 |
Kapadokya - Güneş Tutulması
Tam Güneş tutulması tarihi yaklaşmakta, yaklaşık 2 hafta
önceden nasıl gideriz diye düşünürkene bi de baktık okul zaten gezi
düzenliyormuş, tahmini bir fiyatı önceden arkadaşlardan toplayarak nakit
parayla beklemeye başladık. Biraz fazla toplamışız en başta ama hişbişi.
Başvurular açılınca da hemen gittik ödememizi yaparaktan yerimizi ayırttık, 18
kişilik ono kadrosu -özde berrak buket gizem gizem goxu ozan tarık murat yiğit
tolga mehmet yağmur mesut seçkin berke çise ben- kapadokyaya...
En arkayı nası kaparız diye düşünürkene en sağlıklı fikrin
erken gelmek olduğuna karar verdik, zaten 5,5 ta buluşulacak dendi, hava
aydınlanmamıştı daha =S ilk gelenler bizdendi, en başta bekçiyi bulmakta biraz
zorluk çeksek de sonrasında bekçiyi bulduk, otobüs geldi hemen içeri dalıp en
arkadan yerleri tuttuktan sonra huzurla yolculuğa başlıyoruz...
Herkes yarı uykulu tabi sabah sabah, ama yolculuk bu
uyunmamalı di mi, tabi ki uyunmamalı, zaten bi süre sonra güneş doğdu ortalık
aydınlandı, öğretmenlerimiz kahvaltı dağıttılar ama pek canım çekmedi
yiyemedim. bi süre sonra bir yerde ilk molamızı verdik. pek güzel bir yer
değildi ama yavru köpekler falan olduğundan oyalanmamız kolay oldu. -aynı şey
köpeklerden korkanlar için geçerli olmasa da =)-

orada ayşe hocanın ısrarları sonucu
ıslık çalma dersi verildi ama pek başarılı olan olmadı =) sonrasında otobüse
döndük devam etmekteyiz yolculuğumuza, zaten otobüs kafa ranger falan da var,
şarkılar vs gitmekteyiz. bir de baktık ne görelim, arkadan bir kamyon
yaklaşmakta, hem de merinos kamyonu!

hemen sınıfçana bir merinostur halısı
patlattıktan sonra kamyonun geçişini izledik, bu kamyon uzun bir süre boyunla
geçme-geçilme-geçme-geçilme olaraktan bizimle birlikte oldu, çok eğlendik.
Arkada yemekle ilgili herkes bişey söylesin ve aklımızda tutalım oyunu oynadık
bi ara, biraz zorlayıcı da olsa eğlenceliydi =) bu arada tuz gölüne geldik.
mola verdik hemen tuz gölü diye ama gölü pek göremedik hem çamurdan hem de daha
ilgi çekici görünen çocuk parkı nedeniyle =) küçük salıncaklar çok küçük gelince
topluca büyük salıncağa gittik, o kadar kalabalık şekilde o kadar hızlıcana
sallanmak ayrı bi keyifliydi =) hem sonra ayşe hoca da katıldı, baya eğlendik.

otobüs yolculuğuna devam etmekteyiz, yolculukta eğlenceli
olur diye gitar getirmiştim birlikte çaldık söyledik bir süre, sonra da zaten
son molamızı verdik - ki mola verdiğimiz en güzel yerdi. masaj koltuklarına
yığıldı herkes görünce orada, çok da güzel bir şey yani o koltuklar =)

tam
oradan ayrılıyorduk bir de ne görelim, gazi anadolunun otobüsü, daha da
önemlisi içinden kim çıksın, gamze! gördüğümüze mutlu olup inceledik baya güzel
muhabbet oldu muratla =) otobüse döndük, ve de kapadokyadayız...

ayşe hoca çevredeki şeyleri tanıtaraktan rehberliğimizi
yaptı otobüs içinden, az bir süre sonra zaten ilk durağımız, kapadokyanın taş
içi yerleşim yerlerine gelmiştik zaten. indik orada, bir tepe görünce herkes tırmandı,
vuhu haydi koşalım coşalım gibisinden, anlamsız bi yerdi ama olsun =)

asıl
gidilecek yer azcık ilerideymiş =) girdik içeri, her yer dağ taş ve de kilise
olduğundan ve de bunu önceden bildiğimden pek bir merak ve heyecan yoktu
içimde, rehberimiz çeşitli kiliseleri anlatmaya başladıysa da pek ilgi
göstermedik, zaten çoğu kişi kendi kendine gezmeyi tercih etti. biz de rehberi
bırakınca kendi kendimize rehberlik yapmaya başladık. doğaçlama şekilde =) çise
tüm araziyi şeyh şecaattinin arazisi olarak gösterdikten sonrası daha da kolay
oldu zaten =) ilk merdiven, ilk demir merdiven, ilk disko topu derken baya
eğlendik. bulduğumuz deliklere girip çıktık

çeşitli yerlere falan tırmandık
bir hiperaktif çocuk edasıyla, her yer toz toprak zaten pek hoş olmadı

ranger
s.ali de o derece doğal bir arazi bulunca tüm yeteneklerini sergiledi =) ama
okul olaraktan tüm araziyi kaplamıştık her yerden bikaç kişi giriyo çıkıyo
falan, eğlenceliydi. zaten orada ilkbahar iyice kendini göstermişti, her yer
beyaz beyaz çiçekli ağaçlar, çok hoş görüntüler vardı. orada baya vakit
geçirdikten sonra tekrar otobüsümüze döndük. günün asıl amacına doğru yola
çıktık: güneş tutulması...
her yer otobüs, her yer toz, durduk bir yerde haydi buradan
izlicez herkes bi yer bolsun oturdun dediler kocamaan bir toprak araziye,
piknik tipi bir şekilde bekleyeceğiz tutulmayı. üstüne oturma amaçlı çeşitli
mont vesaire ve de yeme amaçlı yemeklerimizi yanımıza alaraktan oturduk bir
yere. yemeklerimi yağmur, kameramı berrak, gözlüğümü çise taşıdığından pek bi
rahattım gezide belirtmeden edemedim =) hepsine teşekkür edeyim devam edeyim.
orada yerimizi belirledikten sonra ayşe hoca geldi, ileride bedava tanıtım
bişeyleri var gidin bir bakının isterseniz dedi, ne güzel dedik gittik yukarı,
renkli su kıvamında meyve suyu falan içtik, fazla ilgi çekici bişey bulamayınca
geri döndük. sonrasında aşağı satış yapılan yerlere gittik, oradan çeşitli kola
vs tedarikinden sonra geri döndük ki ne görelim, çeşitli kamera ve mikrofonlar
özde ve berrağa çevrilmiş, onlar da son derece mutlu bir şekilde konuşmaktalar
=)

izleyemiyeceğimiz bir zamanda yayınlayacaklarını söylemişler üzüldük. bu
arada güneşin önü yavaş yavaş kapanmaya başladı, hava da yavaş yavaş
loşlaşmakta. ööyle oturup yemek yerkene çeşitli teyzeler gelerekten sürme
satıyoruz, deneme için çekeriz falan dediler. yağmur ilk tamam çekin diyen
oldu, sonra bizde bir meraklanma başladı acaba erkeklere de çekiliyor mu diye,
tabi çekeriz tabi deyince en başta murat olmak üzere çoğumuz da sürme çektirmiş
olduk ilk defa, ilginç bi görüntüydü =)

birkaç çıkıntı dışında hepimiz sürmeli
olunca pek bir eğlendik. güneşin açıkta kalan kısmı azcıcık kalınca oturup tam
tutulma anını beklemeye başladık. güneşe gözlüksüz bakmayın kör olursunuz
dendiği için çoğumuz bakmasak da -ki bakınca da pek tutulma farkedilmiyodu-
fotoğraflardan da dikkat ettiğim üzere çise sürekli gözlüksüz bakmış
--->>

ama kör olmadı haberiniz olsun =) ve güneş küçüldü küçüldü
ve de işte o an, elmas yüzük:

kelimelerle, fotoğraflarla ifade edilemez bir görüntüydü. bu
kadar güzel olacağını tahmin etmemiştim, edemezdim de zaten. herkes
yurtdışından koşa koşa tutulma izlemeye neden geliyormuş o zaman anlayabildim
ancak. çevremiz baya karanlıktı ama pek çevreyi izlemediğimden ayrıntı
veremiyorum. birkaç dakika o şekilde kaldıktan sonra -bu sürede davullar
çalıyordu, bir de sonradan öğrendik ki biraz arkalarda bir çift evlenmiş-
birden güneşin küçük bir kısmı açılıverdi ve çevreye çok ilginç bi ışık
yayıldı, florasan gibi bir aydınlatmayla çevremiz çok güzel görünüyodu. bu
kadar kısa sürmesine çok üzüldüm tutulmanın...


sonrasında toz toprak içinde
kalmaktan bıkmış olan otobüs milleti direk otobüse geçti, biz de geçtik. bi
süre otobüste hep birlikte oturup çevrenin sakinleşmesini ve otobüsün
toplanmasını bekledikten sonra yola koyulduk.
avanosta bir çanak çömlekçide durduk. topraktan çömlek
yapmayı gösterip aramızdan birine öğretecekmiş oradaki amcalar. dizildik hemen
içeri, izlemeye başladık. ööyle yapı yapıveriyo adam hemen oldu yani tebrik
ettik

sonra bizden biri yapsın dendi, oradaki başka bir amca rastgele bir isim
söyledi ve de o isim aramızda bulununca o çıktı. pek başarılı olmasa da amcanın
da yardımıyla bir şeyler yapmayı başarabildi. ondan sonra amca
"murat" adını söyleyince birden heyecanlandık bizim murat çıkıyo ama
iki murat varmış, doğum tarihi işin içine girince diğer murat çıktı , o önceki
arkadaş kadar başarılı değilse de bir şeyler yaptı. sonrasında satış mağazasına
girdik az gezindik falan, sonra tekrar otobüse.. bu sefer böyle saçların falan
koleksiyone edildiği garip garip amcaların olduğu garip bi yere gittik.
saçların sergilendiği oda hiç iç açıcı değildi, oda değil aslında bi ev
büyüklüğünde kocaman bi yer, bi sürü saç, insanlar saç bırakmakla kalmayıp
telefon numarası, fotoğraf falan da bırakmış, ilginçti. içeriye iğrenç diyen
kimselere o garip amcalar kızıyodu falan, oradan kayserili selmanın (saçını
bırakmış herhangi bir kimse) telefon numarasını alıp çıktık dışarı, ve tekrar
otobüs.. in bin in bin bıktık ama bi sonraki durağımızda biraz daha fazla zaman
geçirdik neyse ki.
ürgüpteyiz, serbest zaman.. çoğunluk oradaki kaleye çıktı
ama biz şehir merkezine doğru inmeyi tercih ettik. şehir içinde az gezindik
işte, yürüyüş gibi oldu.

daha sonrasında biraz daha ayrılıp az kişiler şeklinde
gezmek suretiyle tüm süreyi gezmekle geçirerek belirtilen saatte otobüste
olduk. oradan da akşam yemeği mekanımız pideciye gittik.
dışarıda yer kalmayınca ono ekibi olaraktan içeri kurulduk.

pidelerimiz gelmeden daha önce deneyip ulaşamadığımız kayserili selmayı aradık.
bu sefer açtı, konuşmayı özde yaptı. pantene şirketinden arıyormuşçasına çoşan
özde hepimizi kendine hayran bırakaraktan selma hanıma bişeyler kazandığını
söyleyip kapadı =) biz bile inandık nerdeyse ki selma nası inanmıştır kim bilir
=)

bi hediye gönderelim bari puhohaha gibisinden sohbetler ve de rangerla
çeşitli muhabbetler sonrası yemeklerimiz geldi. yemeklerimizi yedik, sonrasında
"ön taraf" olarak nitelendirdiğimiz geziden diğer arkadaşlar bize
lolipop ikram ederek bizi mutlu ettiler, herbişeyi biz verdik be bu ne
gibisinden söylenmeleri susturmada iyi oldu bu özellikle =) pidelerimizi
ısmarladığı için belediye başkanı amcaya teşekkür edip tekrardan otobüsümüze
dönmüşken, ankara dönüşü öncesi genel tuvalet ısrarı sonucu belediye binasında
bir tuvalet molası vereceğimizi öğrendik. indik, çıktık binaya ama tuvalet
amaçlı değildik çoğumuz =) el ve ağızlarımızda lolipoplar var iken orada boş ve
kocaman bir teras görünce kendimizi tutamadık birkaç ono olarak, bi lolipopla
futbol oynamaya başladık =)

bu durum yavaş yavaş büyüdü ve yaklaşık 20 kişi
lolipop topun peşinden koşturmaya başladı, bunu dışarıdan gören öğretmenlerimiz
ve de belediye başkanı amca biraz panik halinde yanımıza gelerekten bizi hemen
otobüse yönlendirdiler, e terasta yarı uçar ve hoplar zıplar görüntü aşağıdan
biraz ilginçmiş =) bu genel eğlenceden sonra belediye başkanı amcaya (ki
sonradan öğrendik ki bizim okuldan birinin babasıymış) el sallayıp yola
koyulduk.
dönüş yolculuğu daha bi eğlenceli daha bi coşmuş geçti. bazı
kimseler yarı uyur bi pozisyonda geçirmiş olsalar da genelde bi gece kulübü
havası hakimdi. dıpıtıss şarkılar ve de mavi-mor loş ışıklandırmayla otobüsü
diskodan ayırt etmek baya zordu.

sadece o şarkılar yetmedi tabi ki, gezi
sonunda sınıf şarkımız olsuun denecek duruma gelmiş bir taş attım pencereye de
en çok söylenen şarkıydı. bir kişi (ki sonlara doğru bu kişi hep yiğit oldu)
bir taş attım pencereye diye bağırdıktan sonra herkeş birden tık deedi diye
çığlık atarken murat özel tık dedi dansını yaparaktan otobüsü daha da coşturdu.
bi süre sonra bu işte profesyonelleşerek bir taş cama atılıp tık dedirtilir,
anne olarak gizem kızım evde yok diye bağırtılır oldu, ama insanlar bi süre
sonra bıktı yani, bıkmayanlar sağolsun dönene kadar aynı şarkı.. =) bunun
dışında çileeee yarışması yapıldı. ozan korkmazın rekorları aransa da çok
başarılı kişiler vardı. ama süre olarak olmasa da duyguyu vermesi açısından
duruşu, surat ifadesi ve de sesiyle mesuta taptım, çile çekilecekse böyle
çekilir yani =) bu ara da ranger konuğumuz oldu, gerek dansları gerekse ölü
taklitleriyle ayrı bir renk kattı =) bu aktiviteler sonucu yaşanan havasızlık
bize Beypazarı gezisini hatırlattı..

ayrıca berkenin ağzı açık uyuması sonucu ağzına kağıt
sokalım, şeker sokalım puhohaha ve de berrağın ağız, burun vs kapanınca
uyanmıyo puhohaha durumları da baya bi atraksiyondu. ama bu kadar hareket
herkesi yormuştu tabi, yolculuğun son saatinde çoğunluk uyumaktaydı. varışımız
planlanandan biraz erken oldu ama hişbişi. okulda bekçi bulmada tekrardan küçük
bi problem yaşadık, kapıda bağırdık falan ama yararı olmadı, neyse ki sonradan
bekçi amca geldi, okul bahçesine girebildik. orada biraz oyalandıktan sonra eve
dönerekten geziyi bitirmiş olduk..
İstanbul
İstanbul gidiyoruz okulla, 6 ono, kardeşim ve ben olmak üzere 8 kişilik bir grubuz 45 kişilik otobüste... akşam
11.30da okulda buluştuk, geldiğimde herkes ordaydı zaten, bizimkiler
yerimizi tutmuş, annemlerin, öğretmenlerin tam arkası. girdik oturduk
bi heyecan bi bişey, otobüs hareket etti... annenize haber verin
gibisinden uyarılar yapıldıktan sonra yolculuk pozisyonuna tam olarak
geçildi. kararlıyım tabi uyumak yok, okul gezisinde uyunur mu diye,
benimle aynı fikirde olan sadece ece vardı, ama herkes molaya kadar
dayandı uykuya, durduk işte arada bi yerde, oralar karlıydı, zaten
önceki gün yağmur yağdığı için huzursuzdum hava kötü olursa mahvolur
gezi diye, ama istanbulda hişbişi yoktu neyse, gittik oturduk biraz
orda işte, markete gittik çeşitli bir otobüste oynanabilir oyun var mı
diye züm ve berrakla, berrak tabuyu getirmeyi unutmuş da... bulamadık
tabi, ama öyle bi yerde satılmasının nasıl düşünüldüğünü anlamadığım bi
sürü bastonlar falan vardı benzincinin marketinde, kim yolculukta
baston alır ki yani... bi süre sonra başka bi otobüs geldi, ondan da
yaşıt çeşitli öğrenciler çıktı, meraldenlermiş onlar da, berrak hemen
kaynaştı, ortak tanıdık bile buldu iki dakikada =) sonrasında otobüse
tekrar bindiğimizde çoğu kişi yavaş yavaş uykuya çekilmişti, bi süre
sonra eceyle ikimiz kaldık uyumayan. muhabbet sohbet işte, zaten ece
tekrardan istanbula gideceği için heyecanlıydı baya, istanbul hakkında
baya şey öğrendim ondan. güneşin doğuşunu seyretmek istiyoduk sabah
madem uyumuyoruz diye ama malesef bulutlar nedeniyle göremedik.
istanbula vardığımızda anadolu yakasında hiç oyalanmayıp direk avrupaya
geçtik. geçerken hava karanlıktı biraz, boğazdan o ışıkları izleyerek
geçtik, son derece hoştu yani, kabataş, kapıkule ve çeşitli saraylar en
çok dikkat ettiklerimizdi. karşıya geçince küçük bir boğaz turu yaptık.
beşiktaşın stadını gördük baya da küçük görünüyodu güldük eğlendik =)
sonra galatasaray adasını gördük mutlu olduk falan, tur sonunda
istanbuldaki ilk durağımız olan rumeli hisarına vardık. 
hava baya soğuktu orada, az biraz kıyıda gezinti yaptıktan sonra
topluca kahvaltı yapacağımız yere geldik. bi açık havada oturulacak
yerler var, bi de yukarıda bi giriş var, önce yukarı bi bakalım dedik
goxu yalın ozan ve ben, girdik içeri müze gibi bi yer, çeşitli
resimler, heykeller falan, içeride de okuldan çeşitli kimseler işte,
biz ortama bakarken onlar da bize bakıyolar, ne arıyosunuz burda
dediler, biz durumu tam anlamamışken annem burası kızlar tuvaleti çıkın
dışarı deyince hemen çıktık =) baya ilginç bi tuvaletti, daha içerisi
daha garipmiş sonradan öğrendiğime göre =) 
dışarı çıkınca yukarıda başka bir kapının daha olduğunu gördük, o da
erkekler tuvaletidir diye girdik içeri, burası dar bi yer, 4 tane kapı
var içeride, biri biraz aralık. bakınca içeri dağınık bir yatak, dolap
falan normal bir ev gibi görünüyo, diğer 3 kapıdan ikisi tuvalete, biri
de duvara açılıyo, öyle bi duvar yani. anladık ki istanbulun tuvaletleri bi garip =) her
zamanki gibi masa birleştirdik kahvaltı için, masaların altına çeşitli
bi metal kap koyuluyor içinde de köz olmak üzere, o soğukta iyi de
oluyodu yani iyi düşünmüş adamlar. öğretmenlerimiz tarafından
işletmeyle anlaşma yapılmış çeşitli bi indirim için, ne güzel dedik
kahvaltılarımızı sipariş ettik. kızlar biraz geç kaldı, herhalde o
kadar müzemsi tuvalet olunca insanın geri gelesi gelmiyo =)
kahvaltılarımız baya bi rötarla da olsa ulaştı, istediğim kahvenin
parasını aldılar sonrasında çeşitli başka kızlardan kahve parası
almamışlar, kınadım orayı sexual discrimination yani. sonrasında
boğazda kısa başka bir yürüyüşten sonra otobüse döndük. 
otobüste kaset adaptöre sayesinde mp3player dinleme şansını elde
ettiğimizden otobüs yolculukları daha eğlenceli olmaya başladı.
sarışınlar boktur, ösym, htf gibisinden geyik şarkıların yanında türk
sanat müziği ya da çeşitli başka şarkılarla baya eğlendik. kısa
bir otobüs yolculuğundan sonra sultanahmetteyiz ve ilk ziyaret
edeceğimiz yer yerebatan sarnıcı. hava yavaş yavaş düzelirkene, goxuyu
robeunu giymiş sokaklarda gezinir buluyoruz =) sarnıç kapısı kilitli
olduğundan 2 3 dakikalık bir bekleme sonrasında içeri girdik. daha
önceden gelmiştim ama tam hatırlamadığımdan tekrar gezmek güzel oldu. 
balıkların olduğunu hatırlıyordum, buketle birlikte balık aradık aradık
bulamadık, o da aynı şekilde balık hatırladığından nası yok diye
şüpheye düştük, neyse böyle bakınırkene oradaki medusa kafası
heykelinin oraya gittik 
bu sırada yürüdükçe yukarıdan şapır şapır su damlıyodu da pek kafaya
takan yoktu işte. geri dönerkene herkesle bi baktık, bi sürü balık bi
yerde toplanmış yüzünmekteler, içim rahatladı =) bi sürü para suya
atılıyo ne saçma ne garip falan dedikten sonra bakalım balıkları
vurabiliyomuyuz diye çeşitli atışlar yapıldı suya nakit olarak =)
balıklar her seferinde kaçınca sıkıldık, gezmemize devam ettik. kapalı
kocaman bir havuz gibi olduğundan muazzam bir yankılanma ortamı var
orada, en karanlığından bir köşeye giderekten vuuuu bööö diye bağırmak
baya eğlenceli oldu =) sonrasında çıktık dışarı, çoğu kişi çoktan
ordaymış zaten, ayşe hoca sayım yapıyordu çıktığımızda. oradan yine
topluca ayasofyaya gittik. 
girişte baya oyalandık, neyse içeri girince kocamaaan yüksek bir mekan
görünüyor. içeride restorasyon var sanısam kocaman bir demir yığını tüm
heryeri kapatıyo, neyse yukarı katına falan çıktık çıkış çok güzel
uzzuun bir koridor şeklinde yokuş, aşağı inişi daha güzel koşa koşa =)
oradan çıkıp karşısındaki hamama gittik, içeride bir sürü halı
sergileniyordu ama soğuktu baya, az gezindikten sonra satış mağazası
gibi kısmına gittik orası sıcacıktı herkes oraya kamp kurmuştu. çıkmak
o nedenle zor oldu baya =) oradan çıkınca sultanahmet camisine gittik.
parkı gezin deseler daha iyiydi, zaten az kişi girdi caminin içine,
oralarda oyalandık biz de, içeridekiler çıkınca da serbest zaman
verdiler =) vuhu serbest zaman diye koştururkene kızların kötü planları
olduğunu farkettim, gidip gümüş takıcılara bakacaklarmış =S neyse
elimizden bişey gelmedi gittik arkalarından, belli bir saatte
suhtanahmet köftecisinde bulunmak üzere, çok bişey bakamadılar zaten,
yoğun bir çarşı durumu da yoktu, biraz gezinip geri geldik, 10 dk erken
gelmişiz o nedenle biraz daha gezinelim dedik, geri döndüğümüzde herkes
gelmiş oturmuştu çoktan, neyse ki bir köşede büyük bir masa bulabilip
oturduk. öyle oturunca acayip bi uyku bastırdı, hele yemek yedikten
sorna daha da kötü oldu bu durum. yemekte sultanahmet köftesi vardı ama
pek memnun kalmadım açıkçası, oraya bülent ersoy, tarkan falan ooh ne
güzel diye notlar bırakmış çerçeveletmişler ama öyle çok özel bişey
yoktu yani.gelen pipetlerin içi kumluydu zaten (nası oluyosa anlamadım
=) ) irmik helvası da yiyerekten otobüse gitmeye karar verdik, nerede
diye sorduk öğretmenlerimize, şurada diye bi yeri gösterdiler, tamam
dedik çeşitli otobüsler görünüyo orda, ama gittik gezindik gezindik
bulamadık, gezinirkene bi dükkana daldılar kızlar, neyse oradan berrak
bi balon aldı böyle kocaman zıplatılanlardan, sonra bulamayınca az bi
telaşla annemi aradım, ayasofyanın önüne gelin dediler neyse gittik
bulduk, ilk binenler de biz olduk o kadar kaybolup oyalanmamıza rağmen,
ora dan da istanbul moderne gitmek için yola çıktık. berrağın
aldığı balon tabi ki en çok rabet gören cisim oldu otobüse binince,
sonuçta da patlaması pek zaman almadı =) sonra bi baktım ece uyuyo, ona
kızdım sonra duygu sömürdüm biraz, neyse uyumasını engelledim. biraz
sonra vardık zaten, ama 45 dakika sonrayaymış randevu, isteyen otobüste
oturabilir isteyen gezinebilir dediler, çoğu kişi uyumaya karar
verirkene goxu yalın ece ben dışarı çıktık. o sırada da benim acayip
uykum geldi. eceye yalvardım resmen gidip uyuyalım diye, kendim de
uyuyamıyorum en başta birlikte uyumucaz dediğimiz için, ama bi türlü
ikna olmadı, bak kimse anlamaz yarım saat uyuyuverelim dedim falan,
ı-ıh, kahve içelim dedi, ben de taam deme durumunda kaldım. gittik bir
yere oradaki, 2 adet tavla aldık eşli oynamak üzere, tam oyuna
başladık, tam içecekler geldi, telefon çaldı ki rezervasyonu erkene
aldık koşun gelin, çamur gibi bişeydi gelen zarla zorla içtim, başka
içen olmadı zaten pek, hemen gittik girdik içeri koşa koşa, herkesi
içeri alıyolardı gittiğimizde. neyse girdik biz de içeri, orada bi
odaya aldılar bizi, çeşitli bilgileri doldurttular bir kağıda, sonra
iki gruba bölerekten gezdirmeye başladılar. bize bir abi rehberlik
ediyordu, çok da eğlenceli bi abiydi. gezindikçe işte sizce ne demek
istemiş, sizce niye böyle yapmış gibi soruyordu ressamları anlattıktan
sonra, resimlerim çoğu anlamsızdı, niye müzeye koymuşlar ki 5
yaşındayken yapıyodum ben bunu denebilecek cinsten. orada bir kapı
vardı beyaz duvarın üzerinde yine bembeyaz, rehber abiye sorduk bu da
sanat esri olamaz mı diye, o da itiraf etti eğer bi tane koruma zinciri
koysaydık gelenlerin %85 i eser diye izlerdi diye =) haklıydı da adam,
ama daha garipleriyle de karşılaşacaktık. çok çeşitli tablolar
gördükten sonra (kes yapıştır, kesmeden yapıştır, karala, boya dök
resim olsun ve hatta bilgisayardan animasyon ekle gibi tekniklerle).
resim sergisi boyunca yarı uyur gezdim. aşağı heykel sergisine indik ve
iner inmez uykum kaçtı rahatladım baya. inişteki merdiven de bir sanat
eseriymiş böyle camlı zincirli falan, indik aşağı sadece bilgisayarda
yapılmış çeşitli animasyonlar vardı bi tavşanın böcekler tarafından
yenmesi, çeşitli meyvelerin çürümesi gibi ilk göze çarpan, sonra başka
bi salona geçtik, ilk gördüğümüz şey bi standın üzerinde bir direkti.
ööyle bi direk yani tek başına. sadeliği falan anlatıyormuş, güldük
geçtik kısacası =) sonra işte daha garip çeşitli heykel ve heykelcikler
gördük, bi süre sonra rehberimiz bizi kendi halimize bırakaraktan başka
randevusuna gitti, teşekkür ettik biz de. sonrasında gezindikçe bana
acayip bi ilham geldi her gördüğüm heykeli acayip sanatsal şekilde
yorumlamaya başladım. bi ara tanımadığım çeşitli kimseler bile
toplanaraktan tamamen sallama yaptığım yorumları dinlemeye başladı =)
çok eğlendik, ama mantıklı yorumlardı bence yani. özel lütfen
heykellere dokunun bölümü vardı, en baştan beri hişbişiye dokunamayınca
orda onlara baka bi dokunduk =) pek bi anlam ifade etmiyolardı zaten
çocuk parkı gibiydi. sonrasında da çıktık işte geziyi tamamlayıp.
istanbul modern de bitince gezinin istanbul avrupa kısmı bitmiş oldu. karşıya
geçişte baya bi trafik vardı, bi de diğer köprüden geçtiğimiz için
ilkinde gece nedeniyle tam anlayamadığımız yerleri görme fırsatımız
olmadı. 
anadolu kavağına giderkene bir yol ayrımına geldik. ne taraftan
düşünürkene bir yol seçildi, seçilen yol tam anlaşılamadığından bi
ekstra tur atıldı yuvarlaktan ve bi yoldan gitmeye başladık. alçak bir
köpri gelince seçilen yolun yanlış yol olduğu anlaşıldı. biraz uzun bir
geri geri yolculukla 2 tur attığımız yuvarlaktan 3. kez dönerek nihayet
anadolu kavağına yaklaşmaya başladık baya uzun bi yoldu dağlar falan
tırmandık, sonuçta küçücük bir kasaba olan anadolu kavağına geldik.
burası baştan sona serbest zamandı ama baya baya küçük olduğundan pek
bi anlamı olmadı =) zaten çoğunlukla öğretmenlerimizle birlikteydik. bi
tur attıktan sonra çeşitli bi yere oturduk yemek için. gelin indirip
yaparız ikram yaparız gibisinden karşılandık. okuldan başka bi grup da
oradaydı. neyse yemekleri söyledik, güzel değildi gelen yemekler,
üstelik hiçbir indirim de yapmadılar, yine de iyi kurtulmuşuz ki
bindirim de yapmadılar diğer gruba yapmışlar =) hiç memnun kalmayarak
çıktık, yedigül restorandı sanırsam. gezinirkene tekrardan, bi baktık
waffle yapan bir yer var, buket hemen ben yerim diye gitti aldı, öyle
olunca herkes almaya başladı =) bol çikolata ve dondurmalı olduğundan
yemek aşırı derecede zor ve kirli bi işte ama güzeldi yani. waffle
faslı da bitince tekrardan otobüse döndük ve hıdiv kasrına gitmek üzere
yola çıktık, ece çok bahsetmişti ordan o yüzden baya merak ediyodum ama
malesef yolda kaldık, otobüs kasra çıkan yola sığmadığın için geri
dönmek zorunda kaldık. bu durumda da bir sonraki durağımız olan
çamlıcaya doğru yola koyulduk. çamlıcaya giderken de baya bi geri
dönüşler ve sıkışmalarda bulunduk ara sokaklardan gitmeye çalışırken,
baya oyalanddık yani yollarda, neyseki sonuçta düzgün bir yol
bularaktan çamlıcaya ulaştık soğuk falan iyice bastırmıştı artık gece
olmuştu. ciddi şekilde uyarıldık orada tehlikeli kişilerin
bulunabileceği konusunda, grupçana gezindik, oradaki istanbul manzarası
gerçekten harikaydı 
ama onun dışında belki de gece olduğundan kayda değer pek bişey
bulamadık. aşağı indik otobüse, bu aralar benim uykum son derece kaçmış
durumda ama en saçma sapan espirilere topluca gülmekteyiz,
uykusuzluktandı o sanırsam (umarım =) ) 
biraz oralarda oyalandıktan sonra ankaraya dönmek üzere yola çıktık
programa göre erken bir saatte. dönüş yolunda da çoğu kişi uyurkene biz
karşılıklı sözümüzden dolayı eceyle uyumamaya çalışıyoduk ama yok
olmuyo, o kadar gezinip de 48 saat uyumamaya çalışmak baya zormuş, ve
de sonuç olarak 41. saatimizde uyuduk =( baya iyi geldi ama uyku =)
herkes uyudu zaten arkada gece çalcaz vuhu diye darbuka alanlardan
falan da ses çıkmadı. ve de sonuç olarak 5,5 ta ankaraya vardık. hava
çok soğuktu donduk dışarıda otobüsten inince, herkesin anne babası
aldı, biz de eve döndük. eve gider gitmez uyudum haliyle, sonraki günün
de büyüük bir kısmını uyuyarak geçirdim ama pek de şikayetim yoktu
yani. böylece başka bi okul gezisini de bitirmiş oldum.
Metro Acil Çıkış
Evet uzun bir aradan sonra tekrar yeni bir yazı... Hayatımdaki her çeşit aksiyon bir anda sonlanınca arkadaşlarla birlikte etkinlik aramaya başladık. Bir ankaray inişinde tarık acil çıkış kapısından bahsetti, hastane kapısı gibi,acaba nereye çıkar gibisinden gazlarla hepimizi ikna etti -hepimiz de burada ben goxu mrgo ve ayşe oluyor- vee daldık kapıdan içeri... İçerisi parıl parıl gayet hoş bir yer adamlar yapmış yani,ama tek bir sorun var o da geri çıkış yok =) bir aşağı bir yukarı merdiven var nereye gidelim nereye gidelim,yukarıda çıkış vardır diye aşağı indik.az inince başka bir kapı, sanırım metronun yanında olmalı çıkışı, tabi ordan da çıkış yok girdiğimiz kapıdaki gibi, e sonra yukarı çıktık haliyle, en üstte iki kapı biri görevliler için sanırım, diğeri de çıkış kapısı, biz çıkışı tercih ettik bu sefer, uzatmayalım dedik =) metrodaki dergicinin yanına çıktık. Bu bize yetmedi tabi biliyoruz ki ikinci bi çıkış daha var, e aktarmalar da var, bi de onu deneyelim dedik, girdik, herşey aynı sadece çıkış farklı, karanfilin ilerisinden, hişbişi sonra ayrıldık bitti. Ertesi gün otururkene -tarık mrgo ben berke ozan ece- tarık bu olayı anlatmaya başladı. bütün eğlence de başlamış oldu =) kendiliğinden oluşan bir koordinasyonla tarıkla ikimiz bu acil çıkış kağısı konusunda senaryo yazmaya başladık. Girdiğimiz kapı bir tünele açılıyordu, daracık havasız ve pas kokan, karanlık bir yer =) tek sıra halinde yürümeye çalışan bizler girdiğimiz kapı açılmadığı için tünele girmek zorunda kaldık. Uzuun ve korku dolu bir yolculuktan sonra bir merdivene ulaştık (8 metre uzunluğunda, höh :D ) ve tırmanarak bir kanalizasyon kapağı gibi bişeyden çıktık. bu senaryo gittikçe gelişti ve ayrıntılı hale geldi tabi, benim üstüm leke oldu, tarık merdivende sallandı (ozanın en çok ilgisini çeken buydu), ayşe çıkmak istemedi, her yerimiz pas oldu vs, anlattıkça özellikle ozan çoştukça coştu yani =) bunların üzerine bahçelideyken kızılaya gitmeye karar verdik ki birlikte bi daha girelim o korkunç yere =D Berke ayrılmak durumunda kaldı, kızılayda bekleyen zümrüt vardı, böylece kekleme kurbanı 3 kişi oldu, ozan-ece-zümrüt. ecenin maceracı ruhu nedeniyle girmeye çok hevesliydi ozan ise girmemeye kararlıydı o korkunç (!) :D yere, ama yine de bi bakayım dedi kapıdan, korktuk biz de içerisi parıl parıl =) neyse tünel yukarıda başlıyo dedik onu da yediler :D sonuçta tarık aldı ozanı, zümrütü de yolda alarak çıktığımız kağağın yanına götürdü. Şimdi bu konuda tarığın duygularını alalım: "abi kapak bulamıyorum ya ne yapacam" (telefonda)ozandan ayrılıp bizi alınca: "bu kapağı buldum da çok küçüktü, bunun üzerinde araba vardı, sonra gittim bi küçük kapak, acaba bu muydu diye düşünme numarası yaparken arkadaki büyük kapağı gördüm, rahatladım." Bu sırada biz eceye gerçeği açıklamış olarak tarıktan ozanı bırakmış olduğuna dair haber bekliyorduk. neyse sonra buluştukt arıkla, ozanın tarığın gösterdiği kapağı açtığını, içinde bişeyin olmadığını söylediği bir telefon aldığını söyledi tarık, anladı mı diye korktuk ama gidip uzaktan baktığımızda hala orada oturduklarını gördük zümrütle. şimdiki planımız telefon ederek onları acil yardıma çağırmak =) tarık mı arasın ben mi arayım kavgasından yazı turayla malup çıktım. aradım bizimkiler zümrütle ozanı izlerken. soluk soluğa ve kesik gelen bir sesle hemen gelin şeklinde özetlenebilecek bişeyler dedim, sonra hepimiz telefonları kapattık (tünelde çekmiyoya hani :D) bakalım ne yapıyolar diye izliyoruz, az hazırlandılar sanırım, sonra da yüksel çıkışnda inerken az arkalarına bakıp indiler aşağı. biz de koşa koşa gittik metro girişine ama kimse yok, sonra metro yürüyen merdivenlerinden inen bizimkileri gördük, açıkta olmamıza rağmen bizi görmediler neyse =) yanlış yere gidiyolardı bu arada :D sonra çıktılar doğru yere girdiler. biraz daha bekleyip telefonumuzu açtık, hemen çaldı benim telefon kim, ozan. nerdesiniz dedi çıktık biz beklediğiniz kapağa gelin dedim,telefonu kapatır kapatmaz da oraya koşmaya başladık =) oraya vardık hikayemizi yazdık hemen. girip geçmişiz tüneli, ama kapıyı açamamışız, orada telefon etmişiz, geri dönünce güvenlik abi bizi yakalayıp hem kurtarmış hem kızmış, sonra da zümler burada deyip buraya gelmişiz. yüz ifadeleri ve mimikleri etkileyince oazn ve zümrütün yemesi daha kolay oldu =) ozan diyo öyle bilmediğiniz yerlere girmeyim, tarık senin yüzün sararmış, adamlar yapmış bak hemen kilitlemişler gibi :D baya eğlence kattı şakaya :D şimdi de ozanla zümrütün yaptıklarına geçelim... benim telefonumdan önce ozandan bir cümle: "şimdi bunlar çıkarken kapağın üstüne basalım çıkamasınlar" o da şaka yapacak tabi, asıl şakadan haberi yok :D sonrasında da koşa koşa gitmişler önce yanlış yere girmişler (biliyos :D) sonra bizim kapıyı bulup seslenmişler (içeri girmiyolar =) ) ses gelmeyince güvenliği mi çağıralım diye düşünürkene biz telefonları açmışız. heyecanlı heyecanlı anlata anlata bikaç saati geçirdik =) böylece son derece şık bir şakanın sonuna geldik. şimdi tepkileri alalım: zümrüte bu blogu yazdığım kağıdı okutaraktan anlamasını sağladım, en başta ayaklarını yere vurmaya başladı, sonra son derece kızgın ve hayal kırıklığına uğramış şenkilde baktı, sonra gülmeye başladı =) ozan da blog yazmış otobüse bindikten sonra anlamış da geri gitmiş bakmış anlamış falan,ben en başından biliyodum ayağına yatıyor şöyle ki yagiz:kim söyledi? n3tw0rk c0d3r:kendi kendime yagiz:neyse iyi yedirdik ama n3tw0rk c0d3r:hepsini yemedim yagiz:hedi len bal gibi yedin n3tw0rk c0d3r:yok yaw bırakh yagiz:şimdi akıllı adam ayağına yatma yagiz:bal gibi de yedin işte n3tw0rk c0d3r:yok la yemedim bişey n3tw0rk c0d3r:bak kapı gibi blog da ortada yagiz:he taam n3tw0rk c0d3r:tarık çok komikti n3tw0rk c0d3r:yolda kapak arıyo n3tw0rk c0d3r:2 saat yürüttü yagiz:ama anlamıyosun n3tw0rk c0d3r:anladım bile yagiz:"abi puhohaha demek ki bilmediğimiz yerlere girmicekmişiz, adamlar yapmış, bi de kilitlemişler hahaha" n3tw0rk c0d3r:len olm niye gülüyodum sanıyodun yagiz:he taam ozan n3tw0rk c0d3r:sana he taam
yagiz:sanki çok bişey anladınya şimdi ben biliyodum ayağına yatıyosun n3tw0rk c0d3r:blog ortada n3tw0rk c0d3r:resimler ortada yagiz:tamam kardeşim olaydan 2 saat sonra anlamasaydın bari n3tw0rk c0d3r:yok bea tarık kapağı ararkenden anladık n3tw0rk c0d3r:ama kritik bişey olduğunu sadece yagiz:ama koşa koşa gittiniz kapıya yavrucum =)
işte böyle sayın okuyucu :D
« Geleceğe Dönüş :: Geçmişe Yolculuk »
|
 |