Yard. Doç. Dr Zeki Gürel
Zamanın elinden tutmak, çocuğun yanında olmak ve onun elinden tutmakla, gönlüne, aklına girmekle mümkündür. Siz çocuğunuzun midesini düşündüğünüz kadar, üzerine giydirdiğiniz kıyafeti düşündüğünüz kadar, onun dünyasını zenginleştiren ruhuna hitap etmeyi ki, bunun için de çocuk edebiyatının önceliğini düşünmediğiniz sürece ne söylerseniz söyleyin beni kandıramazsınız.
Çocuk ve edebiyat… Çocuğun yetiştirilmesinde, çocuğa şahsiyet kazandırılmasında, onun kültürel kimliğinin oluşturulmasında çocuğu hangi kitaplarla, görsel yayınlarla buluşturduğumuz o kadar önemlidir ki… Bunu yıllar sonra, kendi çocuklarımız karşımıza bize yabancı; toplumumuza, kültürümüze, milli ve dini kabullerimize, ortak insanlık ideallerine ters düşen birer genç olarak dikildiklerinde anlıyoruz. Ama o zaman iş işten geçmiştir artık. Çünkü çocukken verilen terbiye taşın üstüne yazılmış yazı gibidir, onu silmek çoğu kere, ancak o varlığı yıkmak, kırmak veya yok etmekle mümkün olabilecektir.
Geleceği okuyabiliyorsanız. Şunu rahatlıkla göreceksiniz. Dahil olmak veya bütünleşmek için uğraştığımız oluşumlar kapsamındaki ülke insanlarının insan kaynakları, nüfus artışları eksilere doğru giderken Türkiye’de bunun tam tersine bir gidişat söz konusudur. Öyleyse bu odakların yeni insan kaynakları için bizim çocuklarımızı devşirmeleri gerekmektedir. İşte bunun için çocuk edebiyatı meselesi millî güvenlik meselesidir diyoruz. Ve 2005’i değerlendirmeye geçiyoruz.
AKÇAğ, 1977 yılından itibaren yeni yapısıyla kültür hayatımızdaki yerini almış görünüyor. Kültür hayatımıza çeşitli sayıda ciltlerden oluşan 700’e yakın eser kazandıran Akçağ, yıllar geçtikçe kitap yayınlarını kendi içinde çeşitlendirerek yayın yelpazesi içine çocuk kitaplarını da almış bulunuyor. 2005 yılında da çocuk edebiyatı alanında setler halinde kitaplarla çocuk okurlarıyla buluşan Akçağ, bu yıl akademisyenlere hazırlattığı çocuk kitaplarıyla dikkatleri çekti.
“Avucumdaki Çocukluğum” adıyla hazırlanan projede her yaş grubu için 10 kitap olmak üzere toplam 40 kitap yer almaktadır. Projenin velilere ve öğretmenlere takdimi yapılırken tesbit edilen hususlar önemlidir:
“Elinizdeki kitap, ülkemizde ilk defa paket proje olarak hazırlanan, tamamen yerli ve özgün motiflerle düzenlenmiş bir çalışmadır. Yine ülkemizde ilk defa bir yazar ve uzmanlar kurulu tarafından, çocuklarımızın yaş düzeyleri ve öğrenme seviyelerine göre ruh sağlıkları, psikolojik gelişmeleri ve dil becerilerinin durumu göz önünde bulundurularak yazılmıştır.
Projede 2-15 yaş arası çocuklarımızın özellikleri tesbit edilmiş, yaş gruplarının istek ve ihtiyaçları araştırılmıştır. Buna göre dört düzey belirlenmiştir.
Yeşil renk düzeyi: 2-6 yaş, okul öncesi
Pembe renk düzeyi: 6-8 yaş, okumaya başlama
Mavi renk düzeyi: 8-12 yaş, anlama ve okumanın hızının gelişmesi
Kırmızı renk düzeyi: 12-15 yaş, okuma zevki ve alışkanlığının kazandırılması.
Proje kapsamında hazırlanan her kitabın sonuna eklenen sorularla da okuyucunun kitabı dikkatle okuyup okumadığı ve verilmek istenileni ne oranda aldığı test edilmiş oluyor. Aslına bu projenin kitaplarıyla ve buna benzer çalışmalarla ilgili yazılacak pek çok şey var. Ama, bu yıllık sayfalarını zorlar kanaatindeyim. Şu hususu belirlemeden geçemeyeceğim. Ciddi bir uğraşının ve maddî külfetin eseri olan bu kitaplarda yazıları resimlerin üstüne basmak zorunda mıydılar?
Akçağ’ın yayınları bu projeyle sınırlı değil elbette. Akçağ, yayınevi olarak kendi öz kültürümüzü yansıtan eserleri yayınlayarak çocukların ve genç neslin geçmişle kucaklaşmasını, geçmişini tanıdıkça da geleceğe daha emin ve güvenle bakmasına, bu ülkede fikir ve kültür hayatının zenginleşmesine katkıda bulunuyor.
Meneviş Yayınları, Fcr Yayın Reklam Bilgisayar Şirketinin çatısı altında çocuklara yönelik yayın yapan yeni bir oluşum. Yıllar önce yayınladıkları “Birin Önünde Sonsuz Sayıda Sıfır” adlı çeviri kitaptan sonra 2004’de çıkarttıkları 10 kitaplık bir setle çocuklara yeniden merhaba diyen yayınevi bu yıl çocuklar için 6 yeni kitap bastı. Değişik yaş gruplarına yönelik bu kitaplar tahkiyeli eserlerden oluşuyor. Çocukluktan ilk gençlik çağına geçişin eşiğindeki okurların beğenerek okuyacakları bu kitapların yazarları ise şunlardır: Burak Serdengeçti, Yılmaz Erdoğan, Mehmet Emin Ulu, Mehmet Ali Cengiz ve Rahime Ergüven. Ergüven, eserleri yakın zamanda yayınlanmaya başlayan bir Çanakkaleli…
Henüz çiçeği burnunda bir yayınevi olmasına rağmen, özellikle okul öncesi yayınlarıyla dikkatimi çeken NASA Yayınlarının hizmet kervanına katıldığını görüyoruz. BERİKAN yayınevinin kültür yayıncılığındaki hizmet halkasını genişleterek 2005 yılında çocuklara yönelik kitaplara ağırlık vermesi de önemli bir açılım. Önce “Empati” daha sonra da “Mor Menekşe” adıyla çocukların beğenisine sundukları kitap sayısının bir yılda 500’ü aşmış olması takdir edilecek bir gelişmedir çocuk edebiyatı adına. Ancak, bunlarında yaptığı diğer yayınevlerinden pek farklı değil; yeni telif eserler klasiklerin arasında kendilerine zor yer buluyorlar.
İşte bu noktada bir teklifte bulunmak istiyorum: Kültür Bakanlığı kitap yayıncılığından (çocuklar için) vazgeçti. Ama kütüphaneleri zenginleştirmek için piyasadan kitap almaya devam ediyor, etmeli de… Bu kitap alımlarında bence ağırlığı ve önceliği o yıl içinde ilk baskıları yapılan telif eserlere verse diyorum. Böylece yeni yazarların yetişmesini de teşvik etmiş oluruz diye düşünüyorum.
Bir de Kültür Bakanlığı her sene yıl sonunda o yıl içinde aldığı kitapların bir listesini kamuoyuyla paylaşabilse hem toplumda birtakım dedikoduların önünü almış olurlar hem de edebiyat sosyolojisiyle alakalı yapılacak çalışmalara yardımcı olmuş olurlar.
Bilmiyorum, Kültür Bakanlığının kitap alımlarıyla ilgili çalışmalarını yürüten komisyonda bir çocuk edebiyatçısına yer veriliyor mu?
T.C Başbakanlık Diyanet İşleri Başkanlığı Dini Yayınları Daire Başkanlığı, bu yıl çocuk yayınlarında diyanete yeni bir açılım ve zenginlik yaşattı. 2004’de Dinimi Öğreniyorum kitabıyla ilk işaretlerini veren değişim sırasıyla Kitabımı Öğreniyorum ve Peygamberimi Öğreniyorum kitaplarıyla devam ettirildi. Bu eserlerde, çocuklar için çocuk diliyle anlatıma dikkat edilmiş olmasının, çocuksu bir estetiğin mahsulü olan bu resimlendirmelerin ülkemiz çocukları açısından bir şans olduğunu düşünüyorum. Dağıstan Çetinkaya ve Osman Turhan’ın resimleri çocuğun dünyasına girmek ve onda yeni uyanmaları sağlamak açısından eserlere farklı bir zenginlik katmıştır.
Hiç şüphesiz ki, her iki eserde çocuklara; konu edindikleri Peygamberimizi ve kitabımızı sevdirmek amacını gütmektedir. Hal böyle olunca muhteva itibariyle de öncelikle “sevgi” kavramı etrafında tefekküre zemin hazırlayacak şekilde bir hareket noktası dikkate alınmış.
Bu kitapları okuyunca aklıma rahmetli Osman Yüksel’in yıllar önce hazırladığı Çocuklara Dini Şiirler adlı kitabının girişinde yazdığı düşünceler geldi.
TÜBİTAK, çocuklara yönelik yayınlarına devam ediyor. Tarihten bir yaprak adıyla basılan çeviri kitapta çocuklara bitkilerin tarihi serüveni anlatılırken, küresel ısınma tehlikesinin ne olduğu, nereden kaynaklandığı konusunda bilgiler veriliyor. 9-11 yaş grubundaki çocukların bilimi sevdirecek bir kitap… Popüler kültürün çocuklarımızı futbolculara, artistlere özendirdiği bir ortamda ebeveynlerin çocuklarıyla birlikte okuyabilecekleri bir kitap…
Hangimiz çocukluğumuzda ninemizden masal dinlemedik? Hangi ana baba çocuğuna masal anlatmamıştır ki? Çocuklara masal anlatanlar bilirler, biraz duraksadığımızda çocuk hemen sorar. “Ee, sonra ne olmuş?” veya anlatırken bir yeri atlasanız veya değiştirseniz hemen sizi ikaz eder. “Ama, orası öyle değildi” diye.
Masallar bir anlatı zinciri üzerine kurulduklarından, merak unsuru ağırlıklı olduklarından olsa gerek bir çağda çocukların severek dinledikleri veya okudukları edebi türlerden biri olarak dikkate şayandırlar. Zaten bu yaştaki çocuklar da “masal çağı çocukları” diye adlandırılırlar. Masalın eğitimdeki yeri, masalın çocuğun dil gelişimine ve kişilik gelişimine sunduğu katkılar masalın çocukta bediî duygunun gelişimine olan hizmeti… gibi konuların üzerinde elbette ki burada yoğunlaşacak değiliz.
Kağıt Gemi, çocukları masal içinde masala, düşler ülkesine taşıyor. Dilek Karagülle’nin Tudem Yayınları arasında çıkan bu masal kitabı (38 sayfa, resimleyen: Gökçe Suvari) , “Bir varmış bir yokmuş, masallarda söz çokmuş” diye başlıyor. Uykusu çalınan bir çocuğun; -ki o bir prensestir- başından geçenleri anlatıyor. Gülmeyi unutan, hayattan zevk alamayan bu prensesin hastalığına doktorlar çare olamayınca masal kahramanları girerler devreye…
Dilek Karagülle’nin çocuklara masal kahramanlarını hatırlatıp, metinler arası ilişkiler kurarak okuru çocukları düşler ülkesinde kağıttan bir gemi ile gezdirmiş olması dikkate değer. Masalın cazibesinden galiba
Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınlar dairesi de kurtulamamış. Haydi Masal Okuyalım, Sevim Ekinci’nin bir kısmını ninelerimizden dinlediğimiz masalları farklı bir yorum ve üslupla çocuklarımıza ulaştırmaya çalıştığı sevimli bir kitap. “Şaka”, “yalan”, “tembellik”, “bencillik”, “kanaatsizlik” ve “açgözlülük” gibi kavramları fablin sevimliliğiyle çocuklara anlatan bu masallarda çocuklara dersler veriliyor. Kitap beş masaldan oluşuyor: Şakacı Fiil, Horoz, Tembel Tavşan, İki Tilki, Şapkalı Kurbağalar. (Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2005, 80 s.
Yaklaşık altı yıldır, profesyonel çocuk tiyatrosu için oyunlar yapmakta ve okullarda çocuklarla çalışmakta olan Gülen İpek Abalı’nın Ağustos 2005’de Mitos Yayınlarından çıkan “Çocuk Tiyatrosu” adlı kitabı, ülkemizde yayınlanmış galiba ilk resimli çocuk tiyatrosu kitabıdır.
Kitapta yer alan dört oyun, Çirkin Ördek Yavrusu, Çıplak Kral, Gizli Dünya, Masal Dünya bildiğimiz masalların farklı bir bakış açısıyla yorumlanmasından oluşuyor. Çocukların oyun metinleri okuma alışkanlığı kazanmasında ve tiyatroyu çocukların dünyasına sokabilmek hususunda atılmış güzel bir adım. Gülen İpek, konuyla ilgili düşüncelerini şöyle dile getiriyor:
“Özelikle son beş sene içinde açılan sayısız tiyatro kursu ve çıkan çocuk oyunları giderek artan bir kitlenin bununla ilgilendiğini ortaya koyuyor. Bu durum bana tiyatronun ölmediğinin, aksine giderek artan bir hızla kitlelere yayılacağının müjdelerini veriyor. Oysa ana, ilk ve orta dereceli okullarda zorunlu okutulan yaratıcı drama dersleri ve o yaşlara hitap eden çocuk oyunların doğrudan çocuklarla iletişim kurulan alanlardır. Bu konudaki talep her geçen gün büyüdüğü için giderek daha çok sayıda da çocuk tiyatrosu yapan grup ortaya çıkıyor. Bu konudaki ilginin artmasının kaliteyi de beraberinde yükselteceğini düşünüyor ve tanıtım konusunda da bana yardımcı olursanız, bu yaklaşımımızla geleceğin Çocuk Tiyatrosu kalitesinin artacağına dair ümitleniyorum.”
Üniversitelerimizde de özellikle eğitim fakülteleri bünyesindeki bazı bölümlerde “drama” derslerinin olması, dramanın eğitimdeki yeri açısından olduğu kadar öğretmen adayları ile birlikte ilerde onların elinden tutacakları çocuklarla tiyatroyu canlandıracağı muhakkaktır. Ancak ortada şöyle bir hakikat de var; üniversitelerde bu dersleri okutanlar bu sahanın ne kadar içindedirler ve ellerinde yeterince materyal var mıdır?
TRT Radyo 1, Çocuk Bahçesi, Çocuklarla Baş Başa gibi programlarda yayınlanan oyunlarını kitaplaştıran Ayfer Öneysan, oyunlarını topladığı kitapları yazar, ilgilenen öğretmen ve öğrencilere armağan ediyor. Ayfer Öneysan’ın çevirdiği bu kısa oyunlar hem konuları hem de dilleri itibariyle çocuklar tarafından rahatlıkla sahnelenebilecek, hatta sınıflarda gösterimi yapılabilecek özellikte. AFG Yayıncılık’ın bu seriden yayınladığı (Ankara 2005, 47 sayfa) “5 kısa oyun” adlı kitapta değişik ülkelerden 5 oyun yer alıyor. (Nepay, İran, Myanmar, Japonya, Hindistan), oyunlar özellikle 7-12 yaş grubu çocuklar için düzenlenmiştir.
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Ankara merkez olmak üzere Ankara dışındaki sahnelerinde de çocuk oyunları sergiledi. Bunlar: Kül Kedisi, Kurşun Askerin Utancı Uçan Şemsiye, Gölgenin Canı, Bir Yaz Dönümü Gecesi Rüyası, Masal Bahçesi, Burnunu Kaybeden Palyaço, Uyuyan Güzel, Don Kişot, Sihirli Köpek…
Mektuplaşmanın neredeyse unutulduğu bir zamanda yaşamaktayız. Bir anlatım türü olarak mektubun zaman zaman bizde de romanların temelini teşkil ettiğini görüyoruz. Halide Edip Adıvar’ın Handan romanı, Halide Nusret Zorlutuna’nın Küller romanını buna örnek olarak gösterebiliriz.
Mektup türünün incelikleri ve güzellikleriyle çocukların dünyasına girmeye çalışan bir kitap da Babama Gönderdiğim Şişedeki Mektuplar adlı eserdir. (Saklambaç Yayınları, 61 s.)
Eserin kahramanını Hanna, Baltık Denizi kenarında ailesiyle birlikte yaşamaktadır. Babası denizde çalışan bir bilim adamıdır. Hannan’ın Hint Okyanusu’nda bulunan babasıyla görüşme imkanı yoktur. Hanna sonunda babası ile iletişim kurma yolunu bulur. Babasına yazdığı mektupları bir şişeye koymak ve okyanusa bırakmak…
Neler yazmaz ki Hanna? Arkadaşlarından, ailesinden, evlerinin bahçesindeki zürafadan komşularından bahseder, günlerinin nasıl geçtiğini anlatır.
Hanna endişelidir. Babasından cevap gelmediği için mektuplarının ona ulaşıp ulaşmadığını bilmez. Yine de babasına sık sık yazmaya devam eder. Bu mektuplarda özlem var, hüzün var, sevgi var…
Okuyucusunda hayal kurmayı geliştirecek, gülümsemeyi sağlayacak, yeni açılımlara vesile olacak bir kitap. Hubert Scbirneck’in yazdığı bu eseri okuyunca Nazlı Rünü Gürel’in şiir için yaptığı şu tesbiti hatırladım:
“ŞİİR
Bir şişedir şiir!... Suya salınmış. Geniş okyanusların ıssız bir köşesinden. Şiir bir mesaj bir duygu taşır. Kim bilir? Nerde, ne gün, kime ulaşır. Şiirde tefekkür; tabi ki vardır. Fikir de gıdayı duygudan alır.” (Baharname, Kastamonu 1997, s.99)
“Şimdi beni iyi dinleyin
İnsan sevgisini ıskalamayın ama ne yapıp edin siz de bir kedi edinin”
Çocukların hayvanları çok sevdiğini biliyoruz. Hatta çocuklardaki sevme ve sevilme ihtiyacının öğretilmesinde hayvan sevgisini öne çıkartan hayvan edinme gereksinimini de bilmeyenlerimiz yoktur. Çocukların severek okuduğu bazı kitaplara imza atan Çetin Öner’in Dünyanın Bütün Kedileri isimli kitabı Can Yayınları arasında çıktı.
Sevgili Kuşlar kitabının kahramanları, Sultan Sazlığın’ndan yaşayan bir flamingo ailesidir. Hayati bir problemle karşı karşıyadırlar. Bir taraftan tarım arazisi elde etmek isteyenler kanallar açıp sazlıktaki suyun azalmasına sebep olurlarken diğer taraftan suya dikkatsizce atılan tarım ilaçlarının kutularından suya karışan zehir flamingoları ve onlarla birlikte diğer kuşları da tehdit etmektedir. 8-12 yaş grubu çocuklara hitap eden bu eser, çocuklarda çevre bilinci ve hayvan sevgisi konularında etkili olacaktır. Çocuk kitaplarıyla ödüllerde kazanan Ayfer Gürdal Ünal’ın bu eserindeki dikkatte onun yurt içi ve yurt dışı tecrübeleri de etkili olmuştur diye düşünüyoruz. (Kök Yayıncılık, Ankara, 91 sayfa)
Çocukları zaman yolculuğuna çıkartan Sihirli Ağaç Evi dizisi, Mary Pope Osborne’nin Türkçede yayınlanan kitapları. Bu dizide otuzdan fazla kitap yer alıyor. Ancak bu kitaplardan şimdilik sadece dört tanesi yayımlandı. Doğan Egmont yayıncılıktan çıkan kitapların isimleri şöyle: Hava Kararmadan, Dinozor Macerası, Şafakta Şövalye Macerası, Sabah Mumya Macerası, Öğleden Sonra Korsan Macerası, Sibel Şakacı’nın dilimize kazandırdığı bu kitapların kahramanları, Jack ve Anine adlı iki çocuk. Kahramanlar onları zaman tünelinde yolculuğa çıkaracak sihirli bir ağaç ev keşfediyorlar. Kendilerini tarih öncesi çağlarda dinozorlarla beraber, bir şatoda davetsiz misafir olarak, Mısır’da Nil Prensesine yardım ederken ve ıssız bir adada korsanlardan kurtulmaya çalışırken buluyorlar. Böylece sihirli ağaç evi keşfeden çocuklar, evde buldukları kitap yardımıyla geçmişe yolculuğa çıkıyorlar.
Çocukluk rüyalarımızın en güzelleri hiç şüphesiz bir yerden bir yere uçarak gitmemizdir. Bir kuş gibi ya da bir kuşun kanadında değil, kendi kollarımızı çırparak seyri aleme çıktığımız rüyalar yaşımız ilerledikçe kaybettiğimiz çocukluğumuzun mutluluk anlarıydı. Geçmiş zamana ve geleceğe; daha doğrusu bilinmeze, meçhule gitmek çocukluğun önemli tutkularındandır. Çocukları harika zaman yolculuklarına çıkaracağına inandığım bu serideki kitaplardaki maceranın başlangıcının da yine bir kitap olması enteresandır. Çocuklar da kitap okuma alışkanlığını kamçılayacak bir seri kitap diyebiliriz. Batı mitolojisinin hareket noktası olduğu anlaşılan bu kitaplardan sonra aynı şekilde bizim mitolojimizi hareket noktası yaparak niçin bir seri yapılmaz diye ister istemez düşünüyoruz…Okunan her kitap çocukta merakı kamçılamalı, onu yeni kitapları okumaya davet etmeli ve onun elinden tutmalı, değil mi?...
Tudem Kültür Yayınları arasından çıkan Sözsüz Sevgi, biri kısa, diğeri uzun iki hikayeden oluşuyor. Kitaba adını veren hikaye, eserin kahramanı Barış’ın ebeveyni yanında olmadığı için gönülsüz olarak çıktığı yaz tatilinde başından geçenleri anlatıyor. Barış Fethiye’ye dedesigilin yanına tatile gidiyor. Burada denize dalıyor, işitme engelli Hakan ile dost oluyor. Barış’ın denize dalmasının anlatıldığı yerlerde bir takım tedbirsizliklerin olması okuyucusu çocuklar olan bir kitapda ne derece doğrudur diye düşünmeden edemiyoruz. İşitme engelli biriyle arkadaşlık kurması olumlu bir model olsa gerek. Belki de yazar kitabın adını da bu dostluktan hareketle koymuş olmalı. (Dilek Yazar, Sözsüz Sevgi, İstanbul 2005, 52 sayfa)
Çocuklarımız ve Bilmediklerimiz
Uzman Devrim Uluer’in kaleme aldığı “Çocuklarımız ve bilmediklerimiz” (Paragraf Yayınevi, 210 s.) de zekanın tanımı, ölçüm metotları ve bunların geçerliliği, üstün zeka ile ilgili bilgiler, zihinsel yetersizliğin sebepleri ve doğum öncesi tanısı, böyle çocukların eğitiminde yapılması gerekenler, dikkat eksikliği ve hiperaktivite hakkında bilinmesi gerekenler konu başlıkları olarak dikkatimizi çekiyor.
Çocukların zekaları sadece dil ve matematik becerileri ile sınırlı değildir. Çocuğun yetenekleri ve becerileri, hayal gücü ve yaratıcılığı, kişilik özellikleri ve sosyal ilişkileriyle bir bütündür.
Çoklu zeka kuramının kurucusu Howard Gardner’a göre zeka, en genel tanımıyla; değişen dünyada yaşamak ve değişimlere uyum sağlamak amacıyla her insanda kendine özgü bulunan yetenekler ve beceriler bütünüdür. Zeka hem biyolojik hem de psikolojik bir potansiyeldir. Çoklu zeka kuramına göre günümüzde 8 farklı zeka alanı olduğu bilinmekle birlikte zeka alanlarıyla ilgili çalışmalar sürmektedir. Bütün zeka alanları daha doğuştan gelişmeye her zaman hazırdır.
Gardner çoklu zeka kuramının bir eğitim yöntemi olmadığını ancak zeka alanlarını göz önünde tutarak yapılan eğitimin hedeflere ulaşmada güçlü bir araç olduğunu savunmuştur.
Çoklu zeka kuramı ile çocukların zeka profilleri oluşturularak güçlü zeka yönleri ön plana çıkarılır. Herhangi bir yönde başarı gösteren çocuğun öğrenme motivasyonu da yüksek olacağından zamanla diğer zeka alanları da güçlenecektir.
Sahanın uzmanları; yaratıcı düşünme üretimine, temel kavramları öğrenmeye, sebep-sonuç ilişkisi kurmaya ve araştırmaya yönelik bir içerikte olmasını savunmuşlardır. Çocukların ancak böyle bir eğitim sürecinde derinlemesine anlam kurabileceklerini dile getiren Gardner, yalnızca iyi öğrenilmiş bilgilerin başka durumlara transfer edilebileceğini söylemiştir.
Tüm bunlardan yola çıkarak Kök Yayıncılık, Hülya Gelmedi Tokuç’a “Zeka Küpü” adıyla bir set hazırlattırmış. Ferit Avcı’nın resimlediği set öğretmen kitabıyla birlikte 8 kitaptan oluşmaktadır.
Günümüzde zekanın sekiz ayrı alanı olduğu düşünülmektedir.
- Dil-Sözel zeka
- Matematik mantık zekası
- Görsel-uzamsal zeka
- Müzikal zeka.
- Bedensel-kinestetik zekası
- Kişiler arası zeka
- İçsel zeka
- Doğa zekası
Çocuğun günlük hayatında karşılaştığı problemleri etkili ve verimli bir şekilde çözebilmesi, yani yaşam becerisini ve akademik başarısını en iyi düzeyde gerçekleştirebilmesi, tüm bu zeka alanlarını etkili bir şekilde kullanması ile mümkündür.
İşte bu ihtiyaçtan yola çıkılarak hazırlanan bu set ile çocuklarımızın tüm zeka alanlarının gelişimine en üst düzeyde katkı sağlanacağı muhakkak. sekiz farklı zeka alanına göre hazırlanan çalışma kitapları ile çocuklarımızın bu zeka alanlarındaki ilgi ve becerilerini daha yakından takip etme ve desteklenmesi gereken zeka alanları ile ilgili önerileri uygulama şansı bulacaksınız.
Bilgisayar Oyunları
“Kitabı sattıran fısıltı gazetesidir.” Fransız yazarı, eleştirmen Pierra Assoline’nin bu sözünü Vatan Kitap Eki’nde okuduğumda (Saadet Özen, 6 Nisan 2005), çocukların fısıltı gazetesinin gönüllü muhabirleri olduğunu hatırladım. Atalarımız ne güzel söylemişler: “Çocuktan al haberi” diye. Ama, günümüzde çocuklar genellikle birbirlerine okunacak güzel kitapların adlarından çok yeni çıkan ve bir çocuğu da aşırı dozda şiddet içeren bilgisayar oyunlarının adlarını fısıldıyorlar hiç dikkat ettiniz mi?
Son yıllarda, “Himan”, “Starwars”, “Batman”… gibi post modern kurtarıcılarla çocukların dünyasına girmeye çalışan Batı’nın bu yapımlarının arka planında onların şuur altını besleyen mitolojilerin bulunduğunu görmek ve bilmek zarureti vardır. Bunu şunun için vurgulamak lüzumunu hissettim; bizim yazar ve ressamlarımız da, bizim şuur altımızı oluşturan mitolojimizi kullanarak yeni kahramanlar yaratabilmeli ve çocuklarımızın dünyasına girebilmelidirler. Hatta buna mecburuz, küreselleşme rüzgarlarının önünde çocuklarımızın savrulup gitmesine göz yumacaksak o zaman bir diyeceğimiz yok elbette!
Türk çocuk edebiyatında yazar, ressam ve çizerlerin tiyatrocuların Türk destan ve masallarını yeni eserlerinde çıkış noktası yapmalarında çok büyük faydalar vardır. Unutmayalım ki destanlar ve masallar bir milletin millî şuur altıdırlar.
Çocuklar da yazar!... Çocuk edebiyatı kavramı etrafında düşünürken, acaba çocukların yazdıklarını da çocuk edebiyatı sayacak mıyız? diye bir soru ister istemez gündemimize gelmektedir.
Yayınlanan çocuk dergilerine baktığımızda, bu dergilerin sayfaları arasında çocuklardan gelmiş çok güzel şiirlere, hikayelere ve diğer türlerden yazılara rastlıyoruz. Soru şu: Bunları çocuk edebiyatından sayacak mıyız yoksa saymayacak mıyız? Burada tartışılacak bir husus yok. Eserden hareket ettiğimizde, söz konusu eser edebî değer taşıyorsa ve okunduğunda çocukların dünyasına da rahatlıkla girebiliyorsa mesele yoktur. Eserin altındaki imzanın bir çocuğa mı yoksa bir yetişkine mi ait olduğu artık bir çocuk edebiyatçısı olarak bizi bağlamalıdır diye düşünüyoruz.
Mavi Uğur Böceği: 1994’de Adıyaman’da doğan Rümeysa Dolaş, “Küçük yazardan öyküler” diyerek yazdıklarını bir kitap halinde bastırmış (Ankara, 2005, 92 s.) Kitapta çocuk duyarlılığıyla kaleme alınmış yirmi adet hikaye yer alıyor. Bu esere imza atan Rümeysa Dolaş’ın kendini anlatırken yazdıkları bence çok önemli:
“İlk öykü yazmaya 3.sınıfta başladım. Başta sınıf öğretmenim olmak üzere birçok öğretmenim bana “Küçük Yazar” diyerek yazmaya devam etmemi istiyorlardı. Zamanla bu lakap öğrenci arkadaşlarının arasında da yayıldı. Sanki adım Küçük Yazar’dı. Doğrusu hoşuma da gidiyordu. Ama başaramazsam alaylı sözler olarak da kalabilirdi. Bu nedenle daha çok okumaya ve yazmaya karar verdim. Her öyküm bir öncekinden daha çok beğenildi. Aynı desteği yeni sınıf öğretmenim ve diğer öğretmenlerim de veriyorlar. Okulun zengin bir kültür kütüphanesi ve çok iyi öğretmenlerim var. Çalışmak ve başarmak da bana düşüyor.
Küçük yazarlığım büyük hayallerle başladı. Geleceğin büyük yazarı olmaya hazırlanıyorum. İnşallah başarırım.”
Şimdi lise öğrencisi olan Törenur Özbay isimli kızımızın henüz ilköğretimdeyken kitap halinde yayınladığı Yıkmayın Dünyamı adlı eserinde yer alan nesir ve şiirleri, daha sonra Sevgi Kuşağı ve Sesim Mısralarda isimli kitapları takip etmişti. İlk kitabı yayınlandığında okulu da bir jest yapmış (Ceceli İlköğretim Okulu) okul günlerinde bu küçük yazara kitabını imzalaması için fırsat hazırlamıştı. Bu tür heyecanları yaşayan çocukların istikbale yürüyüşleri de her halde daha başka olacaktır.
Polatlı Belediyesi’nin düzenlediği masal yarışmasında sonuçlar açıklandığında şaşırmıştım. Çünkü, henüz çocuk yaşta yazarlardan da dereceye girenler vardı… ve bunlar kendilerinden neredeyse iki üç yaş büyüklerle yarışmış ve başarmışlardı.
Çocuk dergilerini bu dikkatle inceleyenler göreceklerdir ki, şair ve yazar olarak da oldukça başarılı çocuklarımız vardır. Mesela, Diyanet çocuk dergisinde ve yurt dışında pek çok dergide şiirleri ve yazıları yayınlanan Rabia Betül Gürel’in üslubundaki kıvraklığı yazıları okuyanların hayretle karşıladıklarına şahit oldum.
Çocuk yazar ve şairler listesini genişletmek elbette ki mümkün. Bu hususta şunu belirtmekte fayda görüyorum. Bu ülkede Milli Eğitime bağlı okullarda 15 milyona yakın çocuğumuz okuyor. Mesela Milli Eğitim Bakanlığı eğitim ve öğretiminden sorumlu olduğu bu çocukların elinden tutup onların hazırladıkları şiir, hikaye, masal, ve diğer türlerden kitapları yine çocuklara resimlettirerek “İlk Adım” başlığı altında bir seri halinde Bakanlığın Çocuk Yayınları arasında yayınlayamaz mı?
Bu konuda farklı ve yeni bir çalışma olarak Sesimi Duyun “Benim de Sesim Var” isimli esere dikkatleri çekmek isterim (Kök Yayıncılık, Ankara 2005, 217 s.)
“(…) Neden ki lafınızın üçüncüsü “sen sus, anlamazsın, küçüksün!” oluyor. Benim de sesim var, sesimi duyun!
Lütfen bırakın böyle davranmayı…
Bizlere çocuk deyip geçmeyin. Bazı konuları sizden daha iyi düşünebiliriz. Neden siz de Atatürk gibi bizlere “Bugünün küçüğü, yarının büyüğü” gözüyle bakmıyorsunuz? Bizleri hep kendinizi yüceltmek için küçük düşürmek zorunda mısınız? Bırakın böyle davranmayı. İnsan gibi yaşayalım. Kötülük olmayan, sevgi, barış olan bir ülke içinde yaşayalım.” (Arka kapaktan)
Çocuklarımızı seviyorsak ne olur onlara: “Yaşıyorum ve düşünüyorum. Fakat sesimi kimse duymuyor.” dedirtmeyelim.
Bugüne kadar pek çok kültür, sanat ve edebiyat dergisi çocuk edebiyatı özel sayıları yayınladılar. Ancak 2005’de Hece dergisinin yayınladığı çocuk edebiyatı özel sayısı, bu yıl çocuk edebiyatçısına kaynaklık edecek yegane eserlerden biridir. Ağustos-Eylül ayında 10. özel sayı olarak çıkan dergide (Hece Edebiyat Dergisi, Yıl 9, Sayı:104-105, Ağustos-Eylül 2005, 656 s.), yedi bölüm bulunuyor.
Derginin bu sayısında, çocuk edebiyatı kavramı ve çocuk edebiyatının diğer sahalarla ilişkileri, çocuk edebiyatının tarihi, çocuk edebiyatçıları ve çocuk edebiyatı kaynakçası geniş bir şekilde ele alınmış. Söz konusu yazıları kaleme alan zengin bir yazar kadrosu da var: Ali Fuat Bilkan, Hilmi Uçar, Mevlana İdris, Mustafa Karaosmanoğlu, Fikret Uslucan, Tülin Arseven, Yusuf Çağlar, Gönül Utku, Sıdık Akbayır, Dursun Ali Tökel, Selçuk Çıkla, Şahin Köktürk, Ahmet Efe, Üzeyir Gündüz, Hüseyin Aydoğan, Ercan Yıldırım, Hale Temel, Mustafa Aldı, Mehmet Dursun Erdem, Şerife Şahin, Ayşe Sevim, Elif Konar, Necip Tosun, Tacettin Şimşek, Şaban Sağlık, Sevgi Soylu Koyuncu, Ata Yakup Koyuncu, Şeyma Büyükkavas Kuram, Sadık Yalsızuçanlar, Vural Kaya, Salih Nurdağ, Mahmut Babacan, Seçil Çokan, Havva Tekin, Köksal Alver, Mustafa Ökkeş Evren, Yusuf Turan Günaydın, Vefa Taşdelen, Kenan Çağan, Zeki Karakaya, M.Kayahan Özgül, Ahmet Şimşek, Nazlı Rana Gürel, Nemika Tuğcu, Kemal Ateş, Emine Çelebioğlu, Şaban Sağlık, Cemal Şakar, Sinan Ceran, Gökhan Özcan, Mustafa Şerif Onaran, Doğan Hızlan, Afet Ilgaz, Nuray Özyer, Ömer Lekesiz, Necati Mert, Veysel Çolak, Arif Ay, Mehmet Tekin, Hüseyin Tuncer, Ayşe Kara, Abdullah Şevki, Emine Eroğlu, Gökhan Akçiçek, Mustafa Şahin, Selçuk Küpsüz, Yavuz Bayram ve Zeki Gürel.
Çoluk Çocuk Dergisinin ocak 2005 sayısının dosya konusu “Çocuk Yazını ve Kitapları”……. Dosyada “Çocuk ve Kitap” “Çocuk Gelişiminde Kitapların Yeri,” “Çocuk, Yazım ve Yaşam” ve “ Çocuk Yazımında Neler Yapılmalı?” başlıklı yazılar sahanın ilgilenenlerinin dikkatle okumaları gereken çalışmalar. “ Çocuk Yazım ve Yaşam” başlıklı yazıda okul öncesi ve ilköğretim çağı çocuklarına yönelik kitap listesinin verilmiş olması da önemli.
Çocuk edebiyatının bir ders olarak üniversitelerimizde okutuluyor olması çok yerinde bir gelişmedir. Aslında çocuk edebiyatının öğretmenlik formasyon dersinden biri olarak eğitim fakültelerimizin bütün bölümlerinde mutlaka okutulması gerekmektedir diye düşünüyorum. Bu fikrimi de değişik zamanlarda değişik ortamlarda pek çok defa dile getirdim. Ama maalesef hala bu hususun hassasiyetini yetkililerimize anlatamadık.
Üniversitelerimizde bazı bölümlerde çocuk edebiyatının ders olarak okutulmaya başlanmasıyla bu sahada ihtiyaçtan kaynaklanan ders kitabı niteliğinde yeni eserlerin yazılıp basılması da gündeme geldi. Ama hala YÖK çocuk edebiyatını bir ana bilim dalı olarak tanımadı.
Bazı üniversitelerimizde çocuk edebiyatı sahasında lisans tezlerinden sonra son zamanlarda yüksek lisans tezleri de yapılmaya başladı. İki örnek vermek istiyorum Elif Yiğit’in hazırladığı Peyami Safa’nın Server Bedi imzalı Tahkiyeli Eserlerinin Çocuk Edebiyatı Açısından İncelenmesi ve Şahin Şimşek’ in Kemalettin Tuğcu’nun Hayatı ve 50 Romanından Hareketle Çocuk Edebiyatımızdaki Yeri adlı mastır tezleri benim de öğretim üyesi olarak çalıştığım Abant İzzet Baysal Üniversitesinde Yard. Doç. Dr. Nezahat Özcan tarafından yönetilmiştir.
KÖK Yayınları arasında çıkan Çocuk Edebiyatı isimli eserinde (Ankara, 2005. 191.s) Yard Doç. Dr. Havise Çakmak Güleç ve Yard. Doç. Hulusi Geçgel, okul öncesinde edebiyat ve kitap merkezli bir çalışma ortaya koymuştur. Kitap bu haliyle üniversitelerimizin eğitim fakültesindeki okul öncesi bölümlerindeki çocuk edebiyatı dersi için kaynak niteliğindedir.
Daha önce Öner Civaroğlu’nun Esin Yayınlarından çıkan Çocuk Edebiyatı kitabı ile bu eser birbirini tamamlamaktadır. Civaroğlu’nun kitabı, liselerimizin çocuk gelişimi bölümlerindeki müfredata göre hazırlanmıştır.
Prof. Dr. Mahmut Tezcan’ın Çocuk Sosyolojisi isimli eseri (Kök Yayınları, Ankara, 2005, 151s) bu sahada bizim ülkemizde yayınlanan ilk eserdir. “çocuk sosyolojisi” kavram olarak çocuğu ciddiye alan ve çocuk merkezli çalışmalar yapanların mutlaka görmesi gereken bir eser.
Kaygı ve sınav kaygısı hem çocuklarımızın hem de anne – babanın ve öğretmenlerimizin ortak derdidir. Yıllarca üniversitelerimizde eğitimci olarak çalışan ve bu güne kadar da yirminin üzerinde kitaba imza atan İhsan Kurt bu konuyu Sorularla Kaygı ve Sınav Kaygısı adlı kitabında işliyor.
Aslında çocukların kitap okumalarına engel olan hususlardan biri de bu sınav kaygısı ve korkusu değil midir? Bu eser yetişkinler tarafından çocuklar için okunacak kitaplar listesine alınmalıdır diye düşünüyorum. (Ankara, 2005, 154s)
Bir zamanlar (1979 Dünya çocuk yılında) gazetelerin çocuk dergisi çıkartmaları moda olmuştu. Aslında Türkiye’de çocuk dergiciliği üzerine çalışanlar göreceklerdir ki, pek çok çocuk dergisi nin doğum tarihi 1979’ dur.
Bankaların ve gazetelerin bir zamanlar yayınladıkları bu çocuk dergilerinden pek azı günümüze kadar yaşatılabildi. Milliyet yayın grubunun çıkarttığı dergiler ile Türkiye Çocuk bu şanslı dergilerden.
2005’de de Akşam gazetesi Akşam Çocuk zaman gazetesi de Arkadaş dergisiyle çocuklara ulaşmaya çalışıyor. Yazarlar Birliğinin 2005 çocuk Edebiyatı ödülünü alan Ebe Sobe dergisi ile Gonca dergisi öyle zannediyorum ki, hayli geniş bir okuyucu kitlesiyle buluşuyor.
Diyanet Çocuk dergisi yayın çizgisinde ve fiziki özelliklerinde yaptığı yeniliklerle devam ediyor.
Magazin ve çizgi roman ağırlıklı pek çok dergi var çocukların dikkatini çekecek. Bunların büyük çoğunluğu Batıdan çeviri dergiler.
2005’ in en anlamlı yayını bence okuyan eller için basılan Körebe dergisiydi. Altı Nokta Körler Dergisinin görme engelli çocuklar için hazırlayıp yayınladığı bu dergi bu yıl içinde ancak dört sayı çıkabilmiş. Beyaz kartona kabartma harflerle basılan dergiye Yalvaç Ural in zaman zaman danışmanlık yaptığını öğrendik.
Sokak çocukları toplum olarak hepimizin ortak problemi olmalıdır. Adana Sokak Çocukları Derneği, üç ayda bir yayınlanmayı tahahüd ettiği Uçan Balon adlı çocuk dergisinin birinci sayısını Ocak 2004’de yayınlamıştır. İkinci sayısını ise ancak Aralık 2004’de çıkartabildiler. Mustafa Şerif Onaran’ın bu dergi için yaptığı eleştiriye katılmamak mümkün mü?
“Süreli yayınlara önem verilmesi, içinin doyurucu olmasını gerektirse de; zamanında çıkmasına özen gösterilmesi de istenir. İyi kağıda basılan, kapsamlı yazılarla çıkan bir derginin verdiği söze uymaması ileriye dönük umutlara gölge düşürüyor. Annemin “insan çocuğunu büyütürken kendini eğitir” diye bir sözü vardır.
Uçan Balon çocuklar için mi çıkıyor, büyükler için mi? Çocuk sorunları öylesine çözümsüz kalmış ki, büyüklerin kendilerini eğitmeye gereksinimi var. Dergi çocuk sorunlarını irdelerken, büyüklerin, onların geleceğini hazırlayan bir birikim içinde olmasına çalışıyor.
Çocukların yolunu açmak, yarının umudu olacak bir eğitim içinde onları hazırlamak, içinde bulunduğu koşulları yorumlayarak anlamak gerektirecektir. “(Mustafa Şerif Onaran, “Uçan Balon”, Cumhuriyet kitap, 3 Şubat 2005 sayı 278, sayfa 28-29).
Çocukları için yayınlandıklarını iddia edilen pek çok dergide maalesef biz yetişkinler kendimizi göstermekten pek hoşlanıyoruz galiba…
Bir de okullarımızın çıkardığı çocuk dergileri var. Bunlar ağırlıklı olarak okulun tanıtımına yönelik olmalarına rağmen, çocukların da katkıları ve eserleriyle çıkmaları bakımından önemli yayınlardır diye düşünüyorum.
Evimin olduğu Sincan ilçesinde okullara yaptığım ziyaretlerde bu tür çalışmaların önemini anlatmaya çalışıyorum. Bu ilçede yayınlanan okul dergileri şunlar: 75. Yıl Özkent Akbilek İlköğretim Okulu’nun çıkarttığı Çalakalem, Nedret Arif İlköğretim Okulu’nun çıkarttığı Gökkuşağı, Melikşah İlköğretim Okulu’nun çıkarttığı Teneffüs, Osman Ünyazıcı İlköğretim Okulu’nun çıkarttığı Okur musunuz, Malazgirt İlköğretim Okulu’nun çıkarttığı Sandık adlı dergiler okul dergileri arasında dikkatimizi çekenlerden.
T.C. Milli Eğitim Bakanlığı da çocuk dergisi çıkarıyordu. Ocak 2003’de 1. sayısı yayınlanan Elma Şekeri dergisi Haziran 2005’de yayına ara verdi.
Bakanlığın çıkardığı Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim dergisinin eki olarak hazırlanan Elma Şekerinin bu kadar kısa ömürlü olmasına bir mana veremedik. Bir zamanlar Kültür Bakanlığımız da Elma Şekeri adıyla bir çocuk dergisi yayınlamıştı. Ama her ne hikmetse o da uzun ömürlü olamamıştı.
Aslında bu ülkede çocuklar için mutlaka bir süreli yayın çıkartması gereken bir müessese olarak gösterilecek ilk adres herhalde Milli Eğitim Bakanlığıdır. Bakanlığa bağlı okullarda 15 milyona yakın çocuk bulunuyor. Okuyucu zümreleri içinde en kalabalık kitle olan çocuklara devlet ulaşmayacak da kim ulaşacak? Devlet ulaşacaksa bu Milli Eğitim Bakanlığı vasıtasıyla olmalıdır.
“Türkçem benim ses bayrağım.” diyen asırlık çınar Fazıl Hüsnü Dağlarca için düzenlenen onur günü ile 2004’ü uğurladık. Yaşı bugün 90’ı geçmiş bulunan şairin çocukların dünyasına girmeyi başarmış pek çok şiiri bulunmaktadır. Makedonya’da bulunduğum zaman zarfında sevinerek şahit olduğum bir güzellik de Dağlarca’nın bu ülkedeki Türk çocukları tarafından biliniyor ve sevilerek okunuyor olmasıydı. Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Makedonya’yı anlattığı şu şiir de onlardan biriydi:
MAKEDONYA
Makedonya çocuklar ülkesi
Her yıl Ohrid Gölünde
Struga da toplanır bin bir çocuk
Vardar’dan gelenler
Elleri üzüm
Elleri buğday
Kimi Makedon, kimi Arnavut, kimi Türk |