İstanbul

Ne Zaman: 30 March 2006 - 6:32

İstanbul gidiyoruz okulla, 6 ono, kardeşim ve ben olmak üzere 8 kişilik bir grubuz 45 kişilik otobüste...

akşam 11.30da okulda buluştuk, geldiğimde herkes ordaydı zaten, bizimkiler yerimizi tutmuş, annemlerin, öğretmenlerin tam arkası. girdik oturduk bi heyecan bi bişey, otobüs hareket etti... annenize haber verin gibisinden uyarılar yapıldıktan sonra yolculuk pozisyonuna tam olarak geçildi. kararlıyım tabi uyumak yok, okul gezisinde uyunur mu diye, benimle aynı fikirde olan sadece ece vardı, ama herkes molaya kadar dayandı uykuya, durduk işte arada bi yerde, oralar karlıydı, zaten önceki gün yağmur yağdığı için huzursuzdum hava kötü olursa mahvolur gezi diye, ama istanbulda hişbişi yoktu neyse, gittik oturduk biraz orda işte, markete gittik çeşitli bir otobüste oynanabilir oyun var mı diye züm ve berrakla, berrak tabuyu getirmeyi unutmuş da... bulamadık tabi, ama öyle bi yerde satılmasının nasıl düşünüldüğünü anlamadığım bi sürü bastonlar falan vardı benzincinin marketinde, kim yolculukta baston alır ki yani... bi süre sonra başka bi otobüs geldi, ondan da yaşıt çeşitli öğrenciler çıktı, meraldenlermiş onlar da, berrak hemen kaynaştı, ortak tanıdık bile buldu iki dakikada =) sonrasında otobüse tekrar bindiğimizde çoğu kişi yavaş yavaş uykuya çekilmişti, bi süre sonra eceyle ikimiz kaldık uyumayan. muhabbet sohbet işte, zaten ece tekrardan istanbula gideceği için heyecanlıydı baya, istanbul hakkında baya şey öğrendim ondan. güneşin doğuşunu seyretmek istiyoduk sabah madem uyumuyoruz diye ama malesef bulutlar nedeniyle göremedik. istanbula vardığımızda anadolu yakasında hiç oyalanmayıp direk avrupaya geçtik. geçerken hava karanlıktı biraz, boğazdan o ışıkları izleyerek geçtik, son derece hoştu yani, kabataş, kapıkule ve çeşitli saraylar en çok dikkat ettiklerimizdi. karşıya geçince küçük bir boğaz turu yaptık. beşiktaşın stadını gördük baya da küçük görünüyodu güldük eğlendik =) sonra galatasaray adasını gördük mutlu olduk falan, tur sonunda istanbuldaki ilk durağımız olan rumeli hisarına vardık.


hava baya soğuktu orada, az biraz kıyıda gezinti yaptıktan sonra topluca kahvaltı yapacağımız yere geldik. bi açık havada oturulacak yerler var, bi de yukarıda bi giriş var, önce yukarı bi bakalım dedik goxu yalın ozan ve ben, girdik içeri müze gibi bi yer, çeşitli resimler, heykeller falan, içeride de okuldan çeşitli kimseler işte, biz ortama bakarken onlar da bize bakıyolar, ne arıyosunuz burda dediler, biz durumu tam anlamamışken annem burası kızlar tuvaleti çıkın dışarı deyince hemen çıktık =) baya ilginç bi tuvaletti, daha içerisi daha garipmiş sonradan öğrendiğime göre =)


dışarı çıkınca yukarıda başka bir kapının daha olduğunu gördük, o da erkekler tuvaletidir diye girdik içeri, burası dar bi yer, 4 tane kapı var içeride, biri biraz aralık. bakınca içeri dağınık bir yatak, dolap falan normal bir ev gibi görünüyo, diğer 3 kapıdan ikisi tuvalete, biri de duvara açılıyo, öyle bi duvar yani.  anladık ki istanbulun tuvaletleri bi garip =)

her zamanki gibi masa birleştirdik kahvaltı için, masaların altına çeşitli bi metal kap koyuluyor içinde de köz olmak üzere, o soğukta iyi de oluyodu yani iyi düşünmüş adamlar. öğretmenlerimiz tarafından işletmeyle anlaşma yapılmış çeşitli bi indirim için, ne güzel dedik kahvaltılarımızı sipariş ettik. kızlar biraz geç kaldı, herhalde o kadar müzemsi tuvalet olunca insanın geri gelesi gelmiyo =) kahvaltılarımız baya bi rötarla da olsa ulaştı, istediğim kahvenin parasını aldılar sonrasında çeşitli başka kızlardan kahve parası almamışlar, kınadım orayı sexual discrimination yani. sonrasında boğazda kısa başka bir yürüyüşten sonra otobüse döndük.


otobüste kaset adaptöre sayesinde mp3player dinleme şansını elde ettiğimizden otobüs yolculukları daha eğlenceli olmaya başladı. sarışınlar boktur, ösym, htf gibisinden geyik şarkıların yanında türk sanat müziği ya da çeşitli başka şarkılarla baya eğlendik.

kısa bir otobüs yolculuğundan sonra sultanahmetteyiz ve ilk ziyaret edeceğimiz yer yerebatan sarnıcı. hava yavaş yavaş düzelirkene, goxuyu robeunu giymiş sokaklarda gezinir buluyoruz =) sarnıç kapısı kilitli olduğundan 2 3 dakikalık bir bekleme sonrasında içeri girdik. daha önceden gelmiştim ama tam hatırlamadığımdan tekrar gezmek güzel oldu.


balıkların olduğunu hatırlıyordum, buketle birlikte balık aradık aradık bulamadık, o da aynı şekilde balık hatırladığından nası yok diye şüpheye düştük, neyse böyle bakınırkene oradaki medusa kafası heykelinin oraya gittik


bu sırada yürüdükçe yukarıdan şapır şapır su damlıyodu da pek kafaya takan yoktu işte. geri dönerkene herkesle bi baktık, bi sürü balık bi yerde toplanmış yüzünmekteler, içim rahatladı =) bi sürü para suya atılıyo ne saçma ne garip falan dedikten sonra bakalım balıkları vurabiliyomuyuz diye çeşitli atışlar yapıldı suya nakit olarak =) balıklar her seferinde kaçınca sıkıldık, gezmemize devam ettik. kapalı kocaman bir havuz gibi olduğundan muazzam bir yankılanma ortamı var orada, en karanlığından bir köşeye giderekten vuuuu bööö diye bağırmak baya eğlenceli oldu =) sonrasında çıktık dışarı, çoğu kişi çoktan ordaymış zaten, ayşe hoca sayım yapıyordu çıktığımızda. oradan yine topluca ayasofyaya gittik.


girişte baya oyalandık, neyse içeri girince kocamaaan yüksek bir mekan görünüyor. içeride restorasyon var sanısam kocaman bir demir yığını tüm heryeri kapatıyo, neyse yukarı katına falan çıktık çıkış çok güzel uzzuun bir koridor şeklinde yokuş, aşağı inişi daha güzel koşa koşa =) oradan çıkıp karşısındaki hamama gittik, içeride bir sürü halı sergileniyordu ama soğuktu baya, az gezindikten sonra satış mağazası gibi kısmına gittik orası sıcacıktı herkes oraya kamp kurmuştu. çıkmak o nedenle zor oldu baya =) oradan çıkınca sultanahmet camisine gittik. parkı gezin deseler daha iyiydi, zaten az kişi girdi caminin içine, oralarda oyalandık biz de, içeridekiler çıkınca da serbest zaman verdiler =) vuhu serbest zaman diye koştururkene kızların kötü planları olduğunu farkettim, gidip gümüş takıcılara bakacaklarmış =S neyse elimizden bişey gelmedi gittik arkalarından, belli bir saatte suhtanahmet köftecisinde bulunmak üzere, çok bişey bakamadılar zaten, yoğun bir çarşı durumu da yoktu, biraz gezinip geri geldik, 10 dk erken gelmişiz o nedenle biraz daha gezinelim dedik, geri döndüğümüzde herkes gelmiş oturmuştu çoktan, neyse ki bir köşede büyük bir masa bulabilip oturduk. öyle oturunca acayip bi uyku bastırdı, hele yemek yedikten sorna daha da kötü oldu bu durum. yemekte sultanahmet köftesi vardı ama pek memnun kalmadım açıkçası, oraya bülent ersoy, tarkan falan ooh ne güzel diye notlar bırakmış çerçeveletmişler ama öyle çok özel bişey yoktu yani.gelen pipetlerin içi kumluydu zaten (nası oluyosa anlamadım =) ) irmik helvası da yiyerekten otobüse gitmeye karar verdik, nerede diye sorduk öğretmenlerimize, şurada diye bi yeri gösterdiler, tamam dedik çeşitli otobüsler görünüyo orda, ama gittik gezindik gezindik bulamadık, gezinirkene bi dükkana daldılar kızlar, neyse oradan berrak bi balon aldı böyle kocaman zıplatılanlardan, sonra bulamayınca az bi telaşla annemi aradım, ayasofyanın önüne gelin dediler neyse gittik bulduk, ilk binenler de biz olduk o kadar kaybolup oyalanmamıza rağmen, ora dan da istanbul moderne gitmek için yola çıktık.

berrağın aldığı balon tabi ki en çok rabet gören cisim oldu otobüse binince, sonuçta da patlaması pek zaman almadı =) sonra bi baktım ece uyuyo, ona kızdım sonra duygu sömürdüm biraz, neyse uyumasını engelledim. biraz sonra vardık zaten, ama 45 dakika sonrayaymış randevu, isteyen otobüste oturabilir isteyen gezinebilir dediler, çoğu kişi uyumaya karar verirkene goxu yalın ece ben dışarı çıktık. o sırada da benim acayip uykum geldi. eceye yalvardım resmen gidip uyuyalım diye, kendim de uyuyamıyorum en başta birlikte uyumucaz dediğimiz için, ama bi türlü ikna olmadı, bak kimse anlamaz yarım saat uyuyuverelim dedim falan, ı-ıh, kahve içelim dedi, ben de taam deme durumunda kaldım. gittik bir yere oradaki, 2 adet tavla aldık eşli oynamak üzere, tam oyuna başladık, tam içecekler geldi, telefon çaldı ki rezervasyonu erkene aldık koşun gelin, çamur gibi bişeydi gelen zarla zorla içtim, başka içen olmadı zaten pek, hemen gittik girdik içeri koşa koşa, herkesi içeri alıyolardı gittiğimizde. neyse girdik biz de içeri, orada bi odaya aldılar bizi, çeşitli bilgileri doldurttular bir kağıda, sonra iki gruba bölerekten gezdirmeye başladılar. bize bir abi rehberlik ediyordu, çok da eğlenceli bi abiydi. gezindikçe işte sizce ne demek istemiş, sizce niye böyle yapmış gibi soruyordu ressamları anlattıktan sonra, resimlerim çoğu anlamsızdı, niye müzeye koymuşlar ki 5 yaşındayken yapıyodum ben bunu denebilecek cinsten. orada bir kapı vardı beyaz duvarın üzerinde yine bembeyaz, rehber abiye sorduk bu da sanat esri olamaz mı diye, o da itiraf etti eğer bi tane koruma zinciri koysaydık gelenlerin %85 i eser diye izlerdi diye =) haklıydı da adam, ama daha garipleriyle de karşılaşacaktık. çok çeşitli tablolar gördükten sonra (kes yapıştır, kesmeden yapıştır, karala, boya dök resim olsun ve hatta bilgisayardan animasyon ekle gibi tekniklerle). resim sergisi boyunca yarı uyur gezdim. aşağı heykel sergisine indik ve iner inmez uykum kaçtı rahatladım baya. inişteki merdiven de bir sanat eseriymiş böyle camlı zincirli falan, indik aşağı sadece bilgisayarda yapılmış çeşitli animasyonlar vardı bi tavşanın böcekler tarafından yenmesi, çeşitli meyvelerin çürümesi gibi ilk göze çarpan, sonra başka bi salona geçtik, ilk gördüğümüz şey bi standın üzerinde bir direkti. ööyle bi direk yani tek başına. sadeliği falan anlatıyormuş, güldük geçtik kısacası =) sonra işte daha garip çeşitli heykel ve heykelcikler gördük, bi süre sonra rehberimiz bizi kendi halimize bırakaraktan başka randevusuna gitti, teşekkür ettik biz de. sonrasında gezindikçe bana acayip bi ilham geldi her gördüğüm heykeli acayip sanatsal şekilde yorumlamaya başladım. bi ara tanımadığım çeşitli kimseler bile toplanaraktan tamamen sallama yaptığım yorumları dinlemeye başladı =) çok eğlendik, ama mantıklı yorumlardı bence yani. özel lütfen heykellere dokunun bölümü vardı, en baştan beri hişbişiye dokunamayınca orda onlara baka bi dokunduk =) pek bi anlam ifade etmiyolardı zaten çocuk parkı gibiydi. sonrasında da çıktık işte geziyi tamamlayıp. istanbul modern de bitince gezinin istanbul avrupa kısmı bitmiş oldu.

karşıya geçişte baya bi trafik vardı, bi de diğer köprüden geçtiğimiz için ilkinde gece nedeniyle tam anlayamadığımız yerleri görme fırsatımız olmadı.


anadolu kavağına giderkene bir yol ayrımına geldik. ne taraftan düşünürkene bir yol seçildi, seçilen yol tam anlaşılamadığından bi ekstra tur atıldı yuvarlaktan ve bi yoldan gitmeye başladık. alçak bir köpri gelince seçilen yolun yanlış yol olduğu anlaşıldı. biraz uzun bir geri geri yolculukla 2 tur attığımız yuvarlaktan 3. kez dönerek nihayet anadolu kavağına yaklaşmaya başladık baya uzun bi yoldu dağlar falan tırmandık, sonuçta küçücük bir kasaba olan anadolu kavağına geldik. burası baştan sona serbest zamandı ama baya baya küçük olduğundan pek bi anlamı olmadı =) zaten çoğunlukla öğretmenlerimizle birlikteydik. bi tur attıktan sonra çeşitli bi yere oturduk yemek için. gelin indirip yaparız ikram yaparız gibisinden karşılandık. okuldan başka bi grup da oradaydı. neyse yemekleri söyledik, güzel değildi gelen yemekler, üstelik hiçbir indirim de yapmadılar, yine de iyi kurtulmuşuz ki bindirim de yapmadılar diğer gruba yapmışlar =) hiç memnun kalmayarak çıktık, yedigül restorandı sanırsam. gezinirkene tekrardan, bi baktık waffle yapan bir yer var, buket hemen ben yerim diye gitti aldı, öyle olunca herkes almaya başladı =) bol çikolata ve dondurmalı olduğundan yemek aşırı derecede zor ve kirli bi işte ama güzeldi yani. waffle faslı da bitince tekrardan otobüse döndük ve hıdiv kasrına gitmek üzere yola çıktık, ece çok bahsetmişti ordan o yüzden baya merak ediyodum ama malesef yolda kaldık, otobüs kasra çıkan yola sığmadığın için geri dönmek zorunda kaldık. bu durumda da bir sonraki durağımız olan çamlıcaya doğru yola koyulduk. çamlıcaya giderken de baya bi geri dönüşler ve sıkışmalarda bulunduk ara sokaklardan gitmeye çalışırken, baya oyalanddık yani yollarda, neyseki sonuçta düzgün bir yol bularaktan çamlıcaya ulaştık soğuk falan iyice bastırmıştı artık gece olmuştu. ciddi şekilde uyarıldık orada tehlikeli kişilerin bulunabileceği konusunda, grupçana gezindik, oradaki istanbul manzarası gerçekten harikaydı


ama onun dışında belki de gece olduğundan kayda değer pek bişey bulamadık. aşağı indik otobüse, bu aralar benim uykum son derece kaçmış durumda ama en saçma sapan espirilere topluca gülmekteyiz, uykusuzluktandı o sanırsam (umarım =) )


biraz oralarda oyalandıktan sonra ankaraya dönmek üzere yola çıktık programa göre erken bir saatte. dönüş yolunda da çoğu kişi uyurkene biz karşılıklı sözümüzden dolayı eceyle uyumamaya çalışıyoduk ama yok olmuyo, o kadar gezinip de 48 saat uyumamaya çalışmak baya zormuş, ve de sonuç olarak 41. saatimizde uyuduk =( baya iyi geldi ama uyku =) herkes uyudu zaten arkada gece çalcaz vuhu diye darbuka alanlardan falan da ses çıkmadı. ve de sonuç olarak 5,5 ta ankaraya vardık. hava çok soğuktu donduk dışarıda otobüsten inince, herkesin anne babası aldı, biz de eve döndük. eve gider gitmez uyudum haliyle, sonraki günün de büyüük bir kısmını uyuyarak geçirdim ama pek de şikayetim yoktu yani. böylece başka bi okul gezisini de bitirmiş oldum.


« Geleceğe Dönüş :: Geçmişe Yolculuk »

bedava chat sohbet batak okey tavla