|
1) Ahi Evran
- Büyük velilerden
- Kelam, tefsir, tasavvuf ve Şafii mezhebi fıkıh alimi.
- Tabib.
- Anadolu'da Ahilik Esnaf Teşkilatı'nın kurucusu.
- Herkesin korkup kaçtığı evran denen büyük bir yılanın onu görünce sakinleşmesi ve itaat etmesi dolayısla "Evran" diye anılmıştır.
2) Evran
- Çok uzun boylu insan.
- Kasırga, hortum.
- Evren.
3) Ahi Evran
- Ahi Evran insan nefsinin bir ejder gücünde olduğuna, nefsini yenen kişinin, dünya hırslarından, kinlerinden, maddi isteklerinden arınacağına inanmıştı. İşte bu inanca bağlı olarak Ahi Evran'ın nefis denen benlik yılanını içinden söküp atarak bir kamçı gibi elinde taşıdığı söylenmiş, kendisine yılanlı ahi anlamına gelen Ahi Evran denilmişti.
4) Evran
- Bir arkadaş bana evran adında bir yılandan bahsetti. Anlattığı kadarıyla bu yılan mersinde birkaç defa görülmüş. Görenlerin tarifinin hepsi aynı. 2 devasa boynuz, sakallı ve öküzün 3 misli büyüklüğünde kafası olduğu söylenirmiş.
5) Ahi Evran
- Herkesin korkarak kaçtığı büyükçe bir yılanın kendisine itaat etmesi, herkesin gözü önünde bu kerameti göstermesi sebebi ile "Ahi Evran" (yılanın kardeşi) lakabı verildi.
6) Evran
- Eski Türk inançlarındaki göksel ejderhanın adıdır.
7) Evran
- Yılan. |
0 Yorum | Yorum Yap |
! - 23:42, 4/10/2008 - By onursargin |
DENEY SONUCU yakında burada ve kuraldisi.com'da!
ve elbette deney katılımcılarının e-posta adreslerinde! |
1 Yorum | Yorum Yap |
|
sayfa 95
Cinsellik enerjinin ta kendisidir. Bu yüzden "cinsel enerji" demeyeceğim çünkü zaten başka bir enerji yoktur. Cinsellik senin sahip olduğun tek enerjidir. Enerji dönüştürülebilir, daha yüce bir enerji haline gelebilir. Ne kadar yukarılara çıkarsa içinde o kadar az cinsellik kalır. Ve son bir zirve vardır ki, orada sadece aşk ve şefkate dönüşür. Nihai çiçeklenmeyi tanrısal enerji diye adlandırabiliriz ama bunun temelinde cinsellik yatar. Yani cinsellik, enerjinin ilk, en alt katmanıdır -tanrı ise en üst katmanı. Ama ikisinin arasında hareket eden aynı enerjidir.
    
safya 97
Cinsel orgazmda sen varsın. Varlık hiçbir düşünce olmaksızın oradadır. O anda tetikte olabilirsen, bilinçli olabilirsen, cinsellik tanrısallığa açılan bir kapıya dönüşür. Ve eğer o an tetikte olabiliyorsan, o farkındalık başka anlara, başka deneyimlere de taşınabilir. Senin bir parçan haline gelebilir. O zaman yemek yerken, yürürken, iş yaparken aynı farkındalığı taşıyabilirsin. Cinsellik sayesinde o farkındalık, özünün en derinlerine temas etmiştir. İçine işlemiştir. Artık onu taşıyabilirsin. Ve meditatif olursan yeni bir gerçeğin daha farkına varırsın. Bu, sana o mutluluğu, esrikliği tattıran şeyin cinsellik olmadığı gerçeğidir. O mutluluk hissini yaşatan, düşüncelerden arınmış bir zihin ve yaptığın eyleme tamamen kendini vermiş olma halidir.
    
sayfa 97
Cinsellik meditasyonla kaybolur ama bu, enerjiyi yok etmek demek değildir. Enerji asla yok edilemez, yalnızca şekil değiştirir. Artık cinsel değildir. Ve enerjin şekil olarak cinsel olmaktan çıktığında, sevecen bir insan olursun. Gerçekten de cinsel bir insan sevemez. Onun sevgisi sadece bir gösteriden ibaret olur. Onun sevgisi sadece cinsellik için bir araçtır. Cinsel bir insan sevgiyi yalnızca cinselliğe giden bir teknik olarak kullanır. O bir araçtır. Cinsel bir insan gerçekten sevemez, ancak diğerini sömürebilir ve sevgi sadece birbirine yaklaşma yöntemine dönüşür. |
0 Yorum | Yorum Yap |
|
- duyguların simyası / tara benett goleman
- benim yolum beyaz bulutların yolu / osho
- ikinci doğum / premartha & svarup
- yaşam kitabı / michael sharp
- alexander graham bell, bağlantı kurmak / naomi pasachoff
- aptalın deneyimi, aktif iyileşme ve gözlüklerden kurtulma / mirzakarim norbekov
- rüyadan uyanmak / michael langford |
0 Yorum | Yorum Yap |
|
ben gidicem :)
dersi veren: harika akpınar
CUMARTESİ
10:00 - 11:00 ....9 YTL ders başı - neva sanat gelişim / ümitköy / ankara
PAZAR
11:30 - 12:30.....9 YTL ders başı - neva sanat gelişim / ümitköy / ankara
SALI 19:30-20:30....20 YTL ders başı - neva sanat gelişim / ümitköy / ankara
|
0 Yorum | Yorum Yap |
- 11:09, 1/10/2008 - By onursargin |
|
bayramınızı kutluyorum...bayramınızı kutluyorum...bayramınızı kutluyorum...
|
0 Yorum | Yorum Yap |
? - 15:01, 29/9/2008 - By onursargin |
dış dünya mı? o da ne?
sorumlu olmadığım bir şey mi var? neeeeeeee? |
0 Yorum | Yorum Yap |
|

(Joe Vitale - Hew Len)
Dünyanın En Alışılmadık Terapisti
Joe Vitale
www.mrfire.com
Çeviren: Onur Sargın
2 yıl önce, Hawaii’de, bir koğuş dolusu akıl hastası suçluyu onları hiç görmeden tedavi eden bir terapist olduğunu duymuştum. Terapist, hastaların dosyalarını incelemiş ve sonrasında kendisinin bu kişilerin hastalıklarını nasıl yarattığını görmek için kendi içine bakmış. Kendisi geliştikçe, hastalar da gelişme göstermiş.
Bu hikayeyi ilk duyduğumda bunun bir şehir efsanesi olduğunu düşünmüştüm. Biri, kendini iyileştirerek başkalarını nasıl iyileştirebilirdi ki? Bu kişi bilge bir kişi olsa bile akıl hastası suçluları nasıl iyileştirebilirdi?
Anlamamıştım. Mantıksızdı. Ve hikâyeyi unutup gittim.
Ta ki hikayeyi bir yol sonra yeniden duyana kadar. Terapistin ho’oponopono adında bir Hawaii iyileştirme yöntemi kullandığını duydum. Daha önce bu yöntemi duymamıştım. Hikayeyi yeniden unutup gitmek istemiyordum. Eğer hikaye tümüyle doğruysa, hakkında daha fazla şey öğrenmeliydim.
Şu ana kadar “sorumluluk” kelimesinin anlamını, yaptıklarımdan ve düşündüklerimden sorumlu olduğum şeklinde anlardım. Daha ötesinden değil. Ve çoğu insanın da böyle düşündüğünü sanıyorum. Biz yaptıklarımızdan sorumluyuz, başkalarının yaptıklarından değil. Birçok akıl hastasını iyileştiren Hawaiili terapist bana sorumluluğun ne demek olduğu konusunda yeni bir bakış açısı kazandırdı.
Adı Dr. Ihaleakala Hew Len. İlk telefon görüşmemiz yaklaşık bir saat sürdü. Ona hikayenin tamamını bana anlatıp anlatamayacağını sordum. Hawaii Eyalet Hastanesi’nde dört sene boyunca çalıştığını söyledi. Akıl hastası suçluların bulunduğu koğuş oldukça tehlikeliymiş. Terapistler bir ay içinde istifa ediyorlarmış. Hastane personeli sıkça hastalık izni alıyormuş ya da istifa ediyormuş. Hastalar tarafından saldırıya uğrama korkusundan dolayı, koğuşta sırtlarını duvara çevirerek yürüyorlarmış. Kısacası burası yaşamak, çalışmak ya da ziyaret etmek için hoş bir yer değilmiş.
Dr. Len bana hastaları hiç görmediğini anlattı. Ofisinde oturup hastaların dosyalarını incelemiş. Hastaların dosyalarına bakarken kendi üzerinde çalışmış. Ve kendi üzerinde çalıştıkça hastalar iyileşmeye başlamış.
“Birkaç ay sonra, daha önceden elleri kelepçeli dolaşan hastalara serbestçe dolaşmaları için izin verilmeye başlandı,” dedi bana. “Ağır ilaç tedavilerine maruz kalan hastalar ilaç tedavilerini bıraktılar. Serbest bırakılmaları konusunda hiç ihtimal olmayanlar serbest kaldı.”
Şaşkınlık içindeydim.
“Sadece bu kadar değil,” diye devam etti. “Ve personel işe gelmekten hoşlanmaya başladı. İşe gelmeme ve sıkça olan işten ayrılmalar bitti. Personel ihtiyaçtan daha fazla sayıda olmaya başladı, çünkü hastalar serbest bırakılıyordu. Personelin yapacak bir işi kalmamıştı. Bugün, bu koğuş kapalı.”
Ve işte en önemli soru: “Bu insanların değişimine sebep olacak ne yaptın?”
“Onları yaratan kendi parçamı iyileştirdim sadece,” dedi.
Anlamadım.
Dr. Len hayatından sorumlu olmanın, hayatındaki her şeyden sorumlu olmak olduğunu söyledi –aslında basit, çünkü her şey senin hayatında oluyor. Tam manasıyla, tüm dünya senin yaratımın.
Hmmm. Kolay sindirilebilir bir şey değil. Söylediklerinden ve yaptıklarından sorumlu olmakla, hayatındaki tüm insanların söylediklerinden ve yaptıklarından sorumlu olmak farklıdır. Gerçek şu ki, eğer hayatının sorumluluğunu alıyorsan hayatında gördüğün, işittiğin, tattığın, dokunduğun ya da herhangi bir şekilde deneyimlediğin her şey senin sorumluluğun altındadır. Çünkü hepsi senin hayatında olmaktadır.
Terör eylemleri, ülke yöneticileri, ülkenin mali durumu ve hoşuna gitmeyen diğer şeyler, hepsi şifalanmak üzere sana geliyor. Onlar aslında yoklar. Onlar sadece iç dünyanın birer yansıması. Sorun onlarda değil, sende. Onları değiştirmek istiyorsan, kendini değiştirmelisin.
Bunu kabul etmeyi ve hayata geçirmeyi bir kenara bırak, kavramak bile kolay değil; biliyorum. Suçlamak sorumluluk almaktan kolaydır. Fakat Dr. Len’le konuştukça onun kendisini nasıl iyileştirdiğini ve ho’oponopono yönteminin kendini sevmek anlamına geldiğini kavramaya başladım. Hayatının gelişmesini istiyorsan, onu iyileştirmelisin. Eğer birini iyileştirmek istiyorsan -akıl hastası bir suçlu bile olabilir bu- bunu ancak kendini iyileştirerek yapabilirsin.
Dr. Len’e kendisini nasıl iyileştirdiğini sordum. Hastaların dosyalarına bakarken ne yapmıştı?
“Sadece, tekrar ve tekrar ‘özür dilerim’ ve ‘seni seviyorum’ dedim,” dedi.
Bu kadar mı?
Bu kadar.
Sonuç olarak, kendini sevmek kendini geliştirmenin en önemli yoludur ve kendini geliştirdikçe dünyan gelişir. Bu konu hakkında bir örnek vermeme izin verin: Bir gün biri bana beni üzen bir e-posta gönderdi. Eskiden olsa, bu konu üzerindeki çalışmamı, zayıf duygusal noktalarımı araştırarak ya da hoş olmayan bu e-postayı gönderen kişinin bunu neden yapmış olabileceğini bulmaya çalışarak yapardım. Bu sefer, Dr. Len’in yöntemini kullanmaya karar verdim. İçimden “Özür dilerim” ve “Seni seviyorum,” dedim. Bu dediklerimi özellikle bir kişiye yönelik söylemedim. Sadece, dış koşulları yaratan içimdeki parçamı iyileştirmesi için, sevginin ruhunu yardıma çağırdım.
Bir saat sonra aynı kişiden bir e-posta daha aldım. Önceki e-posta için özür diliyordu. Bu özür için herhangi özel bir eylemde bulunmamıştım. Ona herhangi bir şey yazmamıştım. “Seni seviyorum” diyerek içimdeki, o kişiyi yaratan parçamı iyileştirmiştim.
Daha sonra Dr. Len tarafından düzenlenen bir ho’oponopono workshopuna katıldım. 70 yaşında, saygıdeğer yaşlıca bir şaman. Ve bir münzevi gibi. Çekim Yasası Sırrı adlı kitabımla ilgili güzel şeyler söyledi. Kendimi geliştirirsem, kitaplarımın titreşiminin artacağını ve okuyucuların bunu hissedeceklerini söyledi. Kısacası, kendimi geliştirirsem okuyucularım da gelişecekti.
“Şu anda piyasada, dış dünyada olan kitaplar hakkında ne dersin?” diye sordum.
“Onlar orada değiller,”dedi. Bilgeliği aklımı karıştırmıştı. “Onlar hala içinde.”
Dış dünya diye bir şey yok.
Bu gelişkin tekniği hak ettiği derinlikte anlatabilmek için bir kitap yazmak gerekir ama kısaca şunu söyleyebiliriz. Hayatındaki herhangi bir şeyi değiştirmek istediğinde bakacağın tek bir yer var: kendi için.
“İçine baktığında, bunu sevgiyle yap.” |
0 Yorum | Yorum Yap |
|
"İnadına Fener" yazmış duvara ... ---aynen
bizim vatandaşlarımız inatcı abicim ,biz parayı bu adamlara veriyoruz
,ne yaparsa yaparlar ,alamanya ya mı kalmış hesap sormak , biz bu
parayı dava için veriyoruz , nereye giderse gider,bu adamlar barda
,pavyonda harcamıyorlar ya , muhakkak hayırlı bi yere gidiyordur
,şikayet eden bi hayır sever var mı ? --- yani bu yazıyı bu hesap mı yazdın ? ---herhalde abicim... afişteki ; küçük , yoksul ama bir o kadar da sevimli kızcağız şimdi aç kaldı ,kına yaksınlar ---o küçük kızın karnı doyar merak etme ,ama sizin toramanlar nasıl doyar onu bilemem ---işte onun için inadına fener ,Deli kardeş.! Deli Yazar ve inatçı fenerli


|
0 Yorum | Yorum Yap |
|

özür dilerim
lütfen beni affet
teşekkür ederim
seni seviyorum
...
özür dilerim
lütfen beni affet
teşekkür ederim
seni seviyorum
...
özür dilerim
lütfen beni affet
teşekkür ederim
seni seviyorum
... |
0 Yorum | Yorum Yap |
|
hep merak edeceğiz... ----Her şeyi merak edeceğiz, hiç durmayacak bu merakımız, ----Bir belgeselde,filmde sol adına yapılan her türlü yayında hep merak edeceğiz --- Denizler her an,her şekilde gösterilirken,Mahirlerden niye bahsedilmiyor diye... ----İbo'lar niye hiç hatırlanmıyor diye hep merak edeceğiz... ----Yetmişin
,seksenin Solundan bahsederken hep Dev Genç hep Dev yol, hep Deniz
Gezmiş ama hiç Mahir ,hiç İbo,hiç Dev sol , hiç Halkın kurtuluşu...
neden bu böyle hep bunu merak edeceğiz ... ----Neden
diye ,neden diye ,hem de bunlar büyük Tv kanallarında çokça
gösterilirken , küçük sol kanallarda bile aynı şeyin olduğunu hep merak
edeceğiz , ---
Ve hep Fatsa ve niye hep Fatsa merak edeceğiz, Aybastı niye yok
diye,İstanbul... niye yok diye merak edeceğiz , ve hep Mamak,Diyarbakır
niye Metris yok , tek tip direnişleri, ölüm oruçları niye yok diye
merak edeceğiz... Meraklı Deli...
|
0 Yorum | Yorum Yap |
evet o benim :) - 21:02, 23/9/2008 - By onursargin |
arkadaşlar
karşınızda artık bir hayalini daha gerçekleştirmiş
-gerçekleştirmek üzere olan
bir şahıs bulunuyor
-ben oluyorum o şahıs
ne zamandır istiyordum, biliyorsunuz
aylık bir dergide
PSİKO-RUHSAL KÖŞE adında bir köşe hazırlamak
ve işte oldu
kasım ayında
genç gelişim dergisinde başlıyorum :)
gönül isterdi ki para da kazanalım
(demek ki GERÇEKTEN istemiyormuşum para kazanmayı)
ama dergi yazarlara telif ödemiyormuş
(bu ne saçma şey böyle ya
neyse bu konuyla ilgili
yorumlarımı özleme yazarım bir ara)
o yüzden para kazanamayacağım bu işte
tabi bu çok kısıtlı bir bakış açısı oldu
afedersin üstbenim
kimbilir
edindiğim yeni kitlem sayesinde
yeni transferlere yelken açar
yahut genç gelişimde kalmak için para alırım :)
kendimi kesinlikle bol paraya layık görüyorum
neyse şimdi işimize bakma vakti
kasımda genç gelişim dergisinde görüşüyoruz değil mi?
yaptığım işi seviyorum
para kazanmasam da
ona gönülden emek veriyorum
para kazanmasam da
özleme söyleyeceğim
hiç değilse
dergiyi adresime göndersinler kargoyla
kendi yazdıklarımı görmek için bir de para ödemeyeyim dergiye
değil mi?
   
yıllar sonra
belki de aylar sonra
bu girişimimi hazla hatırlayacağım
işin içinde para olmasa da işini iyi yapan biriydim
diye
hangi emek karşılıksız kalmış
ben hayata güveniyorum |
0 Yorum | Yorum Yap |
|
yeni bir sistem başlattım
kazan-kaybet ilişkisi üzerine kurulu olabilir ama
belki de daha derin ve bilge bir bakış açısıyla bakarsak
ve biraz da zorlarsak
kazan-kazan ilişkisi bile diyebiliriz
(ben elbette kesin kazanan taraftayım :))
şöyle ki
bugün yine biri bana zayıflığımla ilgili laflar ederken aklıma geldi bu sistem
hemen o anda uygulamaya koydum ben de
aksiyona geçme hızıma bayılıyorum
(seni takdir ediyorum onur. kendimi takdir ettiğim yeni bir nokta daha, ahhh :))
şöyle ki bugüne kadar, bugün ve bugünden sonra bana zayıflığımla ilgili laf eden kişilere
sağlıklı bir şekilde bana kilo aldıracak -yani aburcubur yiyeceklerden olmayacak
(mesela bal, mesela kuruyemiş vs.)
yiyecekleri aldırıcam
öyle ağzına geldiği gibi eleştirmek yok
yok şöylesin yok böylesin
bu işin kolay kısmı
sen değişim için ne yapıyorsun peki kardeş?
-hiç bişi
-sadece konuşurum ben
-sadece eleştiririm
ARTIK BU DEVİR KAPANDI :)
bugün iki sınıf arkadaşıma isteklerimi söyledim
biri tamam dedi
diğeri biraz kemküm etti
ikisinden de bal ve pekmez istedim
hatta biri çok laf ettiği için ondan ikişer kavanoz istedim
:)
diyelim ki bana istediklerimi almayacaklar
olabilir
ama eminim ki artık "zayıfsın" deyip durmaktan da vazgeçecekler
:)
koz da ben de artık hem
onları her gördüğümde "bal ve pekmezler nerde?" "senden istediğim yiyecekler nerde?"
deyip duracağım
onları manipüle edeceğim
:)
bu sistem bana kazandırıyor
ilk bakışta onlara kaybettiriyormuş gibi görünse de
aslında onlara da kazandırıyor
onlara ağızlarından çıkan sözlerin sorumluluğunu almayı
ve de
istedikleri değişim konusunda laf etmenin yeterli olmadığını
ek olarak eyleme geçmeleri, katkı sağmaları ve emek vermeleri gerektiğini de öğretiyorum
:)
not: sağlıklı bir şekilde beni daha fit hale getirecek yiyecekler ve içecekler konusunda önerilerinizi bekliyorum. sevgiler. |
1 Yorum | Yorum Yap |
|
Gel bunları Tv 'de tartışalım.. ---- Olay artık belden aşağı şekilde gelişiyor ,artık işin içinde şeref,namus,haysiyet girdi ---- Oğlum Deli sen iyice gündemin dalağına dalmışsın ---- Sen de yandaş medyanın adamı mısın kardeşim ? ---- Hangi yandaş ulan Deli ----Muhtar Metin den yana olan medya ----Yerel seçim olacak sen de aday ol sana oy verelim ----Gel bunları Tv 'de tartışalım..diyorum ben ----Hangi Tv ? --- Yandaş Tv ----Yok kahvedeki Tv. --- Bu olaylar piyasaya olan güveni de bitiriyor ,esnaf kan ağlıyor ,o daha da namus ,şeref kavgası diye ortama duman salıyor, ----Böyle
şey yok kardeşim Amerika bile bizim bankalardan 10 milyar dolar
destek,koltuk almış ,biz bu bunalımdan avantalı bile çıkarız kardeşim ----Ulan adamlar 700 milyar pompaladı yine olmuyor, senin 10 milyarına mı kaldı.. ----Biz
soğan yiyoruz kardeşim bizim beynimiz onlardan daha kral çalışır ,sen
kafanı yorma ,gün gelecek bütün gavurlar bize biat edecek, sen daha da
dalga geç --- Olimpiyatlarda da full altın çekeriz dimi o zaman ? --- Ona garanti veremem o işler farklı işler ,alırız Afrika'dan beş on zenci köle ,o işi de hallederiz evelallah --- Oğlum Deli bırak bu gündem maymunu olmayı ,felsefe falan oku --- Korkuyorum be usta ? --- Neden korkuyorsun ? --- Bende Felsefe korkusu var , --- O da ne ulan Deli ? ---
Ne olacak ? Derine inmekten ,kuyudan çamur çıkarmaktan korkuyorum,ya
çıkamazsam diye korkuyorum ,böyle yarım akıllı idare ediyoruz --- Felsefeden korkma geç kalmaktan kork --- Bak işte aynen "veremden korkma geç kalmaktan kork “ hesabı ; ben felsefeye dalarsam verem olurum be usta ,böyle iyi .... Deli , usta...
|
0 Yorum | Yorum Yap |
edirne/uzunköprü - 10:38, 22/9/2008 - By barbarosfatih |
Seni tanımasamda daha, bana ait bir şeyler olduğunu görebiliyorum gözlerinin ardında. Bilmiyorum beklide bu duyguydu beni senden vazgeçiremiyen ….
Bir şehir gibisin, hayellerin ardına gizlenmiş, sokakların ıtsız,duvarların renksiz ve meydanların sezsiz. Geziyorum anlamaya ve tanımaya çalışıyorum bu şehri;
Sanki benden korkuyor ve bu yüzden renklerini gizliyor sesini kısıyor bu şehir. Beklide bu yüzden hayellerin koşuşturması gereken sokakalar karanlığa esir.
Yalan yok, hiç düşünmedim değil, karanlığından ve sessizliğinden korkup geri dönmeyi, bu şehirde yaşamaktan ve yaşayacağım mutlu hayellerden vazgeçmeyi, ama bunada musade etmedi şehir ...
Ve içimden bir ses, kalmalı ve tanımalısın dedi. Düşündüm bu gizemi terk ettiğimde geri döneceğim yeri, daha büyük karanlıkların, ıtsızlıkların, ve sezsizleğin menbağı, yalnızlığın anavatanı yaşantıma..
Söyle bana ey sevgili, nedir bu gizemin nedeni? Ne demek istiyor bu ıtsız ve karanlık sokaklar, neyi anlatmak istiyor bu renksiz yosun tutmuş duvarlar, susmuş neler gizliyor şu koskoca meydanlar?
Bilmelisin güzel insan;
Bu can ilk defa yaşayabileceği bir şehir uğruna yalnızlığa ihanet etti, ve cesaret edip girdi bu şehirden içeri, bir çocuk kadar masum ve temiz hayellerinin fidanları avucunda.
Müsade et, çocuk kılığında neşeli hayaller koşuştursun sokaklarında, müsaade et duvarların rengarenk boyansın huzura ve sevinç ve mutluluk çığlıkları yankılansın meydanlarında…
SON OLARAK EY GÜZEL İNSAN UNUTMA, sevgisi; umutları ve sahip olduklarıyla, bu şehri fethetmek isteyen bir yürek var bu şehrin kapısında…..
|
|
|