Kapadokya - Güneş Tutulması

Ne Zaman: 17 April 2006 - 10:41 - Ağzı Olan Konuşuyo(5) - Ağzın varsa sen de konuş - Sadece Bu Blogu Görsem?

Tam Güneş tutulması tarihi yaklaşmakta, yaklaşık 2 hafta önceden nasıl gideriz diye düşünürkene bi de baktık okul zaten gezi düzenliyormuş, tahmini bir fiyatı önceden arkadaşlardan toplayarak nakit parayla beklemeye başladık. Biraz fazla toplamışız en başta ama hişbişi. Başvurular açılınca da hemen gittik ödememizi yaparaktan yerimizi ayırttık, 18 kişilik ono kadrosu -özde berrak buket gizem gizem goxu ozan tarık murat yiğit tolga mehmet yağmur mesut seçkin berke çise ben- kapadokyaya...

En arkayı nası kaparız diye düşünürkene en sağlıklı fikrin erken gelmek olduğuna karar verdik, zaten 5,5 ta buluşulacak dendi, hava aydınlanmamıştı daha =S ilk gelenler bizdendi, en başta bekçiyi bulmakta biraz zorluk çeksek de sonrasında bekçiyi bulduk, otobüs geldi hemen içeri dalıp en arkadan yerleri tuttuktan sonra huzurla yolculuğa başlıyoruz...

Herkes yarı uykulu tabi sabah sabah, ama yolculuk bu uyunmamalı di mi, tabi ki uyunmamalı, zaten bi süre sonra güneş doğdu ortalık aydınlandı, öğretmenlerimiz kahvaltı dağıttılar ama pek canım çekmedi yiyemedim. bi süre sonra bir yerde ilk molamızı verdik. pek güzel bir yer değildi ama yavru köpekler falan olduğundan oyalanmamız kolay oldu. -aynı şey köpeklerden korkanlar için geçerli olmasa da =)-


orada ayşe hocanın ısrarları sonucu ıslık çalma dersi verildi ama pek başarılı olan olmadı =) sonrasında otobüse döndük devam etmekteyiz yolculuğumuza, zaten otobüs kafa ranger falan da var, şarkılar vs gitmekteyiz. bir de baktık ne görelim, arkadan bir kamyon yaklaşmakta, hem de merinos kamyonu!


hemen sınıfçana bir merinostur halısı patlattıktan sonra kamyonun geçişini izledik, bu kamyon uzun bir süre boyunla geçme-geçilme-geçme-geçilme olaraktan bizimle birlikte oldu, çok eğlendik. Arkada yemekle ilgili herkes bişey söylesin ve aklımızda tutalım oyunu oynadık bi ara, biraz zorlayıcı da olsa eğlenceliydi =) bu arada tuz gölüne geldik. mola verdik hemen tuz gölü diye ama gölü pek göremedik hem çamurdan hem de daha ilgi çekici görünen çocuk parkı nedeniyle =) küçük salıncaklar çok küçük gelince topluca büyük salıncağa gittik, o kadar kalabalık şekilde o kadar hızlıcana sallanmak ayrı bi keyifliydi =) hem sonra ayşe hoca da katıldı, baya eğlendik.

otobüs yolculuğuna devam etmekteyiz, yolculukta eğlenceli olur diye gitar getirmiştim birlikte çaldık söyledik bir süre, sonra da zaten son molamızı verdik - ki mola verdiğimiz en güzel yerdi. masaj koltuklarına yığıldı herkes görünce orada, çok da güzel bir şey yani o koltuklar =)


tam oradan ayrılıyorduk bir de ne görelim, gazi anadolunun otobüsü, daha da önemlisi içinden kim çıksın, gamze! gördüğümüze mutlu olup inceledik baya güzel muhabbet oldu muratla =) otobüse döndük, ve de kapadokyadayız...

ayşe hoca çevredeki şeyleri tanıtaraktan rehberliğimizi yaptı otobüs içinden, az bir süre sonra zaten ilk durağımız, kapadokyanın taş içi yerleşim yerlerine gelmiştik zaten. indik orada, bir tepe görünce herkes tırmandı, vuhu haydi koşalım coşalım gibisinden, anlamsız bi yerdi ama olsun =)


asıl gidilecek yer azcık ilerideymiş =) girdik içeri, her yer dağ taş ve de kilise olduğundan ve de bunu önceden bildiğimden pek bir merak ve heyecan yoktu içimde, rehberimiz çeşitli kiliseleri anlatmaya başladıysa da pek ilgi göstermedik, zaten çoğu kişi kendi kendine gezmeyi tercih etti. biz de rehberi bırakınca kendi kendimize rehberlik yapmaya başladık. doğaçlama şekilde =) çise tüm araziyi şeyh şecaattinin arazisi olarak gösterdikten sonrası daha da kolay oldu zaten =) ilk merdiven, ilk demir merdiven, ilk disko topu derken baya eğlendik. bulduğumuz deliklere girip çıktık


çeşitli yerlere falan tırmandık bir hiperaktif çocuk edasıyla, her yer toz toprak zaten pek hoş olmadı


ranger s.ali de o derece doğal bir arazi bulunca tüm yeteneklerini sergiledi =) ama okul olaraktan tüm araziyi kaplamıştık her yerden bikaç kişi giriyo çıkıyo falan, eğlenceliydi. zaten orada ilkbahar iyice kendini göstermişti, her yer beyaz beyaz çiçekli ağaçlar, çok hoş görüntüler vardı. orada baya vakit geçirdikten sonra tekrar otobüsümüze döndük. günün asıl amacına doğru yola çıktık: güneş tutulması...

her yer otobüs, her yer toz, durduk bir yerde haydi buradan izlicez herkes bi yer bolsun oturdun dediler kocamaan bir toprak araziye, piknik tipi bir şekilde bekleyeceğiz tutulmayı. üstüne oturma amaçlı çeşitli mont vesaire ve de yeme amaçlı yemeklerimizi yanımıza alaraktan oturduk bir yere. yemeklerimi yağmur, kameramı berrak, gözlüğümü çise taşıdığından pek bi rahattım gezide belirtmeden edemedim =) hepsine teşekkür edeyim devam edeyim. orada yerimizi belirledikten sonra ayşe hoca geldi, ileride bedava tanıtım bişeyleri var gidin bir bakının isterseniz dedi, ne güzel dedik gittik yukarı, renkli su kıvamında meyve suyu falan içtik, fazla ilgi çekici bişey bulamayınca geri döndük. sonrasında aşağı satış yapılan yerlere gittik, oradan çeşitli kola vs tedarikinden sonra geri döndük ki ne görelim, çeşitli kamera ve mikrofonlar özde ve berrağa çevrilmiş, onlar da son derece mutlu bir şekilde konuşmaktalar =)


izleyemiyeceğimiz bir zamanda yayınlayacaklarını söylemişler üzüldük. bu arada güneşin önü yavaş yavaş kapanmaya başladı, hava da yavaş yavaş loşlaşmakta. ööyle oturup yemek yerkene çeşitli teyzeler gelerekten sürme satıyoruz, deneme için çekeriz falan dediler. yağmur ilk tamam çekin diyen oldu, sonra bizde bir meraklanma başladı acaba erkeklere de çekiliyor mu diye, tabi çekeriz tabi deyince en başta murat olmak üzere çoğumuz da sürme çektirmiş olduk ilk defa, ilginç bi görüntüydü =)


birkaç çıkıntı dışında hepimiz sürmeli olunca pek bir eğlendik. güneşin açıkta kalan kısmı azcıcık kalınca oturup tam tutulma anını beklemeye başladık. güneşe gözlüksüz bakmayın kör olursunuz dendiği için çoğumuz bakmasak da -ki bakınca da pek tutulma farkedilmiyodu- fotoğraflardan da dikkat ettiğim üzere çise sürekli gözlüksüz bakmış --->>

 

ama kör olmadı haberiniz olsun =) ve güneş küçüldü küçüldü ve de işte o an, elmas yüzük:

 

kelimelerle, fotoğraflarla ifade edilemez bir görüntüydü. bu kadar güzel olacağını tahmin etmemiştim, edemezdim de zaten. herkes yurtdışından koşa koşa tutulma izlemeye neden geliyormuş o zaman anlayabildim ancak. çevremiz baya karanlıktı ama pek çevreyi izlemediğimden ayrıntı veremiyorum. birkaç dakika o şekilde kaldıktan sonra -bu sürede davullar çalıyordu, bir de sonradan öğrendik ki biraz arkalarda bir çift evlenmiş- birden güneşin küçük bir kısmı açılıverdi ve çevreye çok ilginç bi ışık yayıldı, florasan gibi bir aydınlatmayla çevremiz çok güzel görünüyodu. bu kadar kısa sürmesine çok üzüldüm tutulmanın...


sonrasında toz toprak içinde kalmaktan bıkmış olan otobüs milleti direk otobüse geçti, biz de geçtik. bi süre otobüste hep birlikte oturup çevrenin sakinleşmesini ve otobüsün toplanmasını bekledikten sonra yola koyulduk.

avanosta bir çanak çömlekçide durduk. topraktan çömlek yapmayı gösterip aramızdan birine öğretecekmiş oradaki amcalar. dizildik hemen içeri, izlemeye başladık. ööyle yapı yapıveriyo adam hemen oldu yani tebrik ettik


sonra bizden biri yapsın dendi, oradaki başka bir amca rastgele bir isim söyledi ve de o isim aramızda bulununca o çıktı. pek başarılı olmasa da amcanın da yardımıyla bir şeyler yapmayı başarabildi. ondan sonra amca "murat" adını söyleyince birden heyecanlandık bizim murat çıkıyo ama iki murat varmış, doğum tarihi işin içine girince diğer murat çıktı , o önceki arkadaş kadar başarılı değilse de bir şeyler yaptı. sonrasında satış mağazasına girdik az gezindik falan, sonra tekrar otobüse.. bu sefer böyle saçların falan koleksiyone edildiği garip garip amcaların olduğu garip bi yere gittik. saçların sergilendiği oda hiç iç açıcı değildi, oda değil aslında bi ev büyüklüğünde kocaman bi yer, bi sürü saç, insanlar saç bırakmakla kalmayıp telefon numarası, fotoğraf falan da bırakmış, ilginçti. içeriye iğrenç diyen kimselere o garip amcalar kızıyodu falan, oradan kayserili selmanın (saçını bırakmış herhangi bir kimse) telefon numarasını alıp çıktık dışarı, ve tekrar otobüs.. in bin in bin bıktık ama bi sonraki durağımızda biraz daha fazla zaman geçirdik neyse ki.

ürgüpteyiz, serbest zaman.. çoğunluk oradaki kaleye çıktı ama biz şehir merkezine doğru inmeyi tercih ettik. şehir içinde az gezindik işte, yürüyüş gibi oldu.


daha sonrasında biraz daha ayrılıp az kişiler şeklinde gezmek suretiyle tüm süreyi gezmekle geçirerek belirtilen saatte otobüste olduk. oradan da akşam yemeği mekanımız pideciye gittik.

dışarıda yer kalmayınca ono ekibi olaraktan içeri kurulduk.


pidelerimiz gelmeden daha önce deneyip ulaşamadığımız kayserili selmayı aradık. bu sefer açtı, konuşmayı özde yaptı. pantene şirketinden arıyormuşçasına çoşan özde hepimizi kendine hayran bırakaraktan selma hanıma bişeyler kazandığını söyleyip kapadı =) biz bile inandık nerdeyse ki selma nası inanmıştır kim bilir =)


bi hediye gönderelim bari puhohaha gibisinden sohbetler ve de rangerla çeşitli muhabbetler sonrası yemeklerimiz geldi. yemeklerimizi yedik, sonrasında "ön taraf" olarak nitelendirdiğimiz geziden diğer arkadaşlar bize lolipop ikram ederek bizi mutlu ettiler, herbişeyi biz verdik be bu ne gibisinden söylenmeleri susturmada iyi oldu bu özellikle =) pidelerimizi ısmarladığı için belediye başkanı amcaya teşekkür edip tekrardan otobüsümüze dönmüşken, ankara dönüşü öncesi genel tuvalet ısrarı sonucu belediye binasında bir tuvalet molası vereceğimizi öğrendik. indik, çıktık binaya ama tuvalet amaçlı değildik çoğumuz =) el ve ağızlarımızda lolipoplar var iken orada boş ve kocaman bir teras görünce kendimizi tutamadık birkaç ono olarak, bi lolipopla futbol oynamaya başladık =)


bu durum yavaş yavaş büyüdü ve yaklaşık 20 kişi lolipop topun peşinden koşturmaya başladı, bunu dışarıdan gören öğretmenlerimiz ve de belediye başkanı amca biraz panik halinde yanımıza gelerekten bizi hemen otobüse yönlendirdiler, e terasta yarı uçar ve hoplar zıplar görüntü aşağıdan biraz ilginçmiş =) bu genel eğlenceden sonra belediye başkanı amcaya (ki sonradan öğrendik ki bizim okuldan birinin babasıymış) el sallayıp yola koyulduk.

dönüş yolculuğu daha bi eğlenceli daha bi coşmuş geçti. bazı kimseler yarı uyur bi pozisyonda geçirmiş olsalar da genelde bi gece kulübü havası hakimdi. dıpıtıss şarkılar ve de mavi-mor loş ışıklandırmayla otobüsü diskodan ayırt etmek baya zordu.


sadece o şarkılar yetmedi tabi ki, gezi sonunda sınıf şarkımız olsuun denecek duruma gelmiş bir taş attım pencereye de en çok söylenen şarkıydı. bir kişi (ki sonlara doğru bu kişi hep yiğit oldu) bir taş attım pencereye diye bağırdıktan sonra herkeş birden tık deedi diye çığlık atarken murat özel tık dedi dansını yaparaktan otobüsü daha da coşturdu. bi süre sonra bu işte profesyonelleşerek bir taş cama atılıp tık dedirtilir, anne olarak gizem kızım evde yok diye bağırtılır oldu, ama insanlar bi süre sonra bıktı yani, bıkmayanlar sağolsun dönene kadar aynı şarkı.. =) bunun dışında çileeee yarışması yapıldı. ozan korkmazın rekorları aransa da çok başarılı kişiler vardı. ama süre olarak olmasa da duyguyu vermesi açısından duruşu, surat ifadesi ve de sesiyle mesuta taptım, çile çekilecekse böyle çekilir yani =) bu ara da ranger konuğumuz oldu, gerek dansları gerekse ölü taklitleriyle ayrı bir renk kattı =) bu aktiviteler sonucu yaşanan havasızlık bize Beypazarı gezisini hatırlattı..


ayrıca berkenin ağzı açık uyuması sonucu ağzına kağıt sokalım, şeker sokalım puhohaha ve de berrağın ağız, burun vs kapanınca uyanmıyo puhohaha durumları da baya bi atraksiyondu. ama bu kadar hareket herkesi yormuştu tabi, yolculuğun son saatinde çoğunluk uyumaktaydı. varışımız planlanandan biraz erken oldu ama hişbişi. okulda bekçi bulmada tekrardan küçük bi problem yaşadık, kapıda bağırdık falan ama yararı olmadı, neyse ki sonradan bekçi amca geldi, okul bahçesine girebildik. orada biraz oyalandıktan sonra eve dönerekten geziyi bitirmiş olduk..


İstanbul

Ne Zaman: 30 March 2006 - 6:32 - Sadece Bu Blogu Görsem?

İstanbul gidiyoruz okulla, 6 ono, kardeşim ve ben olmak üzere 8 kişilik bir grubuz 45 kişilik otobüste...

akşam 11.30da okulda buluştuk, geldiğimde herkes ordaydı zaten, bizimkiler yerimizi tutmuş, annemlerin, öğretmenlerin tam arkası. girdik oturduk bi heyecan bi bişey, otobüs hareket etti... annenize haber verin gibisinden uyarılar yapıldıktan sonra yolculuk pozisyonuna tam olarak geçildi. kararlıyım tabi uyumak yok, okul gezisinde uyunur mu diye, benimle aynı fikirde olan sadece ece vardı, ama herkes molaya kadar dayandı uykuya, durduk işte arada bi yerde, oralar karlıydı, zaten önceki gün yağmur yağdığı için huzursuzdum hava kötü olursa mahvolur gezi diye, ama istanbulda hişbişi yoktu neyse, gittik oturduk biraz orda işte, markete gittik çeşitli bir otobüste oynanabilir oyun var mı diye züm ve berrakla, berrak tabuyu getirmeyi unutmuş da... bulamadık tabi, ama öyle bi yerde satılmasının nasıl düşünüldüğünü anlamadığım bi sürü bastonlar falan vardı benzincinin marketinde, kim yolculukta baston alır ki yani... bi süre sonra başka bi otobüs geldi, ondan da yaşıt çeşitli öğrenciler çıktı, meraldenlermiş onlar da, berrak hemen kaynaştı, ortak tanıdık bile buldu iki dakikada =) sonrasında otobüse tekrar bindiğimizde çoğu kişi yavaş yavaş uykuya çekilmişti, bi süre sonra eceyle ikimiz kaldık uyumayan. muhabbet sohbet işte, zaten ece tekrardan istanbula gideceği için heyecanlıydı baya, istanbul hakkında baya şey öğrendim ondan. güneşin doğuşunu seyretmek istiyoduk sabah madem uyumuyoruz diye ama malesef bulutlar nedeniyle göremedik. istanbula vardığımızda anadolu yakasında hiç oyalanmayıp direk avrupaya geçtik. geçerken hava karanlıktı biraz, boğazdan o ışıkları izleyerek geçtik, son derece hoştu yani, kabataş, kapıkule ve çeşitli saraylar en çok dikkat ettiklerimizdi. karşıya geçince küçük bir boğaz turu yaptık. beşiktaşın stadını gördük baya da küçük görünüyodu güldük eğlendik =) sonra galatasaray adasını gördük mutlu olduk falan, tur sonunda istanbuldaki ilk durağımız olan rumeli hisarına vardık.


hava baya soğuktu orada, az biraz kıyıda gezinti yaptıktan sonra topluca kahvaltı yapacağımız yere geldik. bi açık havada oturulacak yerler var, bi de yukarıda bi giriş var, önce yukarı bi bakalım dedik goxu yalın ozan ve ben, girdik içeri müze gibi bi yer, çeşitli resimler, heykeller falan, içeride de okuldan çeşitli kimseler işte, biz ortama bakarken onlar da bize bakıyolar, ne arıyosunuz burda dediler, biz durumu tam anlamamışken annem burası kızlar tuvaleti çıkın dışarı deyince hemen çıktık =) baya ilginç bi tuvaletti, daha içerisi daha garipmiş sonradan öğrendiğime göre =)


dışarı çıkınca yukarıda başka bir kapının daha olduğunu gördük, o da erkekler tuvaletidir diye girdik içeri, burası dar bi yer, 4 tane kapı var içeride, biri biraz aralık. bakınca içeri dağınık bir yatak, dolap falan normal bir ev gibi görünüyo, diğer 3 kapıdan ikisi tuvalete, biri de duvara açılıyo, öyle bi duvar yani.  anladık ki istanbulun tuvaletleri bi garip =)

her zamanki gibi masa birleştirdik kahvaltı için, masaların altına çeşitli bi metal kap koyuluyor içinde de köz olmak üzere, o soğukta iyi de oluyodu yani iyi düşünmüş adamlar. öğretmenlerimiz tarafından işletmeyle anlaşma yapılmış çeşitli bi indirim için, ne güzel dedik kahvaltılarımızı sipariş ettik. kızlar biraz geç kaldı, herhalde o kadar müzemsi tuvalet olunca insanın geri gelesi gelmiyo =) kahvaltılarımız baya bi rötarla da olsa ulaştı, istediğim kahvenin parasını aldılar sonrasında çeşitli başka kızlardan kahve parası almamışlar, kınadım orayı sexual discrimination yani. sonrasında boğazda kısa başka bir yürüyüşten sonra otobüse döndük.


otobüste kaset adaptöre sayesinde mp3player dinleme şansını elde ettiğimizden otobüs yolculukları daha eğlenceli olmaya başladı. sarışınlar boktur, ösym, htf gibisinden geyik şarkıların yanında türk sanat müziği ya da çeşitli başka şarkılarla baya eğlendik.

kısa bir otobüs yolculuğundan sonra sultanahmetteyiz ve ilk ziyaret edeceğimiz yer yerebatan sarnıcı. hava yavaş yavaş düzelirkene, goxuyu robeunu giymiş sokaklarda gezinir buluyoruz =) sarnıç kapısı kilitli olduğundan 2 3 dakikalık bir bekleme sonrasında içeri girdik. daha önceden gelmiştim ama tam hatırlamadığımdan tekrar gezmek güzel oldu.


balıkların olduğunu hatırlıyordum, buketle birlikte balık aradık aradık bulamadık, o da aynı şekilde balık hatırladığından nası yok diye şüpheye düştük, neyse böyle bakınırkene oradaki medusa kafası heykelinin oraya gittik


bu sırada yürüdükçe yukarıdan şapır şapır su damlıyodu da pek kafaya takan yoktu işte. geri dönerkene herkesle bi baktık, bi sürü balık bi yerde toplanmış yüzünmekteler, içim rahatladı =) bi sürü para suya atılıyo ne saçma ne garip falan dedikten sonra bakalım balıkları vurabiliyomuyuz diye çeşitli atışlar yapıldı suya nakit olarak =) balıklar her seferinde kaçınca sıkıldık, gezmemize devam ettik. kapalı kocaman bir havuz gibi olduğundan muazzam bir yankılanma ortamı var orada, en karanlığından bir köşeye giderekten vuuuu bööö diye bağırmak baya eğlenceli oldu =) sonrasında çıktık dışarı, çoğu kişi çoktan ordaymış zaten, ayşe hoca sayım yapıyordu çıktığımızda. oradan yine topluca ayasofyaya gittik.


girişte baya oyalandık, neyse içeri girince kocamaaan yüksek bir mekan görünüyor. içeride restorasyon var sanısam kocaman bir demir yığını tüm heryeri kapatıyo, neyse yukarı katına falan çıktık çıkış çok güzel uzzuun bir koridor şeklinde yokuş, aşağı inişi daha güzel koşa koşa =) oradan çıkıp karşısındaki hamama gittik, içeride bir sürü halı sergileniyordu ama soğuktu baya, az gezindikten sonra satış mağazası gibi kısmına gittik orası sıcacıktı herkes oraya kamp kurmuştu. çıkmak o nedenle zor oldu baya =) oradan çıkınca sultanahmet camisine gittik. parkı gezin deseler daha iyiydi, zaten az kişi girdi caminin içine, oralarda oyalandık biz de, içeridekiler çıkınca da serbest zaman verdiler =) vuhu serbest zaman diye koştururkene kızların kötü planları olduğunu farkettim, gidip gümüş takıcılara bakacaklarmış =S neyse elimizden bişey gelmedi gittik arkalarından, belli bir saatte suhtanahmet köftecisinde bulunmak üzere, çok bişey bakamadılar zaten, yoğun bir çarşı durumu da yoktu, biraz gezinip geri geldik, 10 dk erken gelmişiz o nedenle biraz daha gezinelim dedik, geri döndüğümüzde herkes gelmiş oturmuştu çoktan, neyse ki bir köşede büyük bir masa bulabilip oturduk. öyle oturunca acayip bi uyku bastırdı, hele yemek yedikten sorna daha da kötü oldu bu durum. yemekte sultanahmet köftesi vardı ama pek memnun kalmadım açıkçası, oraya bülent ersoy, tarkan falan ooh ne güzel diye notlar bırakmış çerçeveletmişler ama öyle çok özel bişey yoktu yani.gelen pipetlerin içi kumluydu zaten (nası oluyosa anlamadım =) ) irmik helvası da yiyerekten otobüse gitmeye karar verdik, nerede diye sorduk öğretmenlerimize, şurada diye bi yeri gösterdiler, tamam dedik çeşitli otobüsler görünüyo orda, ama gittik gezindik gezindik bulamadık, gezinirkene bi dükkana daldılar kızlar, neyse oradan berrak bi balon aldı böyle kocaman zıplatılanlardan, sonra bulamayınca az bi telaşla annemi aradım, ayasofyanın önüne gelin dediler neyse gittik bulduk, ilk binenler de biz olduk o kadar kaybolup oyalanmamıza rağmen, ora dan da istanbul moderne gitmek için yola çıktık.

berrağın aldığı balon tabi ki en çok rabet gören cisim oldu otobüse binince, sonuçta da patlaması pek zaman almadı =) sonra bi baktım ece uyuyo, ona kızdım sonra duygu sömürdüm biraz, neyse uyumasını engelledim. biraz sonra vardık zaten, ama 45 dakika sonrayaymış randevu, isteyen otobüste oturabilir isteyen gezinebilir dediler, çoğu kişi uyumaya karar verirkene goxu yalın ece ben dışarı çıktık. o sırada da benim acayip uykum geldi. eceye yalvardım resmen gidip uyuyalım diye, kendim de uyuyamıyorum en başta birlikte uyumucaz dediğimiz için, ama bi türlü ikna olmadı, bak kimse anlamaz yarım saat uyuyuverelim dedim falan, ı-ıh, kahve içelim dedi, ben de taam deme durumunda kaldım. gittik bir yere oradaki, 2 adet tavla aldık eşli oynamak üzere, tam oyuna başladık, tam içecekler geldi, telefon çaldı ki rezervasyonu erkene aldık koşun gelin, çamur gibi bişeydi gelen zarla zorla içtim, başka içen olmadı zaten pek, hemen gittik girdik içeri koşa koşa, herkesi içeri alıyolardı gittiğimizde. neyse girdik biz de içeri, orada bi odaya aldılar bizi, çeşitli bilgileri doldurttular bir kağıda, sonra iki gruba bölerekten gezdirmeye başladılar. bize bir abi rehberlik ediyordu, çok da eğlenceli bi abiydi. gezindikçe işte sizce ne demek istemiş, sizce niye böyle yapmış gibi soruyordu ressamları anlattıktan sonra, resimlerim çoğu anlamsızdı, niye müzeye koymuşlar ki 5 yaşındayken yapıyodum ben bunu denebilecek cinsten. orada bir kapı vardı beyaz duvarın üzerinde yine bembeyaz, rehber abiye sorduk bu da sanat esri olamaz mı diye, o da itiraf etti eğer bi tane koruma zinciri koysaydık gelenlerin %85 i eser diye izlerdi diye =) haklıydı da adam, ama daha garipleriyle de karşılaşacaktık. çok çeşitli tablolar gördükten sonra (kes yapıştır, kesmeden yapıştır, karala, boya dök resim olsun ve hatta bilgisayardan animasyon ekle gibi tekniklerle). resim sergisi boyunca yarı uyur gezdim. aşağı heykel sergisine indik ve iner inmez uykum kaçtı rahatladım baya. inişteki merdiven de bir sanat eseriymiş böyle camlı zincirli falan, indik aşağı sadece bilgisayarda yapılmış çeşitli animasyonlar vardı bi tavşanın böcekler tarafından yenmesi, çeşitli meyvelerin çürümesi gibi ilk göze çarpan, sonra başka bi salona geçtik, ilk gördüğümüz şey bi standın üzerinde bir direkti. ööyle bi direk yani tek başına. sadeliği falan anlatıyormuş, güldük geçtik kısacası =) sonra işte daha garip çeşitli heykel ve heykelcikler gördük, bi süre sonra rehberimiz bizi kendi halimize bırakaraktan başka randevusuna gitti, teşekkür ettik biz de. sonrasında gezindikçe bana acayip bi ilham geldi her gördüğüm heykeli acayip sanatsal şekilde yorumlamaya başladım. bi ara tanımadığım çeşitli kimseler bile toplanaraktan tamamen sallama yaptığım yorumları dinlemeye başladı =) çok eğlendik, ama mantıklı yorumlardı bence yani. özel lütfen heykellere dokunun bölümü vardı, en baştan beri hişbişiye dokunamayınca orda onlara baka bi dokunduk =) pek bi anlam ifade etmiyolardı zaten çocuk parkı gibiydi. sonrasında da çıktık işte geziyi tamamlayıp. istanbul modern de bitince gezinin istanbul avrupa kısmı bitmiş oldu.

karşıya geçişte baya bi trafik vardı, bi de diğer köprüden geçtiğimiz için ilkinde gece nedeniyle tam anlayamadığımız yerleri görme fırsatımız olmadı.


anadolu kavağına giderkene bir yol ayrımına geldik. ne taraftan düşünürkene bir yol seçildi, seçilen yol tam anlaşılamadığından bi ekstra tur atıldı yuvarlaktan ve bi yoldan gitmeye başladık. alçak bir köpri gelince seçilen yolun yanlış yol olduğu anlaşıldı. biraz uzun bir geri geri yolculukla 2 tur attığımız yuvarlaktan 3. kez dönerek nihayet anadolu kavağına yaklaşmaya başladık baya uzun bi yoldu dağlar falan tırmandık, sonuçta küçücük bir kasaba olan anadolu kavağına geldik. burası baştan sona serbest zamandı ama baya baya küçük olduğundan pek bi anlamı olmadı =) zaten çoğunlukla öğretmenlerimizle birlikteydik. bi tur attıktan sonra çeşitli bi yere oturduk yemek için. gelin indirip yaparız ikram yaparız gibisinden karşılandık. okuldan başka bi grup da oradaydı. neyse yemekleri söyledik, güzel değildi gelen yemekler, üstelik hiçbir indirim de yapmadılar, yine de iyi kurtulmuşuz ki bindirim de yapmadılar diğer gruba yapmışlar =) hiç memnun kalmayarak çıktık, yedigül restorandı sanırsam. gezinirkene tekrardan, bi baktık waffle yapan bir yer var, buket hemen ben yerim diye gitti aldı, öyle olunca herkes almaya başladı =) bol çikolata ve dondurmalı olduğundan yemek aşırı derecede zor ve kirli bi işte ama güzeldi yani. waffle faslı da bitince tekrardan otobüse döndük ve hıdiv kasrına gitmek üzere yola çıktık, ece çok bahsetmişti ordan o yüzden baya merak ediyodum ama malesef yolda kaldık, otobüs kasra çıkan yola sığmadığın için geri dönmek zorunda kaldık. bu durumda da bir sonraki durağımız olan çamlıcaya doğru yola koyulduk. çamlıcaya giderken de baya bi geri dönüşler ve sıkışmalarda bulunduk ara sokaklardan gitmeye çalışırken, baya oyalanddık yani yollarda, neyseki sonuçta düzgün bir yol bularaktan çamlıcaya ulaştık soğuk falan iyice bastırmıştı artık gece olmuştu. ciddi şekilde uyarıldık orada tehlikeli kişilerin bulunabileceği konusunda, grupçana gezindik, oradaki istanbul manzarası gerçekten harikaydı


ama onun dışında belki de gece olduğundan kayda değer pek bişey bulamadık. aşağı indik otobüse, bu aralar benim uykum son derece kaçmış durumda ama en saçma sapan espirilere topluca gülmekteyiz, uykusuzluktandı o sanırsam (umarım =) )


biraz oralarda oyalandıktan sonra ankaraya dönmek üzere yola çıktık programa göre erken bir saatte. dönüş yolunda da çoğu kişi uyurkene biz karşılıklı sözümüzden dolayı eceyle uyumamaya çalışıyoduk ama yok olmuyo, o kadar gezinip de 48 saat uyumamaya çalışmak baya zormuş, ve de sonuç olarak 41. saatimizde uyuduk =( baya iyi geldi ama uyku =) herkes uyudu zaten arkada gece çalcaz vuhu diye darbuka alanlardan falan da ses çıkmadı. ve de sonuç olarak 5,5 ta ankaraya vardık. hava çok soğuktu donduk dışarıda otobüsten inince, herkesin anne babası aldı, biz de eve döndük. eve gider gitmez uyudum haliyle, sonraki günün de büyüük bir kısmını uyuyarak geçirdim ama pek de şikayetim yoktu yani. böylece başka bi okul gezisini de bitirmiş oldum.


Metro Acil Çıkış

Ne Zaman: 4 January 2006 - 9:59 - Ağzı Olan Konuşuyo(1) - Ağzın varsa sen de konuş - Sadece Bu Blogu Görsem?

Evet uzun bir aradan sonra tekrar yeni bir yazı...
Hayatımdaki her çeşit aksiyon bir anda sonlanınca arkadaşlarla birlikte etkinlik aramaya başladık. Bir ankaray inişinde tarık acil çıkış kapısından bahsetti, hastane kapısı gibi,acaba nereye çıkar gibisinden gazlarla hepimizi ikna etti -hepimiz de burada ben goxu mrgo ve ayşe oluyor- vee daldık kapıdan içeri...
İçerisi parıl parıl gayet hoş bir yer adamlar yapmış yani,ama tek bir sorun var o da geri çıkış yok =) bir aşağı bir yukarı merdiven var nereye gidelim nereye gidelim,yukarıda çıkış vardır diye aşağı indik.az inince başka bir kapı, sanırım metronun yanında olmalı çıkışı, tabi ordan da çıkış yok girdiğimiz kapıdaki gibi, e sonra yukarı çıktık haliyle, en üstte iki kapı biri görevliler için sanırım, diğeri de çıkış kapısı, biz çıkışı tercih ettik bu sefer, uzatmayalım dedik =) metrodaki dergicinin yanına çıktık. Bu bize yetmedi tabi biliyoruz ki ikinci bi çıkış daha var, e aktarmalar da var, bi de onu deneyelim dedik, girdik, herşey aynı sadece çıkış farklı, karanfilin ilerisinden, hişbişi sonra ayrıldık bitti.
Ertesi gün otururkene -tarık mrgo ben berke ozan ece- tarık bu olayı anlatmaya başladı. bütün eğlence de başlamış oldu =) kendiliğinden oluşan bir koordinasyonla tarıkla ikimiz bu acil çıkış kağısı konusunda senaryo yazmaya başladık. Girdiğimiz kapı bir tünele açılıyordu, daracık havasız ve pas kokan, karanlık bir yer =) tek sıra halinde yürümeye çalışan bizler girdiğimiz kapı açılmadığı için tünele girmek zorunda kaldık. Uzuun ve korku dolu bir yolculuktan sonra bir merdivene ulaştık (8 metre uzunluğunda, höh :D ) ve tırmanarak bir kanalizasyon kapağı gibi bişeyden çıktık. bu senaryo gittikçe gelişti ve ayrıntılı hale geldi tabi, benim üstüm leke oldu, tarık merdivende sallandı (ozanın en çok ilgisini çeken buydu), ayşe çıkmak istemedi, her yerimiz pas oldu vs, anlattıkça özellikle ozan çoştukça coştu yani =) bunların üzerine bahçelideyken kızılaya gitmeye karar verdik ki birlikte bi daha girelim o korkunç yere =D
Berke ayrılmak durumunda kaldı, kızılayda bekleyen zümrüt vardı, böylece kekleme kurbanı 3 kişi oldu, ozan-ece-zümrüt. ecenin maceracı ruhu nedeniyle girmeye çok hevesliydi ozan ise girmemeye kararlıydı o korkunç (!) :D yere, ama yine de bi bakayım dedi kapıdan, korktuk biz de içerisi parıl parıl =) neyse tünel yukarıda başlıyo dedik onu da yediler :D sonuçta tarık aldı ozanı, zümrütü de yolda alarak çıktığımız kağağın yanına götürdü. Şimdi bu konuda tarığın duygularını alalım:
"abi kapak bulamıyorum ya ne yapacam" (telefonda)ozandan ayrılıp bizi alınca:
"bu kapağı buldum da çok küçüktü, bunun üzerinde araba vardı, sonra gittim bi küçük kapak, acaba bu muydu diye düşünme numarası yaparken arkadaki büyük kapağı gördüm, rahatladım."
Bu sırada biz eceye gerçeği açıklamış olarak tarıktan ozanı bırakmış olduğuna dair haber bekliyorduk. neyse sonra buluştukt arıkla, ozanın tarığın gösterdiği kapağı açtığını, içinde bişeyin olmadığını söylediği bir telefon aldığını söyledi tarık, anladı mı diye korktuk ama gidip uzaktan baktığımızda hala orada oturduklarını gördük zümrütle. şimdiki planımız telefon ederek onları acil yardıma çağırmak =) tarık mı arasın ben mi arayım kavgasından yazı turayla malup çıktım. aradım bizimkiler zümrütle ozanı izlerken. soluk soluğa ve kesik gelen bir sesle hemen gelin şeklinde özetlenebilecek bişeyler dedim, sonra hepimiz telefonları kapattık (tünelde çekmiyoya hani :D) bakalım ne yapıyolar diye izliyoruz, az hazırlandılar sanırım, sonra da yüksel çıkışnda inerken az arkalarına bakıp indiler aşağı. biz de koşa koşa gittik metro girişine ama kimse yok, sonra metro yürüyen merdivenlerinden inen bizimkileri gördük, açıkta olmamıza rağmen bizi görmediler neyse =) yanlış yere gidiyolardı bu arada :D sonra çıktılar doğru yere girdiler. biraz daha bekleyip telefonumuzu açtık, hemen çaldı benim telefon kim, ozan. nerdesiniz dedi çıktık biz beklediğiniz kapağa gelin dedim,telefonu kapatır kapatmaz da oraya koşmaya başladık =) oraya vardık hikayemizi yazdık hemen. girip geçmişiz tüneli, ama kapıyı açamamışız, orada telefon etmişiz, geri dönünce güvenlik abi bizi yakalayıp hem kurtarmış hem kızmış, sonra da zümler burada deyip buraya gelmişiz. yüz ifadeleri ve mimikleri etkileyince oazn ve zümrütün yemesi daha kolay oldu =) ozan diyo öyle bilmediğiniz yerlere girmeyim, tarık senin yüzün sararmış, adamlar yapmış bak hemen kilitlemişler gibi :D baya eğlence kattı şakaya :D
şimdi de ozanla zümrütün yaptıklarına geçelim...
benim telefonumdan önce ozandan bir cümle:
"şimdi bunlar çıkarken kapağın üstüne basalım çıkamasınlar" o da şaka yapacak tabi, asıl şakadan haberi yok :D sonrasında da koşa koşa gitmişler önce yanlış yere girmişler (biliyos :D) sonra bizim kapıyı bulup seslenmişler (içeri girmiyolar =) ) ses gelmeyince güvenliği mi çağıralım diye düşünürkene biz telefonları açmışız. heyecanlı heyecanlı anlata anlata bikaç saati geçirdik =) böylece son derece şık bir şakanın sonuna geldik. şimdi tepkileri alalım:
zümrüte bu blogu yazdığım kağıdı okutaraktan anlamasını sağladım, en başta ayaklarını yere vurmaya başladı, sonra son derece kızgın ve hayal kırıklığına uğramış şenkilde baktı, sonra gülmeye başladı =)
ozan da blog yazmış otobüse bindikten sonra anlamış da geri gitmiş bakmış anlamış falan,ben en başından biliyodum ayağına yatıyor şöyle ki
yagiz:kim söyledi? 
 n3tw0rk c0d3r:kendi kendime 
yagiz:neyse iyi yedirdik ama 
 n3tw0rk c0d3r:hepsini yemedim 
yagiz:hedi len bal gibi yedin
 n3tw0rk c0d3r:yok yaw bırakh 
yagiz:şimdi akıllı adam ayağına yatma
yagiz:bal gibi de yedin işte 
 n3tw0rk c0d3r:yok la yemedim bişey
 n3tw0rk c0d3r:bak kapı gibi blog da ortada
yagiz:he taam 
 n3tw0rk c0d3r:tarık çok komikti
 n3tw0rk c0d3r:yolda kapak arıyo
 n3tw0rk c0d3r:2 saat yürüttü  
yagiz:ama anlamıyosun
 n3tw0rk c0d3r:anladım bile 
yagiz:"abi puhohaha demek ki bilmediğimiz yerlere girmicekmişiz, adamlar yapmış, bi de kilitlemişler hahaha"
 n3tw0rk c0d3r:len olm niye gülüyodum sanıyodun  
yagiz:he taam ozan
 n3tw0rk c0d3r:sana he taam 

yagiz:sanki çok bişey anladınya şimdi ben biliyodum ayağına yatıyosun 
 n3tw0rk c0d3r:blog ortada
 n3tw0rk c0d3r:resimler ortada
yagiz:tamam kardeşim olaydan 2 saat sonra anlamasaydın bari 
 n3tw0rk c0d3r:yok bea tarık kapağı ararkenden anladık 
 n3tw0rk c0d3r:ama kritik bişey olduğunu sadece 
yagiz:ama koşa koşa gittiniz kapıya yavrucum =)

işte böyle sayın okuyucu :D


« Geleceğe Dönüş :: Geçmişe Yolculuk »