru sözlü olma gibi daha pek çok vasıf tebaruz etmelidir.ancak unutulmamalıdır ki mümin vakarlıdır,ama kibirli değildir.onurludur.ama gururlu değildir.mütevazidir,ama büyüklenen değildir.nitekim resulullah,kalbinde hardal tanesi kadar kibir olan kişinin cennete giremeyeceğini ifade etmiştir.(tirmizi,birr,60) vakar onur ve tevazu müminin ziynetleridir

vakarlı olma ve kibirli olmanın birbirinden ayrılması gerekir hiç kuşku yok ki şeytan insanın yaratılışı için 'o topraktan yaratıldı ben ise ateşten yaratıldım'diyerek insanlarınyaratılışını küçümsemiş ve kendi yaratılışını üstün görerek kibre düşmüştür.oysa varlık olma,zillet karşısında boyun eğmeme bir münin olarak kendine güvenme ve onurlu olma manasına gelmektedir.peygamberimiz müminin vakarlı ve aynı zamanda mütevazı olması hususunda şöyle buyurmaktadır.'bir kimse ALLAH için tevazu gösterirse ALLAH onu ancak yükseltir' burada peygamberimizin tevazu gösteren bir mümin alçalacağını değiltersine ALLAH tarafından yüceltileceğini ifade etmektedir.şüphesiz bu yücelme maddi ve manevi olduğu gibi ALLAH ın sevgisinin kazanılması dolayısıyla manevi ve uhrevi bir yücelmedir

inanan kişi vakarlı olmalı ama kibirli olmamalıbütün olarak ahlakını güzelleştirmelidir.peygamberimiz güzel ahlak hakkında şöyle buyurmuştur'kıyamet günü mümin terazisinde hiç br şey güzel ahlaktan daha ağır değildir 


0 Yorum | Yorum Yap

islamda konuşma adabı - 11:25, 11/11/2007

1-açık ve anlaşılır bir şekilde muhatabın seviyesine göre konuşulmalı,gerektiğinde önemli görülen ifadeler tekrar edilmelidir

2-bağırıp çağırmak suretiyle yüksek sesle konuşulmamalıdır

3-bilgiçlik taslama ve kendini başkalarına üstün gösterme niyetiyleyapmacık konuşmalarda bulunmak veya insanların anlayamadıları kelimelerle onlara hitap etmek şiddetle yasaklanmıştır

4-iki kişinin,yanlarında bulunan üçüncü kişiyi dışlayarak aralarında fısıldaşmaları yasaklanmıştır

5-bir mecliste herhangi bir konu görüşülüyor ise veya cevaplandırılmak üzere bir soru sorulmuşsa,ilk söz hakkı meclisin büyüğüne aittir

6-az ve öz konuşmalı,lüzumsuz tafsilattan kaçınmalıdır

7-kişinin helal mi haram mı,güzel mi çirkin mi,hayır mı şer mi henüz tam olarak kestiremediği bir sözü söylemeside konuşma adabına aykırıdır

8-ikili ilişkilerde insanı müşgül duruma sokacak anlamsız sözlerden kaçınmak,dostlukların devamı açısından fevkalade ehemmiyeti haizdir

9-mümin her halukarda doğruyu konuşmalı,yalan söz ve yalan haberden şiddetle sakınmalıdır

10-gelecekle ilgili konuşurken ‘inşallah’ demek,konuşma ile alakalı bir diğer edeb kaidesidir.kulun cüzi iradesi herhangi bir şeyin olması için kafi bir sebep değldir.önemli olan ALLAH ın dilemesidir.zira istikbale ait birşey dilerken’inşallah’ demek,ALLAHın iradesinin farkında olmak ve onun irsdesinin üstünde bir irade tanımamak demektir


0 Yorum | Yorum Yap

Sana ne yazsam ki ben - 06:46, 10/11/2007

Sana ne yazsam ki ben
Toprağın kadar yazılanın var...
Şu küçücük kuş,
Şu dağ,şu taş,
Şu Türk,şu beşer,
Kemâl'im,Ata'm,Mustafa'm diye ağlar.

10 Kasım ah 10 Kasım...
İnan Ata'm bu ağaç
Yazın yeşil yapraklıydı.
10 Kasımı duydu da bir kez
Yapraklarını döktü senin için.
Sakarya böyle bulanık akmazdı
O şerefli 22 gününden
Bugüne gelinceyedek.
İnan Ata'm duydu bir kere
Bir kere daha duydu 10 Kasımı
Eğilmez başlılar düşük başla ağlarken.
Uykusuzluk değil gözümüzü yaşartan
Tek göz olmuş Millet,tek göz olmuş ağlıyor Vatan.
Hıçkırıklar sarmış koca dünyayı
Bir Koca Türk ki âlemi içten içten ağlatan
Sensin,sensin,sensin yine Ata'm.
Ah yine o 10 Kasım
Biz bir kere daha öldük
Sen bir kere daha dirildin tüm heybetinle,
Ruh ruh parçalandın
Ve girdin benliğimize bu ölüm günümüzde
İki ruhlu oluverdik hepimiz
Ruhumuzun biri:TÜRK
Biri:KEMAL ATATÜRK.

Ata'm ya rüyalarımda gördüm seni
Ya Koca Tepedeki resminde seyrettim seni.
Koca Tepedeki o resminde
Anlıyorum,seni göremiyeceklerin kaderini düşündüğünü...
Onlar da seni düşünürler Ata'm
Yalnız 10 Kasımda değil
Her akıla gelişte....

Seni koynunda ısıtan toprak
Allah'ına ne şükürler ederdir toprak olduğuna
Ve üstünde yürüyen Türk'ün
Allah'a şükrederiz yüzü ak
Ölümsüzlerin uykusu gibi...

10 Kasım ah 10 Kasım
Neden dolandın dilime
Tutuştu dilim,ağzım.
Hıçkırıksız çıksa avazım
Bağır bağır bağırırım,
Kemâl'im,Mustafa'm,Ata'm...
Sen yat uykularımın tümü senin
Yalnız,toprağından toprağıma
Bir zerrecik maya katam...

0 Yorum | Yorum Yap

geçti artık - 08:42, 7/11/2007

Gecti Artik...

Vaktiyle bir beldede, vardi bir müslüman
Kendi eski halini söyle ediyor beyan…
Dar yerden SIKILIRDIM kücüklügümden beri
Lakin düsünmezdim ki, pek dardir kabir yeri…


Bir villada yasardik, genis ve lüks idi pek
Yasadim gaflet ile, bir rüya görene dek…
Söyle ki o rüyada, arabamla son sürat
Giderken kaza yapip, aninda ettim vefat…


Ölüm hic hatirima gelmezdi lakin benim
Halbuki bu kadar cok yakin imis ecelim…
Cenazemi yikayip bir kefene sardilar
Ve sonra bir tabutun icine yatirdilar…


Gözlerim kapaliydi lakin görüyordum
Etrafimdakilerin sesini duyuyordum…
Diyorlardi: “Cok yazik, zavalli pek de gencti”
Garipten bir ses duydum, diyordu: “Artik gecti”


Halbuki daha pek cok isim vardi yapacak
Her birisi bir anda yarim kalmisti ancak…
Islerimi yoluna henüz koymamis iken
Ecelim ne de cabuk eristi böyle erken…


Almamistim evime odun ve kömürümü
Yazik ki gaflet ile gecirmistim ömrümü…
Rabbime kullugumu yapamadim cok yazik
Fakat namaz kilmaga baslayacaktim artik…


Iyi insan olmaya vermistim kati karar
Fakat ölüp dünyadan ayrildim apar topar…


Ah keske namazimi kilsaydim ne olurdu
O anda bir ses duydum: “Gecti artik” diyordu…


Diyordum ki: „Ah keske gecmemis olsaydi“
Hep ibadet etseydim yapmasaydim hic günah…
Nasil oldu YARABBI vuku buldu bu kaza
Hemen basliyacaktim bu günlerde namaza…


Simdi ne yapacagim aman YA RABBI aman!
Ah keske namazimi kilsaydim muntazam…
Avazim ciktiginca bagirmak istiyordum
Lakin hic bir yerimi kipirdatamiyordum…


Gerci ölecegimi biliyordum evvelden
Fakat cok ani öldüm hem de tövbe etmeden…
Az sonra beni alip insanlar omuzuna
Camiye götürdüler cenaze namazina…


Ah nicin hayattayken gitmezdim camiye ben?
Halbuki evimize yakindi pek de hemen…


Bir gün bir arkadasim rica etmisti bana
“Gel camiye gidelim bu öglen namazina”
Itiraz ettimse de o dostum etti israr
Severdim kendisini gittim, verdim karar…


Vardi o gün üstümde aldigim yeni takim
Ciktigimda baktimki burusmus pacalarim…
Gitmedim artik daha camiye bu sebepten
Ah ne gafletteymisim ve cahilmisim hepten…


Geriye dönüs yok ki telafi eyliyeyim
Bunca günahlarimla ben simdi neyliyeyim?


Hemen basliyacaktim tam bes vakit namaza
Ve tövbe edecektim olmasaydi su kaza…
Bilseydim böyle ani vefat edecegimi
Yapardim layikiyla HAKKA ibadetimi…


Böyle hayiflanirken ses duydum bir aralik
Yine ayni o sesti, diyordu: „Gecti artik“
Cenazemi kildirip sordu ki imam bizzat:
„Nasil biliyorsunuz bu sahsi ey cemaat“?


Coklari cevap bile vermedi bu suale
Ah keske düsmeseydim bu günkü kötü hale…
Haklarini yemistim cünkü ben cok kisinin
Hic iyi derlermiydi onlarda benim icin…?


Helallesmek üzere etmistim halis niyet
Lakin geldi ecelim olmadi buda kismet…
Keske daha önceden yapmasaymisim bu isi
O sesi duydum yine: “Gecti artik ey kisi”


Siddetli bir yagmurda yagiyordu o ara
Ben tekrar kaldirildim islanmis omuzlarda…
Cemaat tabutumu egik halde tasiyor
Anladim ki bu yokus mezarliga cikiyor…


Tabuttan iceriye sizmisti o yagmurlar
Sulardan kefenim de islanmisti bir miktar…


Onlar beni tasirken mezarligin yönüne
Kimi piyasadaki durgunlugu söylerken…
Kimi de bahsederdi dün aksamki filimden



Ah konusabilseydim derdim ki:
„Aman sakin“
Gaflete dalmayin ki eceliniz pek yakin
Iste ben ani öldüm tövbe bile etmeden…
Siz bari tövbe edin bu firsat elde iken


Ah keske geri dönmek mümkün olsaydi sayet…
Gece gündüz RABBIME ederdim hep ibadet
Ben böyle söylenirken duydum yine o sesi:
Diyordu: „Gecti artik, yok simdi faidesi“


Mezarliga gelince tabuttan cikararak…
Bir cukurun icine koydular tek olarak
Kabrim idi burasi karanlik dar bir mahal…
Kabre girecegimi etmezdim hic de hayal


Yer yer su birikmisti kabrimin dip kismina…
Sanki söyle diyordu girince mezar bana:
“Ey kisi bu karanlik ve dar yer senin kabrin”
Hazirliksiz geldinse yamandir simdi halin
Bilmezmiydin ölünce varacak yer burasi…
Simdi pisman olsan da asla yok bir faydasi


Dostlarim tahtalarla üstümü örttü hemen
O karanlik kabirde tek basima kaldim ben…


Diyordum „Ey Allahim bir firsat daha yokmu“?
Sana halis kul olup düzelteyim yolumu…
Asla günah islemem secdeden kalkmaz basim
Yeterki bu firsati tani bana Allahim…


Önce ses yeniden “Gecti artik” deyince
Cirpinmaya basladim kuvvetim yettigince…
Meger bu rüya imis uyandim yataktayim
Ter icinde kalmisim cirpinip durmaktayim…


Dedim: “Elhamdüllillah, ölmemisim ben meger”
Halim nice olurdu, gercek olsaydi eger?
O günden Itibaren bes vakit kildim namaz…
Cünkü bana bu rüya oldu büyük ikaz


Dedim ki: “Ey Allahim sükürler olsun sana
Kavustum bu rüyayla ilahi ikazina”
Akli basa devsirip yapmali ibadeti
Verilmez her insana böyle ikaz nimeti


Ecel ani geliyor düsünüp ibret alin
Bu dünya bir köprüdür oyalanip kalmayin…

0 Yorum | Yorum Yap

gül - 10:11, 4/11/2007

GÜL” , AŞKIN MİHRÂBIDIR
Dr. Mehmet GÜNEŞ
-Yavuz Sultan Selim’ce-
O “Gül”, aşkın mihrâbıdır tende cânım “Gül” diyor,
Mihrâbıdır “Gül” uşşâkın âh eder bülbül diyor,
Tende cânım âh eder dil-beste gönül diyor,
“Gül” diyor, bülbül diyor, gönül diyor, Rasûl diyor.
Başkaları Gülü bir çiçek diye sever belki de… Ama biz, Gülü “Gül” olduğu için severiz… Bizim için; Gül sevgilidir, Gül güzelliktir, Gül coşkudur… Gül, esmânın eşyâya tecellisinin esrârıdır… Gül aşktır, Gül sevinçtir, Gül bahar muştusudur… Gül, ezelle ebet arasındaki bütün zamanların “En Güzeli”nden yansımalar taşıdığı için güzeldir… Ve katmer Gül; rengini şehit kanından, kokusunu Efendimiz(sav)’in mübârek teninden aldığı için çiçekler sultânıdır… Bu sebeple olsa gerek, Gülün kokusuyla kendimizden geçeriz… Gideriz bir başka âleme… Yol buluruz mâverâya… Biz Güle, Gülistanda açan katmer Güllere; ” Peygamberlik Gülzârının Eşsiz Gülü”nün remzi olduğu için vurgunuz… Gülü her kokladığımızda salavat getiririz , O’nun terinin kokusundan bir zerreyi teneffüs ettiğimizden …
“Gül”ü târife ne hâcet, “Gül”; Sevdâyı Muhammedî’dir… “Gül”ün sevdâsı kalbimizin hafî tepelerinde, ahfâ zirvelerinde sancak açmıştır… Ve bizler, gönlü Gülşen olan insanlara meftûn oluruz, “Kainatın Solmayan Gülü”nün aşkıyla… Gün gelir, gözyaşıyla Gül sularız… Bir Gül için bin dikene su veririz; biliriz ki, Güllerin içinde diken yoktur, dikenler içinde Gül vardır…
O, aşkımızın mihrâbındaki “Gül “… O, âlemlere rahmet olarak gönderilen bir resûl… O, çöl sıcağındaki bir Kevser şelâlesi… O , teşrifiyle kainatı aydınlatan ve ışık bahşeden sonsuz bir nur şûlesi… Gündüzleri dünyayı ışıtan güneş ve geceleri gökyüzünde çiçek çiçek açan yıldızlar O’nun sönmeyen ışığının en mütevâzı kandilleridir… Serâ da , süreyyâ da O’nun nûruyla aydınlanır… O’nun sîreti bir amaç, O’nun sünneti bir hidâyet, O ‘nun sûreti gönüllere ülfet ve nîmet veren bir âb-ı hayat… Ruhumuz O’na âşık… O, Gül mushaflı sevdâmızın sembolü… O, on sekiz bin âlemin emsali olmayan “Gül”ü…
Divan şairimiz Fuzûlî Su Kasidesinde:
“Suya versün bâğbân Gülzârı zahmet çekmesün,
Bir Gül açılmaz yüzün tek verse min Gülzâre su.”
diye “O Gül “ün dünyaya bir kere geleceğini, bahçıvanın bin Gül bahçesini sulasa, sele verse dahi O’nun yüzü gibi bir Gül açılmayacağını en lâtif bir biçimde ifâde ediyor…
Lâkin , O “Gül “ün sevdâsını kelimelerle anlatmak, dizelerle vasfeylemek ne mümkün… O, “Alemlere Rahmet” olarak gönderilen hayat güftesi… O, tebessümünden cennetler yaratılan mutluluk bestesi…O, bütün çağların önünü aydınlatarak Âdemoğlunu karanlıktan kurtaran yaratılmışların en yücesi… O, Rabbimizin terbiyesiyle yetişmiş bir ahlâk âbidesi… O, Çâresizlerin Çâresi…O, Kimsesizlerin Kimsesi… O, hurma kütüğünün bile hasretinden inlediği bir ülfet çeşmesi… O, mükemmel bir aile reisi… O , vefânın zirvesi… O, insanların en sabırlısı, en müsâmahalısı, en azimlisi, en kararlısı… O, yiğitlik ve cömertlik timsâli … O , kâinatın bir numûne-i imtisâli… O, Efendiler Efendisi… O, Allah’ın müjdesi… O , insanlığın müjdecisi … O, hem “Halîl” hem “Habîb”, hem “Sıddık ” hem “Emîn”… O, sevgi tohumları atıp, kardeşlik duyguları yeşerten; toprağa yağmur, karanlığa nûr, beşeriyete gurur ve gönlümüze sürûr olan Sevgililer Sevgilisi… O’nda toplanmıştır bütün güzellikler, O’nda cem olmuştur cümle özellikler… O, hep ” Ümmetim, ümmetim ” diyen “nefsim” demeyen Hâtemül Enbiyâ tâcının sâhibi… O, Sidretü’l Müntehâ’nın misâfiri… O , kusursuz bir komutan… O, Gâye İnsan… O, Mahşer günündeki tek sığınak… O , kırık gönüllerin mîmârı… O, Hakk’a giden yolun rahmet kapısı… O, İslamı bütünüyle hayatında billurlaştıran, bizâtihî İslam’ın kendisi olan Habîb-i Kibriyâ… O, Hakk’ın nûrunu bütün cihâna yayarak tebliğini tamamlayan Nebîler Nebîsi… O, Tek Lider, Tek Önder, Tek Rehber … Âşıklar O ‘nun için yanar… Sâdıklar O’nun için ağlar… Rüzgâr O’nun yâdıyla eser… Bülbüller O’nun kokusunun olmadığı yerlerde susar… O’nun izinden gitmeyen saadet bulamaz… O’nun nûruna pervâne olmayan Mahşerde kurtulamaz…
O, İlâhî nizâmın nâmütenâhi güzelliğini bahşetti gönüllerimize… O , ruhlarımıza üflediği sonsuzluk aşkıyla hilkâtin esrârını öğretti bize… O’nsuz ne farkı vardı gündüzlerin geceden… O’na gelen vahiyle aydınlandık, karanlık her düşünceden… O olmasaydı, sonsuzluk iklimine ulaşamazdık… O olmasaydı, dünyadaki bu sarp yokuşları asla aşamazdık… O ‘nunla kalbimize nûr olup, doldu ilham… O’nunla ışık buldu; gece, gündüz ve akşam… O’nsuz baharlar kıştı… O ‘nsuz insanlık, öksüz ve yetim kalmıştı…
Kâinatta mütecellî olan Esmâ-i İlâhiye’yi şahsında en mükemmel bir biçimde tebârüz ettirip, en mücellâ keyfiyetiyle temsil eden Gâye İnsan O’dur… O’nun her kelâmı hakla bâtılı ayıran bir kıstas; O’nun her hükmü şaşmaz bir adâlettir… O’nun hayatı tebliğini temsille geçmiş ve cihana en iyi tebliğin temsil olduğunu göstermiştir…
O, ıstıraptan çatlamış dudaklara merhem, kuraklıktan çoraklaşmış gönüllere zemzem, insanlığını kaybetmiş ruhlara erdem ve alev alev yanan sinelere bir meltem gibi serinlik vererek bizlere cennet-âsâ baharlar ikrâm eder… O’nun gelişi gecelerin ebedî bir gündüze dönüşüdür… Ve O’nunla İslâm’ın nûru tulû etmiştir… O, ümmetini küfrün yakıcı sıcağından îmânın âsude ve serin iklimine kavuşturmuş, karanlıktan nûrun aydınlığına çıkartmıştır…
Uykuda bile uyanık kalmanın keyfiyetine vâsıl olan gönül erleri, nurani ışıltıların semâvi izdüşümlerini O’na teslimiyette bulurlar… Muhakkak ki, sema ile arz arasında meydana gelecek bir kutlu buluşma “Gül Devri “nden ilham alan bir iklimde gerçekleşir… O “Gül”ün nâmütenâhi güzelliği kalplere yansıdığında gecesi olmayan bir gündüz tecelli edip gönüllerde Gül tomurcuklarının açılmasına vesile olur… Unutmayalım ki, en karanlık devirlerde bile dikenler arasında goncaya durmuştur Güller… “Gül”ün çevresindeki dikenler, Gül kokusuyla hemhâl olunca, Gül e dönüşür birer birer… Bizler ” Gül” kokusunun ikliminde insanlığımızı yeniden keşfettiğimiz zaman; rahmet, bereket ve hidâyet yağmurlarıyla madde ve mânâ planında yeniden dirileceğiz… Mekanın ve zamanın ölü noktalarına ” Gül Devri”nden gelen esintilerle hayat üflemeye muktedir olacağız… Gül yüzlüler göz yaşıyla Gül sularken, tomurcuk veren Güllerin açılmasını beklemektedir… Gonca Güller açıldığı zaman vuslat baharı gelecek, gönlümüz şâdumân olacaktır… Kalpler O’na bağlanıp râm olduğunda, yanlışlıklar bütün neticeleriyle birlikte ortadan kalkacaktır…
Yeter artık uykunun yollarını gözleme… “Çıkmaz sokak “larda koşup dolaşmaktan yorulmadın mı? Umranların verâsındaki insanlar mesut değilse, huzuru bulamıyorsa; beşeriyet kendisini yeniden mîzâna çekmek, yeniden Kâinatın Efendisi’nin aşkıyla yanmak, yeniden O ‘nun ışığıyla nurlanmak, yeniden Asr-ı Saadet iklimine bağlanmak mecbûriyetindedir…
Âdemoğlu, “Muhammedî Nur”dan ışık alıyorsa, davranışlar ve duygular semâvi kalıplarda şekillenip ” Gül”e meftûn oluyorsa; akıl ve kalp mecrâsını bulmuş, ruh ve gönül Hakk’a kavuşmuş, gözler Kevser, sözler zemzem ile yıkanmış demektir…
Muhabbeti sâdık olanlar sevdiğinin yolundan gider ve ona itaat eder… İlahi sevginin menzîli de, istikâmeti de yolu da Muhammedî sevdâdan geçer… O’nu sevmek, O’na itaat etmektir… O’nu sevmek, O’nun sevmediklerini sevmemektir… O’nu sevmek O’nun şerefli ashabını ve O’nu sevenleri sevmektir… O , “Kişi sevdiğiyle berâberdir” müjdesini vererek ümmetine cennette beraberlik vâdetmiştir… O’nun sevgisi öyle bir aşk olmalıdır ki, bütün sevgiler onun yanında sönük kalmalıdır… O’nun sevgisi öyle bir muhabbet olmalıdır ki, sahibini îmânın en zirve noktasına ulaştırmalıdır…
“Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl,
Muhammed’siz muhabbetten ne hâsıl ?”
diye ifâde edilen bir aşktır Sevdâyı Muhammedî…
Esmâ-i İlâhiye’nin beşer planında en kâmil mânâsıyla tezâhür ettiği Sultanlar Sultanı’nı rehber edinme ve O’na “Esselâm” diyebilme irtifâsıdır Sevdâyı Muhammedî… Kalplere hükmeden varlığı duyma, hissetme, halef olma mükellefiyetiyle her şeye lâhutî âlemin penceresinden bakabilmedir Sevdâyı Muhammedî… O’nun aşkı, kainata mânâ kazandıran bir sır hazinesidir… Eşyanın ruhuna nüfûz ederek “eşyâ”dan “esmâ “ya ulaşabilme yoludur Sevdâyı Muhammedî… “Esma”dan “Sıfat”a, sıfattan “Zât “a intikâl ederek yaratılış gâyesini idrâktir Sevdâyı Muhammedî… Kendisini nefs ve enâniyet cihetiyle dizginleyen ve ” Gül”e râm olan Gül yüzlü insanların gönüllerinde İlâhî aşkın şahikalaşmasıdır Sevdâyı Muhammedî…
“Sevdim Seni ben, Âleme Rahmet diye sevdim,
Bir benzeri yok, Cenâb-ı Ahmet diye sevdim”
dizeleriyle terennüm edilen bir İlâhî muhabbettir Sevdâyı Muhammedî…
O’nsuz zaman, mekan ve insan hayatiyetini kaybeder… Gönüller O ‘na dönünce dirilir… O’nun varlığı insanlığın vâroluş sebebidir… O’nu her dem kalbinde hissederek selât-ü selamla yâdetmek ne büyük mutluluk… O’nun sevgisini yüreğinde büyütebilmek ne büyük saadet…
Gerçekten de, asırlardır buhran ve bunalımlar içinde kıvranan beşeriyetin mutluluk ve saadeti; ” İnsanlığın İftihar Tablosu”nun sünnet-i seniyyelerine ittibâ etmekten geçer… Ve insanlık, O’nun getirdiği altın düsturları hayata geçirmeye, bugün her zamankinden çok daha fazla muhtaçtır… Asrın getirdiği problemlere çözüm arayan insanlığın kara bulutlarla kaplı dünyasının aydınlanması; O’nu yeniden tanımak, O’na yönelmek, O’nu rehber edinmek ve O ‘ndan alacağı umut kıvılcımlarını beşeriyetin ufkuna taşımakla mümkün olacaktır… Şeyh Gâlip’in:
“Sen Ahmed’i Mahmûd’u Muhammed’sin Efendim,
Hakk’tan bize Sultân-ı Müeyyedsin Efendim”
diye hitâb ettiği; şefaatçımız, yardımcımız, müjdecimiz, kurtarıcımız olan “Sonsuz Nûr ” bütün bir beşeriyet gibi bizleri felâha erdirilecektir…
Ufkumuzu saran sisler, kurşûni bulutlar, endişeler ve karanlıklar kaybolur; O ‘nun rahmet elinden bizlere yansıyan bereket ve feyz ikliminde… Hep birlikte yeniden, yeni baştan yenileyelim Âlem-i Ervah’taki “Elestü bi Rabbiküm”sualine verdiğimiz ” Belâ ” cevâbını… Ürpertisini kalplerimizin en derin köşelerinde hissederek tâzeleyelim ahd-ü peymânımızı… “Gül “ün gölgesindeki toprağın bile Gül koktuğunu hiç unutmayalım… “Gül”e sevdâmızı eksiltmeyelim… Allah’ım! Bize O ‘nun sîretini öğret… O’nun yolundan gitmeyi bizlere nasip et… “..Kim Peygambere itaat ederse şüphesiz Allah’a itaat etmiş olur.. ” (Nisâ 4/80) emr-i İlâhîsi gereğince Habîbullahı sevmek Allah(cc)’ı sevmektir… ” Resûlulah’a duyulan muhabbetin derecesi îmânın ölçüsüdür “… Bu sebeple bizlere O’nun muhabbetini lütfet…Yâ Erhame’r-Râhimîn!… O’nun aşkını sînelerimizde bir alev deryâsı hâlinde volkanlaştır… Bizleri O’nun yolundan ayırma Yâ Rabbi… Ve iki cihanda ebediyen Gülmek için, “Gül “ün gölgesinde olmayı bizlere müyesser eyle Yâ İlâhe’l-Âlemîn!…
O’nun gölgesinde olmak, cennet-âsâ baharlara ermektir… O ‘ndan medet ummak, çölde susuzluktan çatlamış dudaklara âb-ı hayat vermektir… O, hicranla yanan sînelerin mutluluk rüzgârıdır… O, sonsuzluk iklîminin îtîbârıdır… O, ümidin temsilcisidir… O, şefâat bekleyenlerin; mütebessim incisidir… O, bizim gönüllerimizin sultanı… O, bizim dertlerimizin dermanı… O, bizim kurtuluşumuzun fermanı… Bizde, O Habîb-i Kibriyâ’nın, O Sevgililer Sevgilisi’nin eşiğine baş koyup - yüzümüz olmasa da affına sığınarak- şefkâtine muhtaç olduğumuzu, arzetmek için, Yunus Emre’nin diliyle:
“Canım kurban olsun Senin yoluna,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed,
Şefâat eyle bu kemter kuluna,
Adı güzel kendi güzel Muhammed”
diyerek medet bekliyor, Efendimiz’den şefâat dileniyoruz…
Ey Sultanlar Sultânı! 15 asır önce yol verdiğin sevgi kervânına bizleri de kabul buyur… Ey Resûller Resûlü! Bizler için; kapına Kıtmir, bastığın yere türâb, ayağına toz, tebliğine köle olmak ne büyük ümran… Senin ümmetin olma berâtını almak ne büyük ikram… Sultanım, bizler Seni dünyada görme saadetine erişemedik… Ama bizler, çok günahkar bir ümmet olmamıza rağmen - hakkımız olmasa da- rüyâlarımızda Seninle olmak, Senin aşkın ve muhabbetinle dolmak istiyoruz… Cür’etimizi bağışla Efendim… Gül Yüzünü görmemiz, şefâatine ermemiz için, bizlere de lütfeyle destur… Ne olur!..
“Ezel bezminde bir dinmez figândım Yâ Resûllalâh,
Cemâlinle ferah-nâk et ki yandım Yâ Resûllalâh…”
diye Yaman Dede’nin dizeleriyle arz-ı hâl ediyoruz…
“En Güzel”e yâr olanlara, “Gül “e gönülden bağlananlara binlerce selâm olsun…

0 Yorum | Yorum Yap

güz - 02:29, 3/11/2007

güzün yani sonbaharın açan gülleri farkettinizmi hiç?sanki ogünlerde yazın olduğundan farklı açarlar daha bir renkli daha bir canlı.ya ben öyle görüyorum yada gerçekten öyle(kışa hazırız yaz boyu açtık kışada bizi görüp mutlu ve ibretkar girin)der gibi insanlara.evet ibretkar yüce YARATICI nın büyüklüğünü,yüceliğini,asaletini,muhteşemliğini sergiler onu tarif eder gibi yüce(YARATICI)yı.ne muhteşemdir O negüzel ne adaletli;tüm güzel sıfatların sahibi yüce ALLAH(C.C).sonbaharın ayrı güzelliği kışın ayrı güzelliği yazın ayrı güzelliği ve tabiki baharın ilkbaharın ayrı bir güzelliği var.biri diğerinin bitimi gibi gelir insana sonbahar yazın bitimi kışın başlangıcı gibidir ben farklı algılarım evet sonbahar yazın bitişi ama tekrar yaz için bir hazırlıktır kışın o kar,yağmur bol bol olunca yazlarıda bir o kadar verimli ve muhteşem değilmidir?yazın kavurucu sıcaklarının arkasından o toprağın özlemi değilmidir kara,yağmura kavuşmak,vuslata ermek.kışın arkasından dinlenmiş olarak bahara çıkan toprak,ilk bahar sanki hayatın başlangıymış gibi hayata başlamazmı?onun hakkı değilmidir yazın o kadar cömert o kadar bol ve bereketli alabildiğine verimkarlığın ardından kışın dinlenip suyunu uykusunu alıp tekrar insanların emrine kendini sunmaya. evet onunda hakkı.kışın soğuk acıtır içimizi,yıldırır bazen canımızdan bezdirir o bezginlik aynı anda insanlara yazın mutluluğunu alabildiğine rahatlığın özlemini vermezmi,severim karı yağmuru severim inadına soğuğu fırtınayı.kar yağmaya başlayınca hiç kesilmesin isterim rüzgar estikçe fırtına oldukça son gücüyle sert essin isterim.rüzgar estikçe ben RABBİMi  düşünürüm kışın aşırı soğuk olunca içerdeki soba bana mutluluk verir hoşuma gider üzerinde çay üzerinde pişen yemeğin kokuları evi saran o güzel kokular bana bu kış ne muhteşem birşey diye düşündürür.o kokular arasında pencerenin önünde oturup dışardaki yağan karın yağmasını seyretmek bana huzur verir o kar sürekli yağsa hiç aralıksız.kışın ardından yazın gelmesi toprağın uyanıp hadi ne duruyorsunuz çalışmak vakti bana birazcık yemek verin ven size o verdiklerinizin katkat fazlasını vericem demesini duyuyorum adeta bahçeye tarlaya baktıkça üzerindeki karın yavaş yavaş eriyip güneşle birlikte sizin verdiğiniz yemeğin büyüyüp bereketlendiğini görür gibi oluyorum.ne muhteşem bir düzen ne muhteşem bir saygı ne muhteşem bir sevgidir o.insanların emrine amadedir bu dünyadaki herşey.ALLAHın insanlara olan sevgisidir bu.ALLAH bizi seviyor bu aşkların bu mutlulukların en güzeli en muhteşemi.seni seviyorum RABBİM seni seviyorum


0 Yorum | Yorum Yap

gülüme - 02:28, 3/11/2007

Bir güle gömün beni,öldügüm zaman….Kıpkırmızı bir gülün ta yüreğine yapın mezarımı….
Serpistirin dağlara, ovalara, bayırlara…. Takıp takıştırın genç kızların saçlarına,

delikanlıların yakalarına… Demet yapın vazolara , nakış olsun kilimlere…

Bir güle gömün beni, gözlerimi yumunca…Kıpkırmızı yaprakların yem yeşil yüregine yatirin beni…
Yaramaz bir kelebek kanat çırpsın üstümde…Barış tohumları taşısın
kanatlarında…O kanat çırptıkça içim ferahlasın.

 

Bir gülün yapragına gömün beni,bahar gelince…Fark etmez ister bir gonca gül
ister bir deste gül.Kırmızı olsun, Sarı olsun, Beyaz olsun, taze olsun canlı olsun yeter…
Ölmesin savas ortasındaki çocuklar gibi…Kopmasın dalından daha yeşilken,sararmadan kapılmasin yellere…

 

Bir gülün hayaline gömün beni,umutlarım kalbime kilitlendiğinde…
Bir genç kızın hayalleri kadar pembe olsun… Ama bana söz verin,sakın suya düsmesin bir daha…
Bir uçurtmanın kuyruguna takın onu … özgürlügün tadını çıkarsın bulutların üzerinde…

 

Bir gülü sulayan buluta gömün beni bembeyaz…Barış yagmurları bıraksın yer yüzüne…
En tas yüreklerin üstüne üstüne yağsın… Oda yetmezse sel olsun,taşsın gelsin yamaçlardan…
Katıp götürsün önüne, hos olmayan her seyi…

 

Bir gülü sulayan bulutun yagmur damlasına gömün beni,tuzsuz olsun,asitsiz olsun…
Gözyaslarımın tuzu yeterince yaktı çünkü beni, yüreğimi…
Onlarca aç çıplak ilgiye hasret çocuğun ,onlarca gencin,yaslının gözünden akan yasların tuzunda kavruldu yüregim…Yandı yüregim…Gömün artık beni o yağmurlara…

 

Bir gülün gülüsüne gömün beni,gamze dediginiz sirin çukurlar eşlik etsin bana…
Hasretim çünkü kıkır kıkır gülüşlere…Kara kara düsünenleri,hasta,aç,sakat insan mezarlarını,aglayan çocuk yüzlerini görmek istemiyorum artık…

 

Bir gülün umuduna gömün beni,gül kokulu olsun umut-mezarım…
Canlı olsun barisli günlerin umudu olsun…Gitsin otursun en can alıcı tartismaların ortasına…
Sitem etsin."Yazik degilmi onca hayale,umuda, güzelliklere" diye…

 

Bir gülle baslayan sevgilere gömün beni…Bir yürek dolusu sevgi olsun mezarım…
Yürekler dolusu sevgi verin bana…Çünkü sevgi beraberinde saygiyi ,esenligi,umudu,mutluluguda getirir.Sevgi yalniz degildir.Baris izler onu…Sevgiyle baris hiç ayri olurmu birbirinden…

0 Yorum | Yorum Yap

- 10:05, 1/11/2007


İtaat ve teslîmiyet ile yapılan az bir ibâdet, itaatsiz ve teslîmiyetsiz yapılan dağlar kadar ibâdetten Hak katında daha hayırlıdır. Zîrâ kulluk, itaat ve teslîmiyetle başlar. Nitekim şeytan yüce dergâhtan ibâdet eksikliği dolayısıyla değil, itaat ve teslîmiyet noksanlığından ötürü kovulmadı mı?

Hizmet ise, bütün peygamberlerin ve evliyâullâhın sarıldıkları öyle bir fazîlettir ki, o büyük şahsiyetler, hastalık hâllerinde, hattâ ölüm döşeklerinde dahî hizmeti elden bırakmamışlardır. Bu durum, hizmete nasıl sarılmak gerektiğini ifâde husûsunda ehl-i irfân için kâfî bir misâldir. Kısaca hizmet, merhametli ve cömert gönüllerin şiârıdır.

Olgun mümin, hizmet ehlidir ve fânî varlığından sıyrılmış bir hâlde kendisini hizmet kervânının en gerisinde kabul eden bir gönül neferidir. O, dertlilerin ve hastaların yanında, mâtemlilerin civârında, ümitsizlerin başucunda, muzdarip ve yalnız kalmışların dostluğundadır.

Nasîhatte bulunmaya gelince, bu ancak ehline âit bir keyfiyettir. Zîrâ yapılan tavsiye, yaşandığı nisbette tesîr eder. Bu sebepten herkesin nasîhatte bulunması doğru değildir. Buna liyâkatli olanların, yâni bu hususta nebevî üslûp ve ahlâka bürünmüş kimselerin nasîhat etmeye salâhiyetleri vardır. Bununla birlikte bu salâhiyete nâil olduğu hâlde bundan kaçınmanın mes'ûliyet ve hesâbı büyük olur. Çünkü hadîs-i şerîfte:

"Dîn nasîhattir." (Buhârî, Îmân, 42) buyurulmuştur.

Bunun içindir ki, nasîhati terk etmek, Asr Sûresi'nde bir hüsrân sebebi olarak beyân edilmektedir. Tabî ki, nasîhat dinlememek de bu mânânın içerisindedir. Yâni bir hüsran sebebidir.

Hâsılı Hak yolunun sâlikleri itaat, hizmet ve nasîhati kendilerine vazgeçilmez bir düstûr edinmeli ve bu ebedî saâdet vâsıtalarıyla Hakk'ın rızâsını tahsîle gayret göstermelidir.

0 Yorum | Yorum Yap

- 10:04, 1/11/2007

İnsan rûhunun ulaşacağı olgunluk semâsına çıkış yolu, merhamet ve hizmet basamaklarından geçmektedir. Bu bakımdan her müslüman hizmet ve merhameti kendisinin bir tabiat-i asliyesi hâline getirmeli ve onun en fârik vasfı bu olmalıdır.

0 Yorum | Yorum Yap

- 10:04, 1/11/2007

İstanbul Aksaray'daki Vâlide Câmii'ni yaptırmış olan Pertevniyâl Vâlide Sultan vefat ettiğinde, kendisini sâlih bir kimse rüyâsında güzel bir makâmda gördü ve sordu:

"- Yaptırdığın mâbed dolayısıyla mı Allâh seni bu makama yükseltti?"

Pertevniyâl Vâlide Sultan:
"- Hayır." dedi.

O sâlih zât şaşırarak:
"- O hâlde hangi amelinle bu mertebeye ulaştın?" diye sordu.

Vâlide Sultân şu ibretli cevabı verdi:
"- Çok yağmurlu bir havaydı. Eyüb Sultan Câmii'ne ziyârete gidiyorduk. Yol üzerinde kaldırım kenarında oluşan su birikintisi içinde cılız bir kedi yavrusunun çırpındığını gördüm. Faytonu durdurdum; yanımdaki bacıya:

"- Git, şu kediciği al; yoksa zavallı boğulacak!.." dedim.

Bacı ise:
"- Aman Sultânım! Senin de benim de üstümüz kirlenir." deyip getirmek istemedi.

Ben de onu kırmamak için arabadan kendim inip çamurun içine girdim ve o kedi yavrusunu kurtardım. Kedicik titriyordu. Acıdım ve onu kucağıma alıp, iyice ısıttım. Çok geçmeden zavallıcık canlanıverdi.

Allâh Teâlâ bu yüce makamı, işte o kediye olan bu küçük hizmet ve merhametimden dolayı bana ihsân eyledi."

0 Yorum | Yorum Yap
« Önceki Sayfa   Sonraki Sayfa »

batak oyna batak