Yeni ERZİNCAN Gazetesi

Şikago'da Türk Festivali

{ 09:27, 11/6/2008 } { 0 yorum } { Link }

 

ŞİKAGO FESTİVALİNE HEMŞEHRİMİZ RIFKI KAYMAZ DA BAKIR İŞLEME ESERLERİYLE KATILDI

6. Chicago Türk Festivali geçtiğimiz hafta ABD’nin Chicago kentinde gerçekleştirildi.

Festival, Başkonsolos Sayın Uğur Kenan İpek’in açış konuşmasıyla başladı.

Halk oyunları, sema gösterisi, defile ve mehter etkinlikleri festivalin açılışında ve diğer günlerde tekrarlandı.

Chicago’da Daley Plaza önündeki alanda açılan Türk Festivaline Kültür ve Turizm Bakanlığınca davet edilen konuk sanatçılar; ebru sanatçısı Erdem Cerit, hat sanatçısı İsmet Keten, lületaşı sanatçısı Hüseyin Yavuz, çini sanatçısı Fahri Çetinkaya, kazaz telkari sanatçısı Hasan Tabakoğlu, hemşehrimiz bakır sanatçısı Rıfkı Kaymaz, tezhip sanatçıları Kaya ve Münevver Üçer kendi eserlerini festivalde  sergilediler, çalışmalarını ziyaretçilere canlı olarak gösterdiler.

Türk Festivalinde misafirlere Türk kahvesi, Mado dondurma ikram edildi, ABD’de bulunan Türk firmalardan bir kısmı da festival çadırlarında Türk el sanatlarından, Türk mutfağından örnekler sundular.

Başkonsolos Sayın U. Kenan İpek’in himayelerinde, Başkonsolosluk İdari ve Kültürel İşlerden sorumlu Ataşe Esma Demirezen’in organizesi ve festival komitesi başkanı Hasan Yavaş, başkan yardımcısı Sevil Kutay’ın çabalarıyla gerçekleştirilen festival, Türk kültür ve sanatının tanıtımı açısından başarılı bir etkinlik oldu.

www.dogugazetesi.com.tr



ABD'de Türk Festivali

{ 10:40, 22/5/2008 } { 0 yorum } { Link }

Rıfkı Kaymaz bakır sanatıyla ABD'de

ABD'nin Chicago kentinde düzenlenen 6. Chicago Türk Festivali 28-31 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirilecek...

Kültür Bakanlığı düzenliyor  

ABD’nin Chicago kentinde düzenlenen 6. Chicago Türk Festivali 28-31 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirilecek.

Türk kültür ve sanatının ABD’de tanıtılmasını amaçlayan festivalde geleneksel Türk el sanatları da sergilenecek. 6. Chicago Türk festivaline Ebru sanatçısı Füsun Barutçugil, hat sanatçısı İsmet Keten, lületaşı sanatçısı Hüseyin Yavuz, çini sanatçısı Fahri Çetinkaya, bakır sanatçısı Rıfkı Kaymaz ve kazaz telkari sanatçısı Hasan Tabakoğlu da eserleriyle katılıyor. Sanatçılar, festival süresince sanatlarını izleyiciler önünde icra edecekler.

Festivalde Tauna Dans grubu da gösterilerde bulunacak.

www.cafesiyaset.com  (20 / 05 / 2008 19:23)



KAZANKAYA'DAN ERZİNCAN'A BAKMAK

{ 10:32, 24/4/2008 } { 0 yorum } { Link }


İnsan günübirlik hayattan, koşuşturmadan bunalınca kendini dinlemek, ruhunu dinlendirmek ister. İçindeki sonsuzluk özlemine sığınır. Gökyüzünü, daları, ovaları, sonsuza kan ırmakları, denizi hayal eder. Ruhunun ihtiyacını sonsuzlukla gidermeye çalışır.
Şair, sonsuzluğa özlemini mısralarla dile getirir. Sonsuz mekânlara sığınan ruhunun dilini çözer. Dağa, denize, sonsuza özlemini bu mekânlarla paylaşır.
Hemen her Erzincanlı gibi ben de gurbetten Erzincan ovasına girerken, etrafı kuşatan sıra dağlara dalar giderim bir süre. Özellikle de Kazankaya tepesi…Onun ihtişamı hepimize çok şey anlatır. Onun sesini yüreğinde duyan özellikle Erzincanlı pek çok şair Kazankaya için şiirler yazmış, sonsuzluğa duydukları özlemlerini onunla paylaşarak dile getirmiştir.
Kazankaya, aynı zamanda Erzincan’da yayınlanan ilk günlük gazetelerimizden biri de aynı zamanda. 1955’lerde yayınlanan ilk mahallî gazetelerimizden.
Geçtiğimiz günlerde yine Erzincan’ımızın ilk gazetelerinden biri olan Öz Erzincan gazetesinin (Ankara Millî Kütüphanede) ilk sayılarında dolaştığımızı yazmıştık. Bu gazetenin önemli bir döneminde emeği, hizmeti, imzası bulunan usta gazeteci ağabeyimiz Şefik Aras, bu yazımızla ilgili olarak bir yazı yazdı köşesinde. İnşallah uygun bir zamanda Şefik Ağabeyimizle bu konuda uzun bir söyleşi yapma fırsatımız olur.
Bugün mahallî gazetelerimizden Kazankaya’nın ilk sayıları arasında dolaşacağız.
Günlük siyasi gazete olarak ilk sayısı 9 Kasım 1955 tarihinde yayınlanan Kazankaya’nın o yıllarda sahibi: M. Necdet Gücen. Mesul müdürü ile Mustafa Kemal Güven.
Kazankaya’nın idarehane adresi şöyle: Yenişehir Trabzon Caddesi No:41 Erzincan. (Şimdi bu numarada hangi işyeri ya da ev var şimdi).
Kazankaya, yayınlanma amacını da şöyle ifade ediyor:”Gayemiz vüsatimiz nisbetinde Erzincan’a faideli olmaktır.”
Hemen her yerel süreli yayında yer alan yerel evlenme haberlerinden biri: “Göncü Abdurrahman Pişkin oğlu Ziraat memuru İhsan Pişkin ile Hancıoğlu İbrahim kerimesi 10.11.1955 Perşembe günü evlendiler. Gençlere saadetler dileriz. (Sayı:2)
Kazankaya, zamanın önemli şairlerinin şiirlerine de yer vermiş sütunlarında. Erzincanlı şairlerin (Mesela: Mete Bali, Turhan Bali, Ali Yağan…) şiirleriyle de tanışıyoruz Kazankaya’da.
Ali Yağan imzasıyla yayınlanan “Vıkkılıy” şiiri, yerel söyleyişin manzum hâle dönüştüğü mısralarla severek okunuyor.
Dönemin valisi Süleyman Onur. Belediye başkanı ise Hüsamettin Atabeyli.
Birkaç haber başlığı: Kemah Belediye Reisi Sadi Özdemir…”
Kemaliye Belediye Başkanı Sabri Nakkaşoğlu…”
Refahiye Zevker arası yolu yapıldı.(24 Kasım 1955)
17 Köy içme suyuna kavuşturuldu. (2.12.1955)
“Bu akşam Yenişehir Sinemasında günlerden beri sayın halkımızın sabırsızlıkla beklediği eşsiz şaheser Zehirli Hayat…Eşsiz film…” (9.12.1955)
Erzincan milletvekillerini resimleriyle de tanıtıyor Kazankaya: “Kıymetli mebuslarımızdan Tevfik Şenocak (19.12.1955), Rahmi Sanalan (20.12.1955), Sadık Perinçek (22.12.1955).
İlginç bir haber daha: Geçen hafta arkadaşının çizmesini çalarak giydiğini bildirdiğimiz Hüseyin Koçoğlu yapılan muhakeme sonunda suçu sabit görülerek 40 gün hapis cezasıyla tecziye edilmiştir. (Kemaliye haberi, 25.12.1955).
Gazete sayfaları o yılların Erzincan’ını, resmî- yerel yöneticisi, siyasetçisi, esnafı, kurumları, ilanları, duyurularıyla yansıtıyor. İnsana “Geçmiş zaman olur ki “ dedirtiyor zaman zaman.
Başka yazılarımızda yine Erzincan’ımızda yayınlanan gazetelerimizin ilk sayıları arasında dolaşacağız inşallah…
www.dogugazetesi.com.tr

ÖZ ERZİNCAN GAZETESİ’NİN İLK SAYISI

{ 12:45, 11/4/2008 } { 0 yorum } { Link }

 

Rıfkı Kaymaz

Erzincan’da yayınlanan ilk günlük gazetelerimizden biri bilindiği gibi Öz Erzincan’dır. Ankara Millî Kütüphanede Öz Erzincan’ın ilk sayıları arasında dolaştık.

Gazetenin sahip ve yazı işleri müdürlüğünü fiilen Suphi Özdemir yürütmüş.

“ Nisan 1953 Perşembe günü yayına başlayan Öz Erzincan’ın (Yıl:1, sayı:1) fiatı 5 kuruş olyarak belirtilmiş.

İlk sayıda Suphi Özdemir “Çıkarken” başlığı ile gazetenin yayın gerekçelerini belirtilmiş.

İkinci sayfada Erzincan başlıklı yazıdaki imza Nusret Bayındır’a ait.

Gazetede yer alan bir ilanı buraya almak istiyorum:

“Tesviyeci Salih Yüksel Trabzon Caddesindeki ticarethanesini Yenişehir’de Kızılay Dükkânlarından 19 noya naklettim. Sayın müşterilerime keyfiyetle duyurulur.

Bir fotoğrafçı reklâmı: Foto Şen.

Bir haber: Ticaret Odasının yeni yapılacak binanın hafriyatına bugün başlanmıştır. İş sahiplerine başarılar dileriz.

Gazetenin diğer sayılarında Yüksek Ziraat Mühendisi Nusret Bayındır’ın bazı sayılarda N.B. imzasıyla yazıları yer almış.

Dokuzuncu sayıda (14.4.1953) bir duyuru/haber: Diyarbakır’a Nakletti.  Kıymetli dostumuz tüccar Mehmet Küçükağa’nın mağazasını Diyarbakır’a nakletmiş olduğunu ve 15.4.1953 Çarşamba günü şehrimizden ayrılacağı takarrür etmiştir. Mumaileyhe hayırlı yolculuklar ve muvaffakiyetler dileriz. Öz Erzincan. (Mehmet Küçükağa’nın Veda notu da aynı sayfada yer almış).

Gazetenin 13. sayısında (18.4.1953) Metin Keskin’in bir şiiri. Akrostiş (Şiirde mısra başlarındaki harflerin alt alta sıralanmasıyla bir kelimenin verildiği şiir). Şiirdeki ilk harflerden Hayrünnisa adı çıkıyor.

Kimi sayılarda Rasim Demirtaş’ın şiirleri yer almış.

Ertuğrul Baydar’ın Kütüphane (27 Nisan 1953), Erzincan Lisesi Müdürü Esat Onatkut’un İstanbul’un Fethiyle ilgili konuşmasının metni (30.5.1953, sayı:42) yazıları…

14 Eylül 1953 tarihli (sayı:88) gazetede haber: Erzincan’a Bir Şeker Fabrikası Kurulmasına Karar Verildi.

Öz Erzincan’ın ilk sayılarında (1950’li yıllardaki)  Erzincan’ın siyasi, sosyal, ekonomik durumuyla ilgili ilginç haber, yazı, diyalogları okumak insanı farklı duygulara götürüyor.

www.dogugazetesi.com'dan alınmıştır.



Yazı: Önce Selam

{ 01:00, 26/3/2008 } { 0 yorum } { Link }
Toplum halinde yaşayan insan, yaşadığı toplumun; âdet, anane, dil, inanç, kültür gibi değerlerini dikkate alarak yaşamak durumundadır. Çünkü toplum, belirli ortak değerleri benimseyen, onları hayatlarına yansıtan insan topluluğudur.
Ortak kültürel değerler, ortak bir yaşama biçimi oluşturur. Bu ortak değerlere aykırı davranan insan, kendi toplumuna yabancılaşır.
Ortak değerler benimsendikçe ve yaşandıkça gelişir. Bu değerler, toplumun bütün insanlarını bir arada, birlik ve beraberlik içinde huzurlu ve mutlu bir biçimde yaşatır.
Toplumda yaşayan insanların bu ortak değerlerle hep birlikte yaşayabilmeleri için kendi aralarında ciddî, samimî, sağlam köprüler oluşturmaları ve sağlıklı bir iletişim kurmaları gerekir. Bu iletişimin ilk basamağı selâmlaşmaktır.
Selâm, insanlar arasında kurulacak iletişimde önemli bir adımdır. Selâm, iletişim köprüsünün ilk halkasıdır. Sevginin, dostluğun harcı, olmazsa olmazıdır.
Okulda, çarşıda, pazarda, camide, selâmla kurulan yakınlık, dostluğa, kardeşliğe dönüşür.
Aynı apartmanda yaşayan, aynı kurumda görev yapan kimi insanların birbirlerine selâm vermeden, iyi günler, iyi akşamlar, iyi görevler dilemeden, merhaba demeden yaşadığı ne yazık ki bir gerçek. Apartmanı paylaşan, birkaç dakika da olsa bir asansörde selâmsız, sabahsız birbiriyle selamlaşmayan asık suratlar, insanlara tebessüm etmenin, güle yüzlü davranmanın bir ibadet olduğunu bilmiyorlar mı? Selâm vermek, “selâmünaleyküm” demek güler yüzün, iyi niyetin kelimelerle bir ifadesidir aynı zamanda. Selâmdan uzak böylesi insanlardan oluşan bir toplum, sağlıklı bir iletişimi kuramaz ve birlikte yaşamanın mutluluğunu hakkıyla yaşayamaz.
Sevgili Peygamberimiz, insanların birbirini sevmesinin, birbiriyle kaynaşmasının reçetesini şöyle veriyor: "İman etmedikçe Cennete giremezsiniz: birbirinizi sevmedikçe, olgun bir îmana sahip olamazsınız. Size, yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şeyi haber vereyim mi? Aranızda selâmı yayınız!..." (Müslim, İman, 93). Bir sahabi Hz. Peygamber (s.a.s)'e: "İslâm’ın hangi işi daha hayırlıdır" diye sorduğunda, Allah Resulü şöyle buyurmuştur: "Yemek yedirmen, tanıdığına ve tanımadığına selâm vermendir." (Buharî, İman, 6- 20). Peygamber Efendimiz yanında büyüttüğü Enes (r.a)'e şöyle buyurmuştur: "Oğlum! Ailenin yanına girdiğinde selâm ver ki, sana ve ev halkına bereket olsun" (Tirmizî, İstizân, 20).
Birbirimizi sevmek inancımızın gereği. Birbirimiz için iyi ve güzel şeyler dilemek görevimiz. Birbirimizi sevmenin, sevememe hastalığının en önemli reçetesi ise selâm.
Selâmı vermek sevmeye; selâmı yaymak, selâmlaşmak, sevgiyi topluma yaymaya vesile olur.
Selâmlaşan iki insan arasında; sevgi, saygı, kaynaşma canlanır ve büyür. Bir selâm, bir güler yüz, iletişimin altın anahtarı olur. Selâm, konuşmanın önünü açar: “önce selâm” verilir “sonra kelâm”a, söze geçilir. Atalarımız “önce selâm, sonra kelâm” demiyorlar mı? Hâl hatır sorulur, iltifat edilir, sohbetler yapılır. İnsanlar birbirini daha yakından tanır, ortak zevkler, duygular, fikirler ortaya çıkar. Sıcak dostluklar kurulur. Konuşarak anlaşılır. Ortak noktalarda buluşulur. Ya da farklı fikirlere, zevklere tahammül etmeye alışılır. Hoşgörü yaygınlaşır. Konuşa konuşa iletişimin sıcak yüzü, yüreğimizi ısıtır. Dostluk, kardeşlik, birlik ve beraberlik duyguları toplumu kuşatır.
Dünyevî hiçbir kaygı gütmeden, belki hiç de tanımadığımız bir insana “Allah’ın selâmı üzerinize olsun!”demek, ne güzel bir dilek, ne güzel bir duadır!
İnsan verdiği selâmla, verilen insana bir adım daha yaklaşır. Alınan selâmla, bir adım daha atılır dostluğa, kardeşliğe. Yüzler tebessümle daha bir güzelleşir. Gönüllerde sevgi çiçekleri açar.
Günümüz insanı, yoğun bir tempo ile yaşıyor. Selâma, konuşmaya, hatır sormaya, ziyarete gitmeye nedense pek vakit ayıramıyor. Selâmın insanî ve İslâmî bir görev olduğunu unutuyor, ya da önemsemiyor. Böylece dostluğun sıcak ortamını yakalayamıyor. Daha bireysel bir yaşayışı tercih ediyor. Bencilleşiyor. Paylaşmayı bilmiyor. Daha az konuşuyor, dertleşiyor. Mutlulukların paylaşıldıkça artacağını, dert ve sıkıntıların ise azalacağını gerçeğinin farkına varamıyor. Bu durum, onu strese, sıkıntıya sokuyor, sinirli, çekilmez bir hale getiriyor. Kendisiyle barışık olmadığı için, yalnızca kendisine, ailesine değil, çevresine de, etrafına da hep sıkıntı veriyor.
Bu olumsuz tabloyu sağlıklı kılacak şifre; selâmdır. Selâm, sevgi, saygı ve insanlığın anahtarıdır.
İnsanı insana yakınlaştıran, sevdiren, saydıran, anlaştıran iletişimin iki hecelik adı; selâm.
Bu şifre, bu anahtar, bu dilek, ilişkilerimizi ısıtacak, dostluk, kardeşlik kapılarını açacak, bizi daha olgunlaştıracak ve mutlu bir insan kılacaktır.
Rıfkı Kaymaz


BAKIR ÜZERİNE HAT TUĞRA SÜSLEME ÖRNEKLERİ ZÜRİH' TE

{ 09:19, 8/2/2008 } { 0 yorum } { Link }

            * Fuara Bakır El İşleme Sergileriyle tanınan hemşerimiz Rıfkı Kaymaz da; bakır üzerine hat, tuğra ve süsleme çalışmalarıyla katıldı. Türk fuar standında izleyicilere çalışmalarını sundu.

 

            Erzincan Bakır El İşleme Örnekleri, Zürih’te açılan turizm fuarında teşhir edildi.

            31 Ocak-3 Şubat 2008 tarihleri arasında İsviçre’nin Zürih kenti Fuar Merkezinde düzenlenen turizm fuarına T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı da katıldı.

            İsviçre’nin Zürih kentinde turizm alanında hizmet veren Türk turizm büroları da Türk standında yer aldı. Türk standını gezenler; Türk lokumu, baklava ve aşureden tattılar. Türk turizmi, turizm mekânları, ulaşım konularında bilgi aldılar. Ülkemize ilişkin broşür, afiş, harita ve rehber kitapçılarına ilgi duydular.

            Türk standında Ramazan Kale Eskişehir-Lületaşı, Nebahat Maşalı Tel Kırma, Rıfkı Kaymaz da Erzincan Bakır El İşleme Örneklerini, Bentour standında ise M. Server Demiriz cam sanatını fuar ziyaretçilerine örnek çalışmalar halinde sundular.

            T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür ve Tanıtma Genel Müdür Yardımcısı İbrahim Yazar ve Zürih Kültür ve Tanıtma Ataşe Yardımcısı Fulya Durgut, fuarın ülkemizin turizm zenginliklerini tanıtmada önemli rol oynadıklarını belirttiler.

            Fuar, İsviçre’de yaşayan Türk vatandaşlarınca da ilgiyle karşılandı.



Erzincanlılar Ansiklopedisi

{ 07:59, 16/1/2008 } { 0 yorum } { Link }

Erzincanlı kültür adamları, sanatçılar, edebiyatçılar,bilim adamları, siyaset adamları, bürokratlar…

                   Kültür, Sanat, Edebiyat, Bilim, Siyaset, Bürokrasi  Dünyasında

E R Z İ N C A N L I L AR

ANSİKLOPEDİSİ

Hazırlayanlar:

Rıfkı Kaymaz

H.İbrahim Özdemir

Baskı aşamasına gelen ansiklopedimizde,  aşağıdaki şartları taşıyan hemşehrilerimizin  biyografilerine yer veriyoruz. Ansiklopedide yer almasını istediğiniz isimleri, varsa mail adresleriyle bize bildirmenizi diliyoruz.

 

Kültür, Sanat, Edebiyat, Bilim, Siyaset, Bürokrasi Dünyasında

E R Z İ N C A N L I L AR

ANSİKLOPEDİSİ

Erzincanlı kültür adamları: Âlimler, din-tasavvuf büyükleri.

Erzincanlı sanatçılar : Ressamlar, hattatlar, sanatçılar.

Erzincanlı edebiyatçılar : Yazarlar, şairler, gazeteciler (sarı basın kartı sahibi, en az beş yıldır                               profesyonelce gazetecilik yapanlar).

Erzincanlı bilim adamları : Akademisyenler (Alanlarında en az doktora yapanlar).

Erzincanlı siyaset-devlet adamları: Milletvekilleri, bakanlar.

Erzincanlı yerel yöneticiler : Belediye başkanları (İl, ilçe).

Erzincanlı bürokratlar : Bürokraside en az daire başkanı olarak görev yapanlar.

 

 

                                                           RIFKI KAYMAZ

e-mail: rifkikaymaz@hotmail.com

Tlf.:0542 6501220   



SU/ Rıfkı Kaymaz

{ 01:27, 9/8/2007 } { 0 yorum } { Link }

Hayatın dört unsur üzerine kurulduğu (anasır-ı Erbaa) söylenir: Hava, su, toprak, ateş.

Yaşamak  bu dört unsurlu mümkün. Yaratıcı; hava, su, toprak ve ateşi bizim için yarattı. Onları bizlere armağan etti.

Yaşamamız için havaya, suya ihtiyacımız var. Nefes almadan, su içmeden yaşamak mümkün değil. Toprak beslenme kaynağımız, mutfağımız. Ateş, pek çok ihtiyacımızı karşılamamamız için gereken bir araç. Isınmak, besinlerimizi  pişirmek  onunla.

Su bir  hayat. Hayatın her anı onunla iç içeyiz. O, her varlığa can taşıyan bir sıvı.

Dünyamızın yüzde sekseni o. Vücudumuzun yüzde yetmişini o oluşturuyor. Kanımızın yüzde doksanına yakını yine o. İçtiğimiz suyun yüzde sekseni beynimize gidiyor. O bedenimize zindelik, canımıza can katıyor. Sağlık armağan ediyor. Beynimizi açıyor, ruhumuzu dinlendiriyor.

Su temizler. Hem maddî kirlerden hem de aldığımız abdestle bedenî ve ruhî kirlerden arınırız. Öldüğümüzde son kez onunla yıkanır, ebedî yolculuğa çıkarız.

Su eritir, değiştirir. Değişime neden olur. Kupkuru bir üzüm dalından, koskocaman bir çınar kökünden damla damla yükseklere uzanır. Üzüme, dala, yaprağa, meyveye dönüşür. Kuru dal yeşile bürünür, canlanır, büyür.

Su onarır, tedavi eder. Beden ve ruh sağlığımız onunla dengelenir. Vücudumuzdaki su oranı düştüğünde susuz kalan ir ağaç gibi kurur, hastalanır, solarız.

Su medeniyettir. Temizliğin, saflığın, rahmetin medeniyetidir. Bizim medeniyetimizin mimarîsinde, fisebilillah, yalnızca Allah için yapılan çeşmeler, sebiller şehirlerimizi su sesleriyle onarır, inşa eder. Sebiller, su sesleri, kanat şakırtıları ve  güvercin hu hu’larıyla manevî bir ziyafet sofrasına dönüşür, yüreklerimizi serinletir. 

Atalarımız su sesiyle tedavi konusunda önemli adımlar atmışlar.Su sesi terapisiyle bimarhaneler, şifahaneler açmışlar. Hastalıklara şifa aramışlar. Ruhî sıkıntıları suyun ilahileriyle, besteleriyle aşmışlar.

Günün stresinden, yeşilliğin ortasında bir derenin şırıltısında nasıl da dinlenir insan. Nasıl da huzur bulur.

Atalarımızın “Su gibi aziz ol!” duasında dile geldiği gibi su azizdir, değerlidir.

Su canlı bir varlık halinde insanla iletişim kurar. Onunla dertleşir, onu teskin eder. Yapılan deneyler onun canlılığını ortaya koyuyor. Bir bardak suya söylenen güzel ya da kaba sözler farklılaştırıyor bardaktaki suyu. Bardak içindeki su sözlerin niteliği ve söylenişiyle farklı özelliklere dönüşür.

“Susayan toprağın ey dost yeri sensin göğü sen”diyor Abdullah Öztemiz Hacıtahiroğlu.Toprağın suya hasretini dile getiriyor.Su yağmur olup toprağın susuzluğunu gideriyor.Yıkıyor kirlerini. Sonsuz bir bereketi yeryüzüne bırakıyor. Bir rahmeti sağnak sağnak sunuyor toprağa ve bizlere.

Bir kar haline dönüşüyor kışın. Bembeyaz rengiyle gönüllere, toprağa doyumsuz bir ziyafet sunuyor.

Su cana dönüşür. Su, kaynaktan akışıyla dereye, ırmağa dönüşür. İnsan, Yunus’un mısralarıyla “Sular gibi” çağlayarak onunla dost olur.Yaylalarda şırıl şırıl akan derenin sesi, çoban çeşmesinden aka suyun sesiyle Faruk Nafiz’in mısralarıyla bir çobanın kavalına eşlik eder:

“Derinden derine ırmaklar çağlar/Uzaktan uzağa çoban çesmesi

Ey suyun sesinden anlayan bağlar/Ne söyler şu dağa çoban çesmesi.”

Şelâle olur çağlar sonsuza dek, çağıldar.

Su acıyı, kederi, hüznü bir insan gibi üstlenir. Fırat, Dicle, Tuna olur. Tuna, Osman Paşa ile birlikte seslenir tarihin derinliklerinden:

“Tuna nehri akmam diyor/Etrafıma yıkmam diyor,

Şanı büyük Osman Paşa/Plevne’den çıkmam diyor.”

Necip Fazıl, insanı “kıvrım kıvrım” akan suya benzetir, Sakarya Türküsü’nde:

“İnsan bu su misali kıvrım kıvrım akar ya/Bir yanda aktan benim öbür yanda Sakarya.

Sen ve ben gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız/Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız.”

Küçük Musa’yı  Asiye’den emanet alan ırmak onu Firavun’un sarayına götürür. Gün gelir Kızıldeniz Firavun’a mezar olur.

Damlalar bir araya gelir, göl olur. Irmaklar bir araya gelir deryaları oluşturur. Deniz sonsuzluğa alıp götürür bizi.

Yahya Kemâl, Açık Deniz’de onun tadını unutamadığından söz eder:

“Mahzun hudutların ötesinden akan sular/Gönlümde hep o zanla beraber çağıldadı.

Gittim son diyara ki serhaddidir yerin/Hala dilimdedir tuzu engin denizlerin.

Duydum ki ruhumuzla bu gurbette sendeniz.”

Abdullah Satoğlu, “Suya Övgü” dizer:

Ey Rabbın en büyük nimeti/Sen Kabe’de zemzem/Cami avlusunda sebil

……

Her duasında rahmetli annem/“Su gibi aziz ol” derdi/Annem gibi aziz olan su/Sebil sebil cami avlusu.”

Nurullah Genç, evrenin susuzluğunu bitirecek Rahmet Peygamberimizi anlatır mısralarıyla:

“Yağmur seninle biter susuzluğu evrenin,

Sana mümindir sema, sana muhtaçtır zemin.”

Divan şairi Fuzulî’nin su redifli şiiri, “Su Kasidesi” edebiyatımızın en güzel naatlerinden biri.

“Hâk-i pâyine yetem der ömrlerdir muttasıl /Başını taştan taşa vurup gezer âvâre su”

(Su senin –Peygamberimizin- ayağının toprağına erişeyim diye durmadan, ömürler boyu başını taştan taşa vurarak âvâre gezer durur.)

Su, rahmet, yağmur, bereket, gül…

İlâhi, bizi susuz bırakma.

 Rıfkı Kaymaz



SILA FOTOĞRAFLARI

{ 04:10, 1/8/2007 } { 0 yorum } { Link }

 

Sıla, her insan için çok şey ifade eder. Doğup büyüdüğümüz, birlikte yoğrulduğumuz toprak. İlimiz, ilçemiz, köyümüz. Hatıralarıyla birlikte iç içe yaşadığımız sılamız. Evimiz, yuvamız. Tarlamız, bahçemiz, toprağımız, dağımız, bağımız, deremiz. Geçmişimizi ebediyete uğurladığımız mezarlığımız. Acımız, hüznümüz, sevincimiz, mutluluğumuz. Sevdiklerimiz, dostlarımız. Aldığımız nefes, içtiğimiz su, yediğimiz aş: Sılamız.

Erzincanlının yüreğinde her an canlı bir sevda. Sıla: Erzincan.

Lütfi Özgünaydın’ın Erzincan fotoğraflarını ve denemelerini içeren Erzincan albümüne bakarken bir kere daha sılamı andım. Onun dünyasında dolaştım. Hatırladım, düşündüm, yol aldım.

Lütfi Özgünaydın, usta bir gazeteci., bir yazar. Baraj, Köyden Kente, Şelale Söğüt Ağacı, Taş Yolu yayınlanan öykü kitapları.

Onu, yıllar öncesi tanıdım. Erzincan Doğu Gazetesinde sevgili dost Halil İbrahim Özdemir’le birlikte onun Gurbeti çıkardığı günlerdi. Eğin’i konu şiir yarışmasına katılmış, dereceye girmiş, hatırladığım kadarıyla da bir ceket hediye almıştım.

Özgünaydın, son yıllarda usta fotoğrafçılığıyla sılamızı, güzel Erzincanımızı objektifiyle bizlere, yalnızca gözlerimize değil yüreklerimize de sunuyor. Usta fotoğrafçıyı diğer fotoğrafçılardan ayıran özellik bu. Fotoğrafçı, objektifiyle, usta fotoğrafçı yüreğiyle fotoğraf çeker. Özgünaydın işte böyle bir sanatçımız. Sıtkı Fırat, Y.Ziya Ademhan gibi usta bir sanatçı hemşehrimiz.

Özgünaydın’ın İstanbul’daki sergisine katılamadım. Geçtiğimiz günlerde Oromedya’nın sahibi Cüneyt’le birlikte, Esenler Belediye Başkanımız, değerli hemşehrimiz Mehmet Öcalan’a  yaptığımız ziyaretin güzel bir hatırası oldu.

Yerel yöneticiliği yanında kültür, sanat ve edebiyatseverliğiyle de takdir edilen değerli başkanımızın hediyesi Özgünaydın’ın Erzincan Albümüydü.

Birbirinden güzel fotoğraflar, Özgünaydın’ın denemeleriyle ( İngilizceleriyle birlikte) bütünleşmiş.

Albümü gören bir yabancının, Erzincan’ı konu alan İngilizce denemelerle birlikte Erzincanla tanışması ne güzel! Bu güzel denemelerin Özgünaydın’ın www.ozgunaydin.com sitesinde  her iki dilde de yayınlanmasının önemini ifade etmek istiyorum.

Özgünaydın’ın fotoğraflarına yansıyan Erzincanımızı , onun güzel insanlarını bir albüm halinde bizlere ulaşmasına katkı sağlayan Erzincan Kültür Eğitim vakfı yetkililerine , bu albüme emeği geçenlere teşekkürlerimi sunuyor, Özgünaydın’ı bir kere daha takdirlerimi iletiyorum.

(Erzincan, Fotoğraf-deneme, Lütfi Özgünaydın, İlke Kitap, İstanbul 2007, e-mail: lutfi@lutfiozgunaydin.com)

Rıfkı KAYMAZ

www.dogugazetesi.com'dan



Fıkralarla Yaşamak/Erzincan Fıkraları

{ 09:14, 31/3/2007 } { 0 yorum } { Link }

            FIKRALARLA YAŞAMAK

Rıfkı Kaymaz

Bir süredir Kanal ‘ televizyonunda Fıkralarla Türkiye adıyla bir program yayınlanıyor.Zaman zaman izliyorum.Halkımızın hayata bakışını mizahi bir espri içerisinde yansıtan bu program ne derece ilgi görüyor, ne derece izleniyor bilemiyorum. Ama ben insana seyrettiğinde hayırlı hiçbir şey vermeyen pek çok programdan daha yararlı olduğuna, insanı hiç değilse güldürerek, tebessüm ettirerek dinlendirdiğine inanıyorum.

Fıkralarla Türkiye programı ne kadar devam edecek?

Pek çok ilimizin bu çerçevede bu programda yansıtılacağını sanıyorum.

Erzincan fıkralarının da bu anlamda program çekimlerinin yapıldığını öğrendim. Erzincan fıkralarını  Kanal 7 televizyonundan dinlemek, seyretmek hepimize hoş duygular verir sanıyorum.

Gazeteci, romancı, şair dost Halil İbrahim Özdemir’in Erzincan Fıkraları isimli kitabı yayınlandığı zaman da benzeri duygular taşımıştım. Temel fıkraları, Karadeniz fıkraları yanında Erzincan fıkralarını dinlemenin, o fıkralardaki hayatın içinde yaşayan Erzincanlılara daha bir zevk vereceğini düşünmüştüm.

Özdemir, yapı olarak espriye, fıkraya, sözlü anlatıma  yatkın bir kalem. Yıllardır Erzincan’da, Cimin’de yaşamanın, bu toprağın insanıyla iç içe birlikte olmanın artılarıyla Erzincan fıkralarını dermeye başlamıştı. Kitabın şekillenme aşamasında pek çok fıkrayı ondan dinlemiş, etkilenmiş, lezzet de almıştım. Artık kitap yayınlandı, okunuyor. Kitaptaki fıkralar da ulusal bir tv kanalından bütün Türkiye’ye açılıyor.

Bilindiği gibi fıkralar halk edebiyatımızın sözlü ürünlerinden.Hoşca vakit geçirmek, eğlenmek amacıyla söylenen, anlatılan, yeri geldiğinde ise yalnızca onunla bile çok şeylerin anlatılabildiği bir ürün. Halkımızın ortak, anonim bir ürünü. Hayatın içinde kendiliğinden oluşan, anlatılarak kabul görülen, yaygınlaşan ve artık halkın hayata ve olaylara ortak bakışını sergileyen bir tür. Fıkralar, halkımızın ince zekasını, hazır cevaplığını, ya da kimilerinin anlayışsızlığını, duyarsızlığını eleştirerek yansıtır. Kullanılan dilin ses özellikleri de bu fıkraların hangi bölgelere ait olduklarına ilişkin ipuçları da verir.

Erzincan fıkraları, yöremizde yayınlanan bir ilk kitap. Bu kitaptaki fıkralar bizi ne derece etkiliyor, ne derece güldürüyor?Belki  kimi fıkralar “e ne var ki bunda!” diyebileceğimiz türden fıkralar olarak da gelebilir bize.... Önemli olan, bu fıkraların derlenmesi, toparlanması. Bu fıkralar okunacak, anlatılacak, belki yeni eklemelerle yeniden şekillenecek. Halka daha bir mal olacak.

Özdemir, bu fıkraları derlemekle, sözlü kültürümüzün önemli ürünlerini bir araya getirdi.Keşke fıkralarımız gibi diğer sözlü kültür değerlerimiz de hakkıyla değerlenip, toparlanabilse…

Rıfkı Kaymaz



Erzincanlı Şair: Hüseyin Erdoğan

{ 12:36, 24/2/2007 } { 0 yorum } { Link }

ERZİNCANLI ÂŞIK

Rıfkı Kaymaz

Erzincan toprağı bilim, sanat, kültür dünyasında önemli isimler yetiştirmiştir. Bugün edebiyat dünyamızda eserleriyle tanınan pek çok yazar, şair , halk ozanı ve bilim adamı eserleriyle, çalışmalarıyla  günümüz insanına seslenmektedir.

Geçtiğimiz günlerde Ankara’daki Erzincanlı bürokratlarımızdan İshak Yılmaz kardeşimin kitaplığında “Hayatımla Arkadaş” isimli bir kitapla karşılaştım. Erzincan Belediyesi’nin 5 numaralı yayını bu eser 1996 yılında yayınlanmış. O yıllarda Belediye Başkanı olan Talip Kaban’ın takdimiyle yayınlanan bu eser Erzincanlı aşık ve şair Hüseyin Erdoğan’ı n şiirlerini içeriyordu.

Tarihî bir eserle karşılaşmış gibi sevindim. Erzincan Belediyesi olarak yakın yıllarda yayınlanan ve Erzincan’ı konu alan kitapları hatırladım. Eser tespitinde ne derece isabet edilip edilmediğini bir yana bırakarak bu eserlerin basımına karar veren başkanlarımızı takdirle andım.

Yayınlanan her eser, şöyle ya da böyle bir değer ifade eder.

1933 doğumlu Erzincanlı şair ve âşık Hüseyin Erdoğan’ı yeterince tanımadım. Ama o bugün bu eseriyle karşımda. Şiirlerini okuyorum.

Eserden onunla ilgili kısa bilgiyi aktarmak istiyorum önce:

1933 Erzincan (Hancı çiftliği Köyü) doğumlu.Köyünde okul olmadığı için babası kardeşiyle birlikte komşu köy ilkokuluna kaydettirdi (1943). Yaya olarak kırk beş dakika köylerinden uzaktaki bu köyde kerpiçten yapılmış ilkokulda öğrenime başladı.1948 ‘de okul birincisi olarak ilkokulu bitirdi.17 yaşından itibaren âşık tarzı şiirler yazdı/söyledi.

Eseri:Hayatımla Arkadaş, (Erzincan Belediyesi Yayınları:5, Erzincan 1996, Ermat Ofset)

            Hüseyin Erdoğan’ın Erzincan’ımızı konu alan bir şiirini de sizinle paylaşmak istiyorum:

İLİMİZ

İlimiz Erzincan’ı getirsem dile

Her varlığı vardır, daha çok görsem.

Bahçelerde çiçek, güller bülbüle,

Çiçek arının, bülbüle gül versem. 

 

Karasuyu, Fırat nehri çağlıyor

Depremlerde insanları ağlıyor

Yazı kader bir çokları ölüyor

Allah’tan gelene daim şükretsem. 

 

Bahçeleri vardır, çiçekler açar

Yeşil yaylasına insanlar göçer

Çadırı kuranlar suyundan içer

Kursam çadırımı suyundan içsem. 

 

Centilmendir Erzincan’ın uşağı

Severler insanı görmez aşağı

Böyle insanlarda tabi yüz ağı

Yiğit insanları övsem ve sevsem. 

 

Erzincan şehrimiz ne kadar övsem

İnsanımız merttir dile getirsem

Hep insanız insanları seversem

Hoş olur hanemde sofra serersem. 

 

Şair içtenlikle iline yazmış

Kazma kürek ile toprağı kazmış

Her varlık toprakta farkına varmış

Vatan toprağımız yüzümü sürsem. 

 

Şair Hüseyin’im Erzincan’ı anlattım

Bir destan yazdım, kitapta tuttum

Ölürsem burada tutun tabutum

Erzincan’da kara toprağa girsem.



Erzincan Kitaplığı/Rıfkı Kaymaz

{ 08:42, 29/1/2007 } { 0 yorum } { Link }

ERZİNCAN KİTAPLIĞI/Rıfkı Kaymaz

Erzincan,  tarih boyunca pek çok felaketle karşı karşıya kalmış şehrimiz.

 

Seferberlik yılları, çekilen sıkıntılar, depremler… Bütün bunlar Erzincanlının ruh yapısında derin izler bırakmış, onu dertli, içli,  yanık bir insana dönüştürmüştür. Türkülerimiz, ağıtlarımız bu nedenle acılarla, sıkıntılarla, dertlerle, gözyaşlarıyla birlikte  dile getirilmiştir.

 

Yaşanan acı günler, depremler yalnızca Erzincanlının gönlünde derin yaralar açmakla kalmamış, Erzincan’ın kültürünü de etkilemiş, tarihi eserlerini adeta yerle bir etmiştir. Tarihî yapılar, yazılı kültür bu anlamda büyük olumsuzluklarla zarar görmüştür.

 

Bugün Erzincan ile ilgili sözlü, yazılı kültürel değerlerin araştırılmasında bu nedenle büyük zorluklar yaşanmaktadır. Tarihi, kültürler kaynakların adeta kaybolması, araştırmacıların araştırmalarının önünde en büyük engel oluşturmaktadır.

 

Olan olmuş, bugünlere gelinmiştir.

 

Şimdi artık bugünün ve yarının değerlendirilmesi yapılmalıdır.

 

Erzincan kültürü, tarihi, eserleriyle ciddi bir biçimde tesbit edilmeli, derlenmelidir.

 

Bu anlamda özellikle kültür adamlarımızın tekliflerini dikkate almak zorundayız. Erzincan il kültür Müdürümüz alanında donanımlı bir bürokrattır. Konu ile yapılacak çalışmaları zaman zaman da kamuoyuna açıklamaktadır.

 

Bu konuda atılacak ilk adımlardan birinin, Erzincan Kitaplığı adıyla bir derleme çalışması olabileceğini ifade etmek istiyorum. Erzincan Belediyesi, ya da Erzincan Kütüphanesi bünyesinde açılacak Erzincan Kitaplığı, özellikle Erzincan ile ilgili her tür basılı yayının bir araya getirilerek derlenmesiyle oluşturulabilir. Erzincanlı yazarların kitapları, Erzincan’ı konu alan kitaplar, dergiler, yayınlar, kasetler, CD’ler…

 

Bugün Erzincan’da yayınlanan günlük gazetelerden birer nüshanın bu kitaplıkta derlenmesi çok önemlidir. Bugünün gazeteleri yarınki araştırmacıların en önemli belgeleri olacaktır.

 

Erzincan Kitaplığı bugünden oluşturulmaya  başlanmalı. Eserler, kayıt altına alınmalı, arşivlenmeli. Yapılacak iş bugün için çok önemli görünmeyebilir. Ama yarın Erzincan ile ilgili kaynaklar araştırıldığı zaman, bu kitaplığın ne derece ciddi bir kaynak oluşturduğu anlaşılacaktır.

 

Erzincan kültürünü, değerlerini önemseyen birisi olarak konuyu, ilgili kişi ve kuruluşlara aktarmak  istedim. Dileğim bu ve benzeri konuların özellikle Erzincanlı kültür adamlarımızca gündeme getirilmesi ve gerçekleştirilmesi yolunda adımların atılması.

 



Erzincan'a Girdim

{ 10:25, 28/12/2006 } { 0 yorum } { Link }

ERZİNCAN’A GİRDİM…

      Rıfkı Kaymaz 

     Türkülerimiz, bizim duygu ve düşüncelerimizi, hayata bakışımızı yansıtır. Acılarımızı, sevinçlerimizi ifade eder. Gözyaşı olur mısralara akar, ağıt olur…

      Erzincan türküleri; çoklukla acıyı, ayrılığı, gurbeti terennüm eder.

      Depremlerle yerle bir olan Erzincanlı, işgal yıllarında bin bir sıkıntıyla karşı karşı karşıya kalır. İşsizlik nedeniyle ayrılmak zorunda kalır sılasından. Ona hasret duyar, ağlar, hüzünlenir. Türkülere sığınır.Türküler yakar. İçli mısralarla seslenir.

      “Erzincan’a girdim ne güzel bağlar…Elleri koynunda bir gelin ağlar.” Da böylesi türkülerimizden biri.

      Erzincan Ticaret ve Sanayi Genel Sekreter Yardımcısı olarak görev yapan Mustafa Babayiğit, “Erzincan’a Girdim” adı altında topladığı yazılarında Erzincan’ın özellikle ekonomik ve sosyal sorunlarını değerlendiriyor.

      Babayiğit,Medya ve Doğu gazetelerinde yayınlanan yazılarında bu anlamda Erzincan’ın bir fotoğrafını çekmiş.Erzincan ekonomisi, Erzincan’da tavuk üretimi, Erzincan’ın trafik sorunları, üç önemli hizmet,küçük sanayi siteleri, otobüs firmaları, pahalılık, bakır imalatı, el sanatları, kobiler, Erzincan kalkınması, sivil toplum kurulmuşları,ticaret borsası,gibi başlıklar Babayiğit’in özellikle Erzincan ölçekli değerlendirmelerindeki yaklaşımı yansıtıyor:Erzincan’ın ekonomik ve sosyal kalkınması…

      Babayiğit, Doğu Anadolu bölgesinin Ekonomik ve sosyal yapısına ilişkin görüşlerini de eserinde ortaya koyuyor.

      15 Haziran 2006 tarihinde Ankara’da Tuskan’ın çatısı altında bulunan Birleşik İş Adamları Dernekleri Federasyonunda Genel sekreter olarak çalışmak üzere Erzincan’dan ayrılan Mustafa Babayiğit, Erzincan’ı konu alan bir yazısında:”Her köyün her tepenin her evin ayrı bir hikayesi var ve en önemlisi bu hikayeyi size seve seve anlatacak misafirperver Erzincanlılar var.” Diyor. Erzincan’ın doğal, kültürel zenginliklerini sıralıyor.

      Babayiğit’in yazıları Erzincan’ın ekonomik ve sosyal tarihine bir anlamda önemli kayıtlar düşürüyor. Bu yazıların doğu gazetesi köşelerinden seçilerek kitaplaşması bu açıdan önem taşıyor. Yıllar sonra bu kitaptaki yazılarla o yılların Erzincan’ını karşılaştırmak, Erzincan adına hangi önemli adımların atıldığını, hangi noktalara gelindiğini görmede önemli bilgileri verecektir.

      Erzincan’ın kalkınması sevdasıyla dolu bir Kayserili yazara, Babayiğit’e tebrik ve teşekkürlerimizi sunuyorum.

(Erzincan’a Girdim, Mustafa Babayiğit, Doğu Yayınları, Erzincan 2006)



Kitap:Unutulmayan ERZİNCANLILAR

{ 01:31, 23/11/2006 } { 0 yorum } { Link }

UNUTULMAYAN ERZİNCANLILAR

 

Son yıllarda Erzincan ile ilgili eserlerin yayınlanması ne güzel!

Güzel Erzincan’ımızın tarihi, kültürü, sosyal ve ekonomik yönlerini ele alan bu eserler araştırmacılar için önemli basılı kaynaklar.

Araştırmacı-yazar Yunus Nadi Akın’ın “Geçmişten Cumhuriyet’e Unutulmayan Erzincanlılar” da  böylesi eserlerden.

Akın, 1948 Erzincan-Kemah doğumlu. İlk ve orta öğrenimini Kemah’ta, Bölge Ziraat Okulunu Erzincan’da bitirdi. Türkiye Zirai Donatım Kurumu, Erzincan Teknik Ziraat Müdürlüğü’nde görev yaptı. 1992 depremi sonrası Bursa Tarım İl Müdürlüğüne tayin oldu. 1994’te emekli oldu. Bir süre ticaretle meşgul oldu. 2002’den bu yana Erzincan ile ilgili araştırmalar yapıyor, yazılar yazıyor.

Yunus Nadi Akın, “Erzincan benim iki gözüm, gönül sazım, alın yazımdır” diyor ve “maziden miras kalan ecdat yadigârı eserlere, vatan ve milletine şerefle hizmet etmiş şahsiyetlere sahip çıkmanın, onlara hak ettikleri değeri vermenin” milletimizin aslî görevi olduğunu dile getiriyor.

“Geçmişten Cumhuriyete Unutulmayan Erzincanlılar” bu düşüncelerle kaleme alınmış. Geçmişten 1920-23 senelerine kadar geçen zaman diliminde unutulmayan Erzincanlıları konu alıyor Akın’ın kitabı.

Erzincan merkez, ilçe, İliç, Eğin, Refahiye ve Tercan’da yetişen, eser veren isimlerin hayat hikayelerinin verildiği eserde renkli simalar başlığı altında 17 yazar, şair ve sanatçının hayatını da konu ediniyor.

Eser, özellikle Erzincan üzerine araştırma yapanlar için önemli bir kaynak.

Yunus Nadi Akın, “isimleri bizce bilindiği halde haklarında yeterli bilgi edinilemeyenler, vali, kaymakam, ozan, şair, bestekâr, ilâhiyatçı, belediye reisi, profesör, hukukçu, sporcu ve müzisyenler ile Cumhuriyettin ilanından sonra siyasi hayata atılanlar, başarılı iş adamları, tarafımızdan unutulanlar ve diğer meslek grubundaki Erzincanlılar bu kitabın ikinci cildini oluşturacaktır” diyor.

Akın’dan, Unutulmayan Erzincanlılar eserinin ikinci cildini bekliyoruz.

Sayın Akın’a, teşekkür ve tebriklerimizi iletiyoruz.

(Geçmişten Cumhuriyete Unutulmayan Erzincanlılar, Yunus Nadi Akın, Dizgi baskı: Özsoy Ofset, Erzincan 2005)

 

RIFKI KAYMAZ



Kitap:Cengerli

{ 01:29, 23/11/2006 } { 0 yorum } { Link }

CENGERLİ

            Milletlerin varlığını devamlı kılan, dağılıp yok olmasını önleyen ve onları diğer milletlerden ayıran özellik kendi kültürüdür.

            Araştırmacı, yazar, şair hemşerimiz Mustafa Özdemir, kendi köyünün kültürel değerlerini ortaya koymak amacıyla CENGERLİ Tarihi, Toplumsal ve Kültürel Bir Araştırma isimli eserini hazırlamış, yayımlamış.

            Özdemir, 1949 Erzincan-Refahiye-Cengerli doğumlu. İlkokulu Cengerli’de, ortaokulu Refahiye’de okudu. Gümüşhane Yatılı Öğretmen Okulunu bitirdikten sonra çeşitli yörelerde ilkokul öğretmenliği, okul müdürlüğü yaptı. 1986’da ön lisans eğitimini yaptı. 1989-1990 yıllarında Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi konusunda formasyon eğitimi aldı. MEB tarafından İlköğretim Türkçe Ders Kitapları Yazımı Komisyonunda görevlendirildi. 1990’da İstanbul-Pendik ilçesinde yılın öğretmeni seçildi. 1994’te emekliğe ayrıldı. Bir süre özel dershanelerde öğretmenlik yaptı. Özdemir’in şiir ve araştırmaları yanında, ilköğretim okullarına yönelik basılmış Türkçe, Hayat Bilgisi kitapları da bulunuyor.

            Refahiye-Cengerli el emeği göz nuru ile; “gülbeyaz”, “mihrap”, “kanaviçe”, “bereket” vb. nakışlarıyla işlenmiş kilimleriyle meşhur bir köyümüz.

            Özdemir, Cengerli’nin tarihini Hayaşalılar ve Hititler döneminden başlatmış. Urartular Dönemi, Medler ve Persler, Selevkozlar, Pont İmparatorluğu, Romalılar, Bizanslılar dönemlerinden sonra, Mengücüklüler ile devam etmiş Cengerli tarihine. Karakoyunlular ve Akkoyunlular 1071-1516 yılları arasında Doğu Anadolu bölgesinin demografik yapısı ve Cengerli konusunu da ayıran Özdemir, Osmanlı döneminde 15.-19.yüzyıllar arasında Cengerli’nin sosyal ve ekonomik durumunu kaynaklara dayanarak ortaya koymuş.

Coğrafi konum, iklim, bitki örtüsü, köy-kent ilişkileri, nüfus ve ailelerin soy kütükleri ile Cengerli önemli bir araştırma eseri.

Cengerli köyü halk takvimi, halk inançları, düğün, deyim-atasözleri, Cengerli ağzı, Cengerli köyünde yetişenlerin biyografileri, bu köyde görev yapan muhtarlar, imamlar, öğretmenler ve fotoğraflar ile hacimli, önemli bir araştırma ortaya konulmuş.

Cengerli Tarihi, Toplumsal ve Kültürel Bir Araştırma isimli bu ciddi araştırması nedeniyle değerli araştırmacı hemşerimiz Mustafa Özdemir’e tebrik ve takdirlerimizi sunuyoruz.

(CENGERLİ Tarihi, Toplumsal ve Kültürel Bir Araştırma, Mustafa ÖZDEMİR, İstanbul 2002).

 

RIFKI KAYMAZ



ERDEF

{ 11:03, 6/11/2006 } { 0 yorum } { Link }
ERDEF
Rıfkı Kaymaz
rifkikaymaz@hotmail.com
Erzincan derneklerinin bir araya gelerek oluşturdukları bir federasyon var:Erzincan Dernekleri Federasyonu.
Kısa adı ERDEF olan bu federasyon geçtiğimiz hafta Ankara’da düzenlenen 1.Uluslararası İl İl Anadolu Festivalinde Erzincan standıyla memleketimizi Ankara’da temsil etmişti. Erdef daha önce de hemşehrilerimizi bir araya getirmek amacıyla pek çok etkinliğe, toplantıya öncülük etmiş, bu anlamda girişimlerde bulunmuştu.
Erzincan Dernekleri Federasyonu, ERDEF adıyla bir de dergi yayınlıyor.
Editörlüğünü gazeteci hemşehrimiz Selahattin Ayvaz’ın üstlendiği derginin ilk sayısında Federasyon Başkanı Şevki Yılmaz sunuş yazısıyla “Gelin canlar bir olalım.” Diye sesleniyor.Enver Yeniçeri,Ömer Dönmezçelik, Bakanlarımızdan: Vecdi Gönül, Ali Coşkun, Binali Yıldırım ile İsmail Akpınar, Prof. Dr. Osman Demirdöğen, Murtaza Yıldırım, Kenan Aldoğan, H.İbrahim Doğan, Mustafa Kartal, Dursun Güray Öz, Hüseyin Akpınar,Salih Küçükkaya, Ahmet Akar, Aydın Yalvaç,Rabia Yılmaz yazılarıyla Erzincan milletvekilleri Tevhit Karakaya, Talip Kaban, Mustafa Kul (eski M.V.),Süleyman Karaman (TCDD Gn.Md.), Mehmet Buyruk (Belediye Başkanı),Gazlı Kılıç (Kağıthane Bel. Bşk.)  Erzincan’ı, Erzincanlıyı, Erzincan’ın sorunlarını ele alan yazıları ve değerlendirmeleriyle dergide yer almışlar.Ankara Keçiören Belediye Bşk. Turgut Altınok, Çankaya Belediye Bşk. Prof. Dr. Muzaffer Eryılmaz da dernek, vakıf ve hemşehrilik konularına değinmişler.
Dergide Erzincan Üniversitesi’nin Kuruluşu Sorunları ve Çözüm Önerileri konulu panelle ilgili haberlere de  yer verilmiş. Dergiye iki hemşehrimiz de şiirleriyle katılmış:Hasan Rüzgar, Mustafa Kartal.
Erdef dergisinin sahipliğini başkan Şevki Yılmaz,Genel Yayın Yönetmenliğini Selahattin Ayvaz,Yazı İşleri Müdürlüğünü Kenan Aldoğan üstlenmiş. Derginin ve derneğin adresi şöyle:Ziya Gökalp Cad.30/22 Kızılay Ankara. (Tlf.:0312 430 28 37, Faks:433 05 21
mail:erzincanderneklerifederasyonu@mynet.com
Dergiye ve derneğe emeği geçenleri tebrik ediyor, dernek yönetiminde görev alanların isimlerini burada vermek istiyorum:Şevki Yılmaz (Başkan),Başkan Yardımcıları:Mustafa Seçen,Hanifi Çetinkaya,Hasan Rüzgar,Kenan Aldoğan, Sabahattin D.Boğa,Ömer Gülırmak, Dursun Öz, Alaattin Aktaş (Genel Sekreter),Muhasip:Haydar Özçelik,Nurettin Aldoğan (Muh.Yrd.),Üyeler:Bedir Uçar,Ekrem Pirinçcioğlu,Vahdet Hazne ve Sadettin Seçer.



Erzincan Uluslararası Festivalde

{ 04:35, 26/10/2006 } { 0 yorum } { Link }

ERZİNCAN, ANKARA ULUSLAR ARASI FESTİVALDE

            Erzincan geçtiğimiz cuma (20-29 Ekim 2006) günü Ankara’da açılan 1.Uluslararası İl İl Anadolu Festivalinde kısa adı ERDEF olan Erzincan Dernekleri Federasyonu tarafından temsil edildi.

            Festivalde Erzincan’ın yöresel ürünleri tanıtıldı, Erzincan’ı tanıtan ve Erzincan’ı konu alan kitaplar sergilendi, hediyelik bakır eşyalar teşhir edildi.

            Pestil, maden suyu, leblebi, bakır eşyalar gibi yöresel ürünler yanında Erzincanlı ressam Hasan Rüzgar’ın tabloları, Rıfkı Kaymaz’ın bakır el işiyle hazırladığı hatlar, tuğralar, süsleme örnekleri de ilgi gördü.

            TV ekranında izleyicilere sunulan Erzincan konulu CD’ler de ilgiyle izlendi.

            Erzincanlı Dernekleri Federasyonu Başkanı Şevki Yılmaz, “Uluslararası bir festivalde Erzincan’ı temsil etmekten mutluyuz.” dedi. Ankara’daki Erzincanlıları Erzincan standına davet etti.

            Festival açılışında ERDEF yönetim kurulu üyeleri, Erzincanlı hemşeriler, misafirler hazır bulundu.

            Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek tarafından açılışı yapılan 1.Uluslararası İl İl Anadolu Festivali 29 Ekim’e kadar gezilebilecek.



Kültür Sanat Günleri

{ 05:37, 22/9/2006 } { 0 yorum } { Link }

NOTLAR

Rıfkı KAYMAZ

rifkikaymaz@hotmail.com

KÜLTÜR-SANAT GÜNLERİ

            Erzincan Belediyemiz kültür ve sanat etkinlikleri çerçevesinde farklı bir gece düzenledi.

            Yarın saat 20.00'de Müftülük Konferans Salonunda gerçekleştirilecek programın Erzincan açısından renkli geçmesi bekleniyor.

            Erzincan Belediyesi, belediyecilik hizmetleri yanında, kültürel çalışmalarla da güzel işlere imza atıyor.

            Erzincanlı kültür, sanat adamlarının, Erzincan'a kültür sanat, eğitim açısından hizmet veren isimleri konuk olarak davet edildiği gece Erzincan merkezli; şiir, türkü, anı, kaside, gazel, fıkra, söyleşilerle Erzincani duyguları yaşatacak.

            Erzincan Kültür ve Sanat Günlerine Erzincan dışında kırka yakın isim çağrılmış. Erzincan Belediyesi yetkilileri davet edilen isimlerden; (alfabetik sırayla) Ali Nar, Fahri Taş, Köksal Papuççu, Mehmet Ragıp Karcı, Mehmet Törenek (Doç. Dr.), Mustafa Miyasoğlu, Muzaffer Nevruz, Nevzat Sudaş, Nurettin Albayrak, Recep Dal, Rıfkı Kaymaz, Salih Lütfi Şengül, Sami Şener (Prof. Dr.), Sıtkı Fırat, Tahir Erdoğan Şahin, Türker Saltabaş, Yüksel Yalçınkaya vb.nin geceye iştirak edeceğini, Erzincan içinden; Ayhan Uçar, Ahmet Dumlu, Halil İbrahim Özdemir, Hıfzı Kaymaz, Metin Çankaya, Mustafa Temiz, Ünal Tuygun, Ruhi Kara ve Vehbi Yurt'un, Erzincan Kültür Sanat Günlerine konuk olarak katılacağını belirttiler.

            Davetliler belediye çalışmalarını yerinde görecek, Ekşisu, Çağlayan gibi mesire yerlerini gezecek, Terzibaba'yı ziyaret edecekler.

            Davet edilen şair, yazar, sanatçı, eğitimci, gazeteci, ilim ve kültür adamları, Erzincan'da sıla özlemini doyasıya yaşayacak, geceye katılacak Erzincanlılarla aynı duyguları paylaşacak, kültür sanat dünyamıza katkıda bulunacaklar.

            Hizmetin hangi türü olursa olsun, Erzincan'a yönelik her güzel iş, her adım tebrik ve takdirle anılmalı elbette. Bu nedenle ilim, kültür ve sanat adamlarımızı Erzincan'da bir araya getiren belediyemiz bu anlamda güzel bir adıma vesile oldu. Belediye Başkanı Sayın Buyruk'a, bu etkinliğin gerçekleştirilmesine katkıda bulunan yetkili ve görevlilere tebriklerimizi iletiyoruz.

            İnanıyorum ki, bu etkinlik hafızalarda uzun bir süre "hoş bir sada" olarak kalacak.




Kerem'in Erzincan Bağları

{ 11:52, 30/8/2006 } { 0 yorum } { Link }

NOTLAR

Rıfkı KAYMAZ

rifkikaymaz@hotmail.com

 

KEREM’İN ERZİNCAN BAĞLARI

            Halk hikâyeleri arasında Kerem hikâyesinin önemli yerini belirtmeye gerek ar mı?...

            Leylâ ile Mecnun, Ferhat ile Şirin gibi bir halk hikâyelerinin halk edebiyatının unutulmaz ismidir Kerem.

            Anadolu’nun hemen her köşesinde halk hikâyecilerinin dilden dile aktararak anlattığı, kahve köşelerinin, halk edebiyatı kürsülerinin, halk folkloruyla ilgilenen araştırmacıların Kerem hikâyeleriyle zenginleşen halk hikâyeciliği geleneğinin vazgeçilmez bir ürünü olan Kerem’in Erzincan Bağları ile ilgisi nedir? “Allah cümlemizi muradına kavuştursun. Ustamızın adı Hızır, Erzincan bağladı budur” diyerek biten Kerem’in Erzincan Bağları hikâyesi üzerine Celile Keyder bir araştırma yapmış.

            AÜDTCF Türk Dili ve Edebiyatı bitirme tezi olarak 1953 yılında hazırlanan bu tezinde Celile Keyder, Kerem hakkında yapılmış olan tetkiklerin hülâsasını sunmuş. Kerem’in Erzincan Bağları hikâyesinin Raif Yelkenci, E. Cem, Ahmet Serdar yazmaları ve İkbal Basma nüshası ile mukayesesi (vaka, şiir, motif), Kerem’in Erzincan bağlarının diğer Kerem ile Aslı hikâyelerindeki yeri, şiirlerin endeksi, şahıs isimlerinin endeksi, yer isimlerinin endeksi ve Kerem’in Erzincan bağlarının metnine yer verilmiş eserde.

            Bugün halk hikâyeleri arasında önemli bir yer tutan Kerem ile Aslı hikâyelerinin mukayeseli bir biçimde incelenerek Kerem’in Erzincan Bağları hikâyesinin bir metin halinde tez çalışması olarak yayınlanması, Erzincan folkloru açısından önemli bir çalışma olacaktır.



Erzincan 1932/Rıfkı Kaymaz

{ 11:51, 30/8/2006 } { 0 yorum } { Link }

ERZİNCAN 1932

            Erzincan üzerine yapılan araştırmalar ve çalışmalarda hemen her araştırmacı belli bir tarihten öncesine kolay kolay gidemez. Erzincan depremi binlerce Erzincanlıyı toprağa verirken, Erzincan’ın sosyal, kültürel pek çok eserini de toprağa gömüyordu.

            Erzincan ile ilgili en önemli kaynağın ise, Ali Kemalî tarafından hazırlanan eser olduğu bilinen bir gerçek. Hemen her çalışmada bu kaynak eser kaynak olarak gösterilmektedir.

            Erzincan 1932 adıyla yayınlanan eser, deprem öncesi tarihi taşıyan bir eser oluşuyla dikkatimizi çeken bir eser olmuştur.

            Resimli Gazete Matbaasında, Milli Kütüphane-Vilâyetlerimiz serisinde 1932 yılında yayınlanan ERZİNCAN 1932 adlı eserde şu bölümlere yer verilmiş:

            Erzincan’ın tarihte geçirdiği devirler,

            İslâmların istilâsı,

            Türklerin istilâsı,

            Selçukiler-İlhaniler devri,

            Uzun Hasan ve Osmanlılar,

            Erzincan’ın Ermeni İhtilâlleri-Rusların istilâsı,

            Erzincan camileri,

            Erzincan’ın coğrafî vaziyeti,

            Erzincan’ın kaza ve köyleri; Merkez, Pülümür, Kemah, Kiğı, Kuruçay, Refahiye.

            O günün Erzincan’ından birkaç resmin de yer aldığı Erzincan 1932 adlı eser, 92 sayfadan meydana gelmiş.

            Erzincan ile ilgili belki küçük hacimli, ama önemli olan bu eser, Erzincan ile ilgili araştırmalar yapacakların ilk kaynağı olacaktır.



{ Önceki Sayfa } { Page 1 of 2 } { Sonraki Sayfa }

Hakkımda

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
Fotoğraf Albümüm

«  July 2008  »
MonTueWedThuFriSatSun
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031 

Linkler


Kategoriler


Son Yazılar

Şikago'da Türk Festivali
ABD'de Türk Festivali
KAZANKAYA'DAN ERZİNCAN'A BAKMAK
ÖZ ERZİNCAN GAZETESİ’NİN İLK SAYISI
Yazı: Önce Selam

Arkadaşlarım rifki
erzincan
cocuklaricin